Kategoriler :
Alt Kategori :
2005 Eylül - İmanın Nişanesi
Tarih : 17.10.2011 16:08:21
Okunma : 1315
Yıl 12 - Sayı 143 - Eylül 2005

İmanın Nişanesi

'Habîbimin kanı yere düşerse yerde nebatat bitirmem.'
 

 

Kıymetli Müslümanlar...

İslam ve İslam ümmeti bu günlere kolay gelmedi. Başta Peygamber-i Zîşân (s.a.v.) olmak üzere Hulefa-yı Râşidîn, Aşere-i Mübeşşere çok sıkıntılar çektiler. Bizler, İslam nimetine şükretmiyoruz da Müslüman bir memlekette dogmamız bizi aldatıyor.

Muhammed Mustafa (s.a.v.)'nın amcasına nasip olmayan iman bize nasip oldu. O (s.a.v.)'nunla beraber yaşayanlar, bile bile iman etmedi. Bildi, mucizeyi gördü, ancak yine de iman etmedi. Lakin O (s.a.v. )'na yalancı da diyemiyorlardı. Evvelden yazılmış şeyler diyelim, Mecnun diyelim, sihirdir diyelim, diyorlardı. Ne zahmetler verdiler O (s.a.v.)'na.

Taif'te ayakkabılarının içini, taşlar ata ata, kan ile doldurdular. Cibril-i Emin dağlar meleği ile gelmişti. Dağlar meleği, 'İzin ver, iki dağı kavuşturayım ya Rasûlullah! Sen ne dersen o olsun.' diyor ama Efendimiz (s.a.v.), 'Belki

nesillerinden bir iman eden olur, hakkım helal olsun.' buyurdu. Biz işte böyle bir Rasûl un ümmetiyiz.

Uhud Dağı nda mübarek yüzleri yarıldı da iki tane halka battı. Dişi saadetleri şehit oldu. Allah Teâlâ, 'Habîbimin kanı yere düşerse yerde nebatat bitirmem.' buyurdu. Cebrail (as.)'e, 'Yetiş ya Cibril!' dedi de, Cebrail (as.) kanadıyla o kanı aldı. Cebrail (as.)'e, 'Ne yaptın o kanı, ya Cibril!' diye soruyorlar da. O, 'Kafur ile yoğurdum, Rasûlullah anılınca ağlasınlar diye mü'minlerin gözüne koydum.' buyuruyor. Uhud'da böyle olduğu hailde yine de beddua etmemiş de, 'Ya Rabbi! Ben onların helak olması için gelmedim, onlara doğruyu getireyim diye geldim, azab için gelmedim, onlar Beni bilemiyor, onları hidayette kıl.' diye dua etmiştir, işte biz bu Muhammed (s.a.v.)'in ümmetiyiz, sevinmeliyiz.

Sıddîk-ı Azam a yapmadık eza bırakmadılar;

aç bıraktılar, pazara çıkarmadılar, hisarın içine girdirdiler, boykot uyguladılar.

Rasûlullah (s.a.v.) ile hicret ediyorlardı. Sevr mağarasına bir saatte çıktılar. Sıddîk-ı Azam, önden mağaraya girdi de burada bulunan bütün yılan, akrep deliklerini gömleğini yırtarak tıkadı. Yalnız bir deliği kapatamadı, ona da ayağını koydu. Yeter ki Rasûlullah (s.a.v.)'a bir şey olmasın, diyordu. Rasûlullah (s.a.v.), 'Korkma biz ikiyiz, üçüncümüz Halik-ı Zülcelal.' buyuruyordu.

Allah (c.c.) onları muhafaza ediyor elbet. Güvercin yumurta yapıyor, örümcek ağını örüyor. Sıddîk-ı Azam'ın ayağı, kapatamadığı o tek delikte. Yılan gelmiş iki defa ayağını çekmesi için dokunuyor. Hz. Ebûbekir ayağını çekmeyince üçüncüsünde ayağını sokuyor, Hz. Ebûbekir ister istemez ağlıyor ve gözyaşları dizlerinde yatan Rasûlullah (s.av.)'ın üzerine dökülüyor. Rasûlullah (s.a.v.) uyanır. 'Niye ağlıyorsun ya Ebâbekir?' diye sorar. 'Bir şey yok ya Rasûlallah!'' Ayağı yine orda. 'Anam, babam, nefsim sana kurban olsun ya Rasûlallah! Bir şey yok.' 'Allah'ını seversen söyle.' Ayağımın altını yılan soktu, gayri

ihtiyari vücudum uyuştu da gözümden yaş döküldü. 'Çek ayağını Allah aşkına.' Bismillah. Ayağının altına mübarek tükrüğünden sürüyor da yara iyileşiyor.

-Hayber savaşında 'Nerde Ali?' buyuruyor. 'Gözü ağrıyor ya Rasûlallah!' Yanına sesliyor Hz. Ali Efendimizi. Geliyor da, mübarek tükrüğünden sürüyor. Hz. Ali, 'Ondan sonra gözlerim hiç ağrımadı.' buyurur.

Yılan dışarı çıkıyor, şehadet getiyor. 'Ey yılan! Benim dostumun ayağını niçin soktun?' Yılan: 'Yâ Rasûlallah! Bir tek insanlar mı âşık Sana. Senin buraya geleceğini duyalı iki yüz sene oldu. Saadet ayı doğdu, saadet güneşi doğdu. Oh Rasûlullah'ın yüzünü göreceğiz diye seviniyordum.

Sıddîk, muhkem bastırdı delikleri, bir tek delik kalmıştı, ona da ökçesini koydu. O bir tek delikten geldim, açması için ayağına dokundum, açmadı. Sokmaya, yüzünü görmek için mecbur kaldım, bu hatayı seni göreyim diye yaptım.' 'Ya Sıddîk! Hakkını helal et.' Vefatında yine o yara patladı da, şehit oldu gitti. Onlar böyle eziyet çekti.

Mevlâ bizleri onlara lâyık eylesin. Ve'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemîn.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler