Kategoriler :
Alt Kategori :
2004 Ocak - Kırık Ayna
Tarih : 17.10.2011 10:16:23
Okunma : 1138
Yıl 11 - Sayı 123 - Ocak 2004

Kırık Ayna

Kıymetli Kardeşlerim;
 
Halikımız âyet-i celîle-i cemilesinde şöyle buyurur bizlere: 'Ey imân edenler! Allah'tan sakının. Ona yaklaşmaya vesile arayın.' (Maide: 5/35) Bir mecliste, bir grup ihvan oturmuş, kendi aralarında sohbet ediyorlarmış. İçlerinden birisi, 'Acaba Efendimizin bizlerden haberi var m'ola?' demiş. Bir diğeri ise, 'Tabii ki haberi vardır. Onlar güneş gibidir azizim, doğdukları zaman ziyaları her tarafı tutar. Onlar için dünya, kalbur kadardır.' demiş. Lakin başka biri de demiş ki: 'Yanında otursak, yakınında bulunsak belki bilir, ancak uzakta olduğumuzdan dolayı haberi olmaz.' Meclistekiler, o ihvanı ne kadar ikna etmeye çalıştılarsa da nafile. Zira teslimiyeti ve niyeti biraz zayıfmış.

Efendisinin her an halini bildiğine şekk ü şüphesi olan bu adam şöyle anlatıyor: - Beni bir sıkıntı (kabz hali) istila etmişti, ırmak kenarına gittim. Namaz kıldım, içimde bir dertle oturdum, rabıta yapmaya başladım. Arkamdan birilerinin geldiğini hissettim. Dönüp baktım ki gelen fena bir kadın.
Bulunduğum mekan gizlice bir yer olduğundan kadın bana yaklaştı ve musallat olmaya başladı. Kadını ne kadar uzaklaştırmak istedimse de kadın bir türlü gitmedi. Nasihat ediyorum, kızıyorum, bir türlü gitmiyor kadın. Birden aklıma, akşam arkadaşlarla görüşüp de inanmakta zorlandığım husus geldi. Derhal tevbe edip Efendimin himmetine sığındım. Bi~ iznillah muhafaza olunmak için Efendimden istimdâdda bulundum. Efendimle aramızda 15-20 günlük mesafe olduğu halde Efendimin eli beni tuttu ve sarstı. Kadın yere düştü. -Elhamdülillah-, sağ-salim beni evime koydu.

Eve gelince utancımdan yüzüstü yattım. Arkadaşlar geldiler, Efendimiz seni istiyor dediler.

-    Bugün hastayım, gelemem, dedim. Çünkü bu sır, zuhur ederse haya edeceğim. Edepsizliğimle utanacağım, 'Senin teslimiyetin bu kadar mıydı?' diyecek birisi. Ben en iyisi hiç hareket etmeyeyim, diye düşünerek böylece beni çağırmaya geleni gönderdim.

Efendime mazeretim iletilince:

- Yalan söylüyor o. Ya tekkeye gelir, ya da reddederim onu, der.

Daha sonra utana utana Efendimin huzuruna vardım. Efendim:

-    Ne oldu, Efendin sana yetişebilir miymiş? Bre oğlum, niye yok yere zahmet çektin. Tarikata girdiniz. Sıkıştığınız, daraldığınız zaman çağırırsınız da yetişmezsek, iki eliniz yakamızda olsun. Eğer siz, daralır da bize iltica etmezseniz bizim ellerimiz sizin yakanızda olsun, dedi.

Bütün ihvan kalktı, hazretin elini öptü.

-    'Efendim neler oldu böyle? Söylediklerinizi pek anlayamadık?' dediler.

Efendi Hazretleri, evladının başından geçen hadiseyi ihvanlarına bir bir anlattı. Benim -bi-iznillahi tealâ- kendisinin dar zamanında yetişeceğime inanmazmış. Hem bu tarikata girmiş hem de eziyet çekiyor, deyince o ihvan, 'Aman efendim affedin!' diyerek Efendisinin eline kapanmış. Diğer ihvanlar da kardeşleri için emân dilemişler. Efendileri:

-Bir daha böyle küstahlık yapmamak üzere affettim. Bir daha böyle edepsizlik yapmasın. Efendisine teslimiyeti kuvvetli olsun, demiş.

Ayet-i kerîmelerde Allah (c.c.)'ımız bir grup insanın yevm-i kıyamette farklı şekil ve suretlerde haşr olacağını şöyle buyurur:

'Onları kıyâmet günü yüzleri üstü, kör, dilsiz ve sağır olarak haşrederiz. Onların varacağı yer cehennemdir.' (İsrâ: 17/97)

'Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık şüphesiz onun için dar bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz. (O) Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben gören bir kimse idim, der.'

(Allah) 'İşte böyle! Sana ayetlerimiz gelmişti de (sen) onları unutmuştun. Bugün de (sen) unutulursun.' buyurur.' (Taha: 20/124-125-126)
Aslında kardeşlerim Allah'ın zikrinden gafil olan insanların bu dünyâda da sûretleri böyledir. Buna Allah'ın dostları vâkıf olurlar bi-iznillah. Size bu hususta bir menkıbe nakledeyim. Delinin biri, kadıya gelmiş, 'Efendim! Hayvanların içinde üryan olarak gusledilir mi?' diye sormuş. Kadı:

-  Edilir ancak edebe muhalif, demiş. Yani hayvan bir şey anlamaz, yalnız edebe muhalif olur, diye bir fetva vermiş.

Deli bununla ilgili yazılı bir belge almış ve dışarı çıkmış.

Dışarıya çıkınca üryan olmuş gidiyor. Bazen birilerini görüyor, sakınıyor. Böylece yoluna devam ediyor, binde bir insandan utanıyormuş.

-  Oğlum niye böyle üstünü açtın. Bu kadar mı olur yahu, dediklerinde:

-  Fetvam var, diyormuş.

Deliyi, tutmuş fetva aldığı kadıya getirmişler. 'Fetva vermişsin bunun eline, o da halk içre üryan olarak gezinmekte. Nasıl olur bu?' diyerek kadıya içerlemişler.

-  'Oğlum! Ben hayvanların içinde caiz olur, dedim. İnsanın içinde de üryan gezilir mi hiç?' demiş.

-  E işte sen de bana hayvanların içinde olmak şartıyla cevaz verdin ya. İşte şurada kınk bir aynam var. İnanmıyorsan şu kırık aynayı al, bir bak. Zaten sırrım zahir olunca ben öleceğim, demiş.

Kadı Efendi, delinin kırık aynasına bakınca şaşakalır. Oradan insanların hakikatlerinin ne halde olduklarını görür. Türlü türlü hayvan şekillerinde imiş insanlar, kardeşlerim. Delinin bu kırık aynası 'dışı insan içi hayvan olanlar'm hakîkî sûretini gösterirmiş. Sırrı ifşa olan deli, ertesi gün sabah namazında vefat etmiş.

Mevlâ bizlere insan sürerinde olmayı ve kabirden de bu hal üzere kalkmayı nasip buyursun.

Ve'l-hamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemîn.

'Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık şüphesiz onun için dar bir geçim vardır. Ve kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz. (O) Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben gören bir kimse idim, der.'
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler