Kategoriler :
Alt Kategori :
2007 Ekim - Manevî Seyahat
Tarih : 19.10.2011 15:03:25
Okunma : 1245
Yıl 15 - Sayı 168 - Ekim 2007

Manevî Seyahat

Kıymetli Kardeşlerim!

 Allâme Taftazanî diye büyük bir âlim var. Öyle ki, âlimlik taslayan hocalara 'Sanki Allâme Taftazanî oldun.' derler. Bir vakit, Sami Efendimiz onun hakkında bir menkıbe nakletmişti. Taftazanî bir gün talebesiyle dertleşiyormuş: 'Evladım, diyor, okumadığım ilim kalmadı amma şu ahlâk-ı zemîmemden bir türlü vazgeçemiyorum. Kurtulamıyorum. Ne yapayım diye düşünüp duruyorum. Sonunda bir mürşid ihtiyacı hissettim...' Talebesi de karşılık verir, der ki: 'Haklısınız hocam, ben de okuduğum kitaplarda, manevî makamlar şahsî çabayla bulunmaz, diye yazar gördüm. Bir mürşid-i kâmilden varmak lazım, diyorlardı.'

Sonra ikisi de bir mürşid bulmaya karar veriyorlar. Yolda bir çobana rastlıyorlar, ona yol soruyorlar. Çoban da onlara 'Size kendimden başka mürşid göremiyorum' diyor. O anda etrafa mis gibi bir koku yayılıyor. Talebe hemen samimiyetle intisap ediyor. Çoban, tarifeyi veriyor. Fakat Allame Taftazanî, bir kuldan feyz alma ve ona tevessül etme hususunda tereddütte kalıyor. Talebesi hiç tereddüt etmiyor. Ihlâslı talebe daha sonra mürşidinin yerine kutb-ı cihan oluyor. Dilinden ilm-i ledünnî pınarları kaynıyor, hocası ise hiçbir şey alamıyor.

Üstadımızın, mürşidi Esad Erbilî'yi bulması da çok ibretlik bir hâdisedir. Sami Ramazanoğlu üstadımız, Galata köprüsünden geçerken, Esad Erbilî tam o sırada tramvaydan iniyorlar. Bir taksiye binmek üzere yürürlerken Üstadımızın hizasına gelince 'Esselamu aleykum Sami evladımız!' diyorlar. Bu hadiseyi Sami Sultanımız 'Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ben de Efendimin arkasına düştüm ve bir daha da hiç bırakmadım.' diye anlatırdı.

Daha önce Gümüşhanevi Tekkesi'nde kalıyor üstadımız. Orda üç defa 40 gün riyazete girmiş. Günde sadece 23 üzüm tanesi yermiş. Bu hâdiseyi anlatırken 'İhvanımın riyazetini ben yaptım, onlara zorluk çektirmedim.' derdi. Esad Erbilî de riyazet yapmış, 'ihvanım riyazet yapmasın, ben onların riyazetini yaptım. Belki tahammül edemezler' dermiş o da... Üstadımızda hem Nakşiliğin hem de Kadiriliğin sırları vardı.

Bir trene bindiğinizi düşünün. Nereye gitmek istiyorsanız oraya giden trene binersiniz. Siz rahat koltuğunuzda otururken biri treni idare eder. Sizi istediğiniz yere vardırır. Uyursunuz, uyanırsınız, nasıl gittiğinizden haberiniz bile olmaz. Manevî trenin de istasyonları vardır. Emmâre istasyonu, Levvâme, Mülhime Mutmainne istasyonu. Onları geçince Razıyye, Merziyye. En son durak da Safiye. Tren, istasyonları geçtikçe sen de içinde ilerlersin. Demiryolu da, tren de, makinist de ne yapacağını, ne diyeceğini iyi bilir. Demir yolu 'Yâ Fettâh, yolumu aç yâ Rabbi!' diye zikreder. Yerde ve gökte her ne varsa hepsi Allâh'ı zikreder. Allâh'ı zikretmeyen tek bir mahlûk yoktur.

Velhasıl, Allâme Taftazânî olsak bile, bir mürşide varmayınca, onun her söylediğini hak kelâm bilip hulûs-ı kalb ile teslim olmayınca manevî seyahatimizde bir adım bile atamayız. Bu yolda itiraza düşüp edebi terk eden büyük kayıplara uğrar.

Allâh mürşid-i kâmillerimizin himmetinden muhabbetimiz ve rabıtamızın kuvvetiyle istifademizi tam eylesin. (Âmin)

Hamd olsun âlemlerin Rabbi olan Allâh'a.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler