Kategoriler :
Alt Kategori :
2003 Ekim - GAYE ALLAH'IN CEMÂLİ BÂ-KEMÂLİ ve RIZASIDIR
Tarih : 15.10.2011 09:03:49
Okunma : 1252
Yıl 10 - Sayı 120 -  Ekim 2003

GAYE ALLAH'IN CEMÂLİ BÂ-KEMÂLİ ve RIZASIDIR

Cennet Cennet Dedikleri Bir Köşk Bir Hûri İsteyene Ver Onları
Bana Seni Gerek Seni


 
Kıymetli Kardeşlerim..

Müslümanlar vazifelerini cennet ümidiyle, cennete gireyim, diye yapmazlar. Herkesin aklında cennet meselesi var. Sohbeti de cenneti kazanmak için dinlemezler. Yoksa cennete ibadet etmiş gibi olur kişi o zaman, Allah'a değil.

Bana Rabb'im Sen gereksin! Allah'ımız razı olduktan sonra cennet vermez mi, hûri vermez mi, köşk vermez mi, ğılman vermez mi, hülle vermez mi, kevser vermez mi? Her şeyi verir. Gaye Allah'ın Cemâli bâ-kemâli ve rızasıdır. Büyükler onun için der ki: Cennet cennet dedikleri bir köşk ile birkaç hûri. İsteyene ver onları, bana Seni gerek Seni. Buradan anlaşılıyor ki; biz sırf Mevlâ'mızın rızası için çalışacağız.

Onlar cehennem korkusuyla da yaşamazlar, ibadetlerini daim rıza-yı ilâhîyi tahsil için ifa ederler. Nazar-ı İslam'da ahlaken birinci hedei/gaye, rıza-i ilahidir. İyi dinleyelim, daha çok gayret edelim. Cenâb-ı Hakk'ın rızası her şeyin üstündedir. Bir âyet-i kerimede; 'Allahü Tealâ'nm rızası onların hepsinden daha büyüktür. En büyük kazanç işte odur.'(Tevbe: 9/72) buyurulmaktadır. Allah'ın rızası kulların yaptığı amellerin hepsinden daha büyüktür. Öyle iyi dinleyelim ki başka gayeye çalışmayalım.

Allah rızası için, en büyük kazanç dedik; insanların içinde en fazla kemale eren, rıza-i ilahiyeye en fazla muvafık yaşayandır. Bakın, Üstazımız Sami Efendimiz (k.s.), belki rızaya muvafık gelmez diye ne kadar ince düşünüyor: 'Arkadaşlarına tembih et diyor, ruhlara okuyunca Sıddîk-u Âzam Efendimiz (r.a)'den Esad Erbilî Efendimiz (k.s.)'e kadar ahirete irtihal edenlerin

ruhuna gönderdik desinler. Yalnız, Efendimin de amel defterine yazılsın demesinler, ben o zaman mevki rızası için çalışmış olurum. Onların amellerine imrenmiş de onun için çalışmış olurum. Rızayı kaybederim.' diyor.

Büyükler amellerimizi de sevabımızı da istemiyorlar. Hediyemizi de zor veriyoruz ya, çoğundan da kabul etmiyor bazısından kabul ediyorlar; hiç bir şey de istemiyorlar bizden. Bir şey istemedikleri gibi sevabımızı da istemiyorlar. Bir şey daha anlatayım size. Büyüklerimizden Hacı Esad Erbil! Efendimiz (k.s) -Allah şefaatine nail etsin- Taha'l-Harîrî Efendimiz (k.s)'e intisap etmişlerdi. Birkaç gün geçince dersini sordu. Taha'l-Harîrî Efendimiz (k.s): 'Esad, evladım! Havâtırınızdan neler geçiyor bir de bana haber verseniz.' dedi. Esad Efendimiz (k.s.): 'Elhamdülillah hiç vesvese olmuyor; yalnız kalbimden: Ya Rabbi! Tarikat-i âliyeye girdim. Bidayetten nihayet yaşıma kadar ne sevap kazanacaksam (sevapları istemiyor), ne sevaba nail olacaksam onu ümmet-i Muhammed'in günahlarına bağışla.' diyor.

-Ne yaparsın sen, diyor efendisi. Yani bu hal neden oldu.

-Neden olsun efendim! Düşündüm düşündüm. Yarın huzûr-ı İlâhiyyeye, ben hafızım, ben hocayım, benim amelim çok, ibadetim çok mu diyerek varayım. İstiyorum ki kapıya gelen dilenci gibi olayım Allah'ın huzurunda. O dilenci, evim yandı, kolum kırıldı, hiçbir şeyim kalmadı. Allah rızası için bir sadaka, der ve boynunu büker. Allah'ın huzurunda ne amelim olacak. -Yarım milyon müridi vardı. Müridim var onların hürmetine bana bir şey ver de demiyor- Sığındığım, 'el-müflisü fi emanillah' [Müflis Allah'ın emânındadır.] müjdesidir. Üstadımız, Ya Rabbi! Tek amel bırakma bende, ümmeti Muhammed'e ver. Ben istemiyorum, diyor. Görüyor musunuz? Kardeşim, biz, çok sevap kazanmakla iş olacak zannediyorduk; çok ibadet etmekle, üst üstüne yapmakla olacak... Demek ki gönüller yapacağız. İhtiyarların gönlünü, yetimlerin gönlünü fakirler gönlünü yapacağız. Üstazımızın kalbine girmek için rabıta yapa yapa oraya gireceğiz.

Bu muvaffakiyetin en büyük semeresi ise, dâr-ı bekâda Cenab-ı Hakk'm tecelliyatına, müşahedeyi cemâline nâiliyyet saadetidir. Bu rızanın meyvesi, Allah'ın tecellisine mazhar olmak, cemâli bâ-kemâlini görmektir; karşılığı bu bunun. Cennet-i Âlâ'da sorulacak: 'Ne istiyorsun, daha ne istiyorsun? Allah soruyor: Sorun kullarıma ne istiyorlar? Bütün nimetlere, her şeye nail olduk, gözümüzün görmediği, hatırımızdan geçmeyen cemi nimet bize verildi. Ne diyelim Ya Rabbi, dediklerinde Allah u Teâlâ onlara hitaben:

Öyleyse siz, bir şeyi bilemediğinizde kime danışır idiyseniz ona sorun, belki siz bilemezsiniz. Âlimlerinize danışın, diyor. Âlimlerine, efendilerine gidiyorlar. Âlimlikten gaye ledünnî ilme mazhar olan kutb-ı cihânlar elbette. Vâris-i enbiyâ olan evliyâya gidiyorlar, Efendim diyorlar, Allah'ımız bize ne isterseniz daha vereceğim buyurdu, biz de bilemedik, ne isteyelim O (c.c.)'ndan?

-    Cemâl-i bâ-kemâlini isteyin. Allah size görünsün, diyorlar.

-    Peki diyor, istiyorlar. Firdervs-i âdn cennetine yürüyor herkes.

Bizi de onların içinden ayırıp Cemâlini göremeyecekler arasına koyma Ya Rabbi!

Halık-ı Zülcelâl Hazretleri, ayın, on dördünde görünüşünde şüphe olmadığı gibi görünecek. Ayın on dördüne benzer dersen büyük günah olur. 'Vücûhun yevme izin nâdıra. İlâ Rabbihâ nâzıra.' Sadakallâhü'l-azîm. [Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır. (Onlar) Rablerine bakacaklar (O'nu göreceklerdir. (Kıyâmet: 75/22-23)] Halık-ı Zülcelâl perdeleri açınca, Kendi görününce, görenlerin hepsi bayılıyor. O lezzetten ayılmak yok. Yetmiş bin sene geçer aradan, kaldırırlar, kalk kalk ne oldu, ne haldesin, derler. Kişi, bilmiyorum mest olmuşum ben, cennete gitmek istemiyorum, der. Cennet cennet dedikleri /Birkaç köşk ile birkaç hûri /İsteyene ver onları/Bana Allah Seni gerek
Seni. Tasavvufun bu yüksek tabakaları elbette istenen şeyler. Ama cennete girmeyince Cemâlullahı bulamam ki. Cennete girmeyi kazanacaksın ondan sonra Cemâlullah'a vasıl olacaksın.

Bir şeyi isterken ötekini mahvetmeyelim. Cenneti de istiyoruz, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in sohbetini de, Cemâlullahı da istiyoruz. Yalnız arzumuz, Kendisinin rızasını bulmak kardeşlerim. Bu öyle büyük bir saadettir ki, bunun ulviyeti yanında dünya da ukbâ da bir hiç mesabesinde kalmaktadır.

İnsan alaka ettiği bir zatın teveccühüne mazhariyetinden dolayı ne kadar neşve-yâb oluyor. İnsan o neşve'yi dünyanın bütün lezzetlerine tercih etmez mi? Alaka kurduğumuz zat huzuruna gelen bir misafire dönüp, ne duruyorsun öyle, gel dese, o kişi mahzun oluyor. Ama o zat misafirine, hoş geldin safa getirdin, seni nasıl göresim gelmişti, şöyle oldu, böyle oldu dese, o kişi evine gidene kadar lezzetten sarhoş olur. Ve evinde de unutamaz bu tadı. Ama efendi hazretleri huzura istese, merdivende karşı gelse ve buyurun, ne kadar göresimiz geldi size, dese, insan bütün zevkleri unutmaz mı? Bu, sevdiği dost kendini güzel karşılayınca hasıl olan lezzet. O kişi daha sonra bu karşılamayı herkese anlatır. Efendim beni nasıl karşıladı, ne kadar göresi gelmiş, der çevresindekilere. O neşeyi dünyanın bütün zevklerine tercih eder. Artık Ma'bud-ı Kerim'in, kerim olan Allah'ın mukaddes rızasına mazhar olacak bir insanın duyacağı mânevi zevki düşünün bir de. Kul Allah'tan razı, Allah da kulundan razı. 'Ya eyyetühennefsü'l-mutmainne irciî ilâ rabbiki râdiyeten mardiyye, fedhulî fi ibâdi vedhulî cenneti.' [Ey itmi'nâna ermiş olan nefis, râzı olmuş ve râzı olunmuş olarak Rabb'ine dön. Seçkin kullarım arasına karış ve cennetime gir. (Fecr, 89/27-30)] Mutmainneyi bulmak istiyorum, bana bir yol göster efendim dersen yol, şu âyetin anlamının iyi bilinmesinden geçiyor: 'Dikkat edin kalpler ancak Allah'ı zikretmekle mutmain olur.' (Ra'd, 13/28) Âyet-i celîlede kalbin mutmain olmasının ancak Allah zikrinin kalbi ihata etmesi ile hasıl olacağı bildiriliyor.

Mevlâ cümlemize nefs-i mutmainneye ermeyi ve kalbimizin Allah zikriyle dolu dolu olmasını nasip etsin. Âmin.

Velhamdülillâhi Rabbi'l-Âlemîn
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler