Kategoriler :
Alt Kategori :
2006 Mart - Döşüne Kurban Olduğum
Tarih : 21.10.2011 09:49:37
Okunma : 1200
Yıl 13 - Sayı 149 - Mart 2006

Döşüne Kurban Olduğum

Kıymetli Kardeşlerim...

Sami Efendimiz (k.s.)'den için, 'O da insan, biz de insanız.' diyorlar. Evet o da insan biz de insanız, ancak aramızda büyük farklar var. Arada, yer ile gökten daha fazla fark var. İnsan var insancağız. Hafız hafızcağız var, doktor var doktorcağız var. Herkesin bir 'cağız'ı var. Onun için Mevlâ bizlere onların büyüklüğünü görebilmeyi nasip buyursun.

Ömer Bey, Sami Efendimiz (k.s.)'den, 'Biz ona şahdamanndan daha yakınız.' (Kâf, 50/16) âyetinin tefsirini sordu. Allah Allah. Efendimiz (k.s.) bu âyet hakkında gönülleri mest eden bir izahatta bulundu. 'Bu âyette ifade buyrulan damardan kastın şah damarımız olduğunu zannediyoruz. Hayır. Habli'l-verîd, kalbin yanından geçen bir damardır ve o, kalbe çok yakındır. Bu damar, murakabe zamanında, semaya doğru giden, yani, telsiz direği gibi, semaya doğru açılan, Arş ı Azam'a uzanan bir damardır.' buyurdu.

İbrahim Eken Hoca anlatıyor, yeminle ifade ediyor: 'Bir sohbet esnâsında idi. Efendimiz (k.s.) ihvana konuşuyordu. Herkesin seviyesine göre izahatta bulunuyordu. Huzuruna dâhil
olunca, vallahi Bağdat'ta tahsilim esnasında okuduğum bütün kitaplan özetledi.' Efendimiz (k.s.), âlim değilmiş diyenlere, ilmini böyle gösteriyor.

Allah aşkına Üstadımız'ı incitmeyelim, ne emrettiyse tutalım. Bunu rica ediyorum sizden.

Askerden yeni gelmiştik. Kılavuz Hafız'la birlikte ziyaretlerine gittik. Bu ziyaretimizde orda bir de hâkim vardı. Efendimiz (k.s.) ona, gönlü anlatıyordu. Buyuruyordu ki, 'O, ayaktan yukarı çıkmış, kafadan aşağı inmiş, ikisinin ortasında parlamış bir cevahirdir. İrfan, iman, huzur, zikir, ledünniyat, kenzullah, beytullah, arş-ı azam var onun içinde.'

Allahın indinde kadri Zannettik zamanın bedri Arş-ı â'zam olmuş sadrı Döşüne kurban olduğum.

deyince, Ömer Bey, 'Efendimiz (k.s.)'i nasıl da vasfetmişsin.' dedi. Ben, daha binde birini vasfedemedim. Ben hayâli olarak anlatıyorum. Ah onu hakkıyla bir anlatabilsem... Kırk beş seneden beri Efendimiz'le görüşürüz. Her görüşmemizde ayrı bir âlem olur. Nasıl tarifedeyim size. Mevlâ, kudret sürmesi çekmiş gözlerine.

Askerlik sonrası görüşmemizde baktı ki ikna işi zor. Gözünü yumdu. Biz de gözümüzü yumduk. Dönen âlemleri tarif edemem; sırrımı ifşa edemem şimdi; o gönlün nasıl büyük olduğunu, âlem-i ekber olduğunu anlatamam bu mecliste. Allah Üstadımız (k.s.)'ın ömrünü müzdad etsin.

Bize hakikatleri gösterdi de biz yine kapattık oraları. Su kaynayan yerlere çimento döktük, buraların üstünü çiğnedik. Ne suyum, ne tuzum, ne tadım kaldı. İşte görüyorsunuz; âsî, mücrim bir kulum şimdi.

Hepinizden dua rica ediyorum. Bilmeden Efendim (k.s.)'i anlatmaya kalkışıyorum. Çok acizleştim. Bir günahım, karşımda, Erciyes dağı oldu, utanıyorum. Tevazudan değil gerçekten söylüyorum bunları.

Halimi anlatamıyorum. İyisin diyorlar, ben, iyi değilim, diyorum. Dediğimin aslı var. Yahyalı'dan Hasan gelecek, sohbet edecek diyorlar, Allah aşkına heves etmeyin. Halimi bilseniz kaçarsınız.

Dua buyurun da, Mevlâ (c.c.), hem kardeşlerimize hem de Efendimiz (k.s.)'e lâyık eylesin.

Ve'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-âlemîn
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler