Kategoriler :
Alt Kategori :
2007 Mart - Meyvesi Tatlı Amel SABR-I CEMÎL
Tarih : 21.10.2011 07:55:27
Okunma : 1309
Yıl 14 - Sayı 161 - Mart 2007


Meyvesi Tatlı Amel
SABR-I CEMÎL


Kardeşlerim,

'Sabr-ı cemîl'i anlatacağım bugün sizlere, kendi hayatımdan da misâl vererek: Konuşmaya takatim yok biliyorsunuz, kitap getirdim ondan konuşacaktım gözlerim görmüyor, şekerim yükselmiş iki yüzün üç yüzün üstünde onun için ağzım kuruyor, tansiyonum yükseliyor velhasıl sıhhatim yerinde değil, sizi memnun edecek kadar konuşamam ki ne yapayım, dizlerimden yedi senedir oturduğum yerde kılıyorum namazı, ayağa kalkmaya takatim yok, vitaminim düşmüş, düşüyorum yere, bununla beraber sizinle konuşuyorum. 'Aman hocam şikayet mi ediyorsun yoksa', hayır şikayet etmiyorum, Rabbimizden hidayet diliyorum.

Hadis-i kudside: 'Kullarımdan birine teveccüh ettiğim zaman bedenine hastalık isabet ettiririm sabreder o, yahut evlatlarının başına bir musibet veririm, yahut da malının başına bir musibet veririm, gönlün meyvesini öldürmekle imtihan ederim o da sabreder, ben sabredenlerle beraberim... buyuruluyor.

Sabrı cemîli babam ledünnî olarak haber verdi. Birinin evladı ölmüş, malı telef olmuş, başına büyük musibet gelmiş, yine de oturduğu arkadaşlarla yüzünün neşesi, gülümsemesi hiç ayrı olmazsa buna sabrı cemil diyorlar. Zorla dişini sıkarak sabır olmaz. Üstadımız, 'Bizim Ahmet'imiz, şurada Sami oğlumuzun ayağı kesildi de bir sene yaşadıktan sonra vefat ettiğini, oraya bildirdik, kalbimize Rabbimiz bir manevi sabır serpti, hep neşeliydik. Bu tarikatımızın semeresi olsa gerek' diyor, Allah (c.c.) onu vermiş. Hâlık-ı Zülcelâl Hazretleri, cümlemize sabrı cemil versin. Sabrı cemil verirse ne olur, 'yevm-i kıyamette o kuluma hayâ muamelesi buyururum', böyle diyor Rabbimiz.

'Hasan, yavrum Konya'ya gidecek misin?' dedi, üstadımız, efendimiz, sultanımız. 'Evet' dedim. 'Orda Dişçi Babanın ailesi vefat etti de gündüz sabırlı görünüyor ihvana, gece kalkıp ağlıyor, bu sabır değil, ona Eyyup nasihati et de sabretsin' dedi. 'Hadislerden biliyor musun', evet efendim, dedim: 'Ey ademoğlu başınıza kaza veririm de razı olmazsanız, bela veririm de sabretmezseniz, nimet veririm de şükretmezseniz, benden başka bir ilâh arayın.' buyuruyor Rabbimiz.

Gittim ziyaretlerine, 'Dişçi Baba, Efendimizin selâmı var, gündüz sabırlı görünüyormuşsun, amma gece oldu mu hüngür hüngür ağlıyormuşsun, Allah'a (c.c.) ağır geliyormuş, 'bunu yapma' dedi Efendimiz. 'Vay sultanım, geceki hallerimize vakıf, tövbeler olsun!' diye hüngür hüngür ağladı. Orda Adanalı Hacı Hasan Efendi kardeşimiz vardı, herkes Efendimizin yerine vekil olacağını zannediyordu. Çok büyük bir adamdı, Allah (c.c.) şefaatına nail etsin, Sami Efendimiz ona da dedi ki:

'Hasan Efendi, ihvanlarımıza söyle de ben onların gecenin zift karanlığında ettikleri isyanı görüyorum, utanıyorum Allah'tan (c.c.). Kitap okuyup anlatıyorum yine anlamıyorlar, sen açıktan söyle bütün ihvanımın zift karanlıkta yaptıkları isyanları birer birer gördüğümü, demeye de utandığımı uygun lisan ile anlat'., diyor.

Kardeşlerim büyüklerimizin kıymetini bilelim ve Rabbimize hakkıyla kul olalım da Efendilerimizi Allâhımızın huzurunda mahçup düşürmeyelim. Allâh hepimize Hakk'tan gelen musibetleri nimet olarak bilmek suretiyle sabr-ı cemîl nasip etsin inşallah.

Hamd olsun âlemlerin Rabbi olan Allah'a.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler