Kategoriler :
Alt Kategori :
2004 Mayıs - Allah'ı ve Ölümü Tefekkür
Tarih : 15.10.2011 09:16:23
Okunma : 1142
Yıl 11 - Sayı 127 - Mayıs 2004

Allah'ı ve Ölümü Tefekkür
 

Kıymetli Kardeşlerim.

Bize şahdamarımızdan daha yakın olan Allah u Zü'l-Celâl Hazretleri şöyle buyuruyor: Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra ancak bize döndürüleceksiniz. (Ankebût: 29/57) Nerede olursanız olun, (hatta) yüksek kalelerde bile olsanız, ölüm size yetişir. (Nisâ: 4/78)

Ey iman edenler! Allah'ı çokça zikredin! (Ahzâb: 33/41) Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ın zikri ile mutmain olur. (Ra'd: 13/28)

Bedenimizin hastalıkları olduğu gibi kalbimizin de bir takım hastalıkları vardır. Kalb! hastalıklar, Allah'ı çokça zikir ve ölümü dâima tefekkür etmek suretiyle şifa bulur. Tarîkat-ı Aliyye'de ölüm tefekkürü, sâlikin âlî makâmlara yükselmesine vesile olur. Ölüm tefekkürü; bizleri, daha bu dünyada iken 'ölmeden önce ölmenin' sırrına vâkıf kılar. Dünya muhabbeti ile hastalanan kalbin şifası için âriflerin reçetesi, ölüm tefekkürüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir Hadîs-i Şeriflerinde, 'Kalpten dünya muhabbetini sökücü ölümü çokça zikredin.' buyuruyor. Kalp evi, dünya ve onun içindeki kaygılardan temizlenince Pâdişâh-ı Âlem orayı teşrif eder.

Sür çıkar ağyarı dilden tâ tecellî ede Hakk Pâdişâh konmaz saraya hâne ma'mûr olmadan

Yunus ko yalan da'vâyı gel ortaya ko sivâyı Temiz et gönül evini dost gelicek kondurmaya

Müridân rabıtadan lezzet alamıyorsa, bu, onların, ölüm tefekkürünü iyi yapamamalarından kaynaklanmaktadır. Tefekkür-i mevtimizi; canımızın bedenimizden yavaş yavaş çekildiğini, teneşir tahtasında gassâlın soğuk ellerinin bedenimize dokunduğunu, kabirde bize sorulacak zorlu suallerin

neler olacağını, haşr için kalkınca suretimizin ne şekilde görüneceğini, amel defteri, sağdan verilen bahtiyar kullardan mı yoksa soldan verilen bedbaht kullardan mı olacağımızı, amellerimizin mizan terazisine konulduğunda hangi tarafın ağır geleceğini düşüne düşüne yaparsak gerçek mânâda bir ölüm tefekkürü yapmış oluruz.

Yevm-i Kıyamette mizanın sağ tarafında Âlemlerin Efendisi Muhammed Mustafa (s.a.v.) oturacak. Şayet günahlarımız ağır basarsa, ümmeti olduğumuz O Güzel Nebî'ye karşı yüzlerimizin etleri utançtan dökülmez mi?

Kardeşlerim, hacalet nârı cehennem nârından daha şiddetlidir. Utanma ateşi, nâr-ı cehennemde yanmaktan daha zordur.

Seherde açılan güller hürmetine Zikrinle dönen diller hürmetine Rükûa bükülen beller hürmetine Hacâlet nârına yakma Yâ Rabbi

Kâmil bir ölüm tefekkürü sayesinde, zikrin ve rabıtanın tesiri kalpte daha iyi hissedilir. Hatırımızda 'Allah' ve 'ölüm' durmuyorsa, bu hâl nefsimizin mertebesinin aşağı oluşundandır. Nefs-i emmâre, levvâme, mülhime kalbe Allah (c.c.)'ın muhabbetini, O (c.c.)'nu düşünmeyi koydurmaz.

Nefs-i mutmainneye erişince letâif-i hamse-i âlem-i emr (kalp, ruh, sır, hafî, ahfâ) biter, letâif-i hamse-i âlem-i halk (hava, su, toprak, ateş, nefis) biter, nefy ü isbat biter. Bu mânevî sırlan elde ettikten sonra da 'Allah'ı hatınmdan çıkarayım.' desen bile çıkmaz. Zirâ gönlün içine işlemiştir O (c.c.)'nun sevgisi.

Mevlâ bizlere Zâtının sevgisini lütfetsin de huzur-ı İlâhi'de utançtan yerlere geçmeyelim.

Hamd olsun âlemlerin Rabb'i olan Allah'a.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler