Kategoriler :
Alt Kategori :
2002 Şubat - Sami Efendim
Tarih : 14.10.2011 08:26:42
Okunma : 2390
Yıl 9 - Sayı 100 -  Şubat 2002

Sami Efendim

Mahmut Sami Ramazanoğlu (KS) Üstadımız, Yahyalı Dereköy'e teşrif ederler. Bütün ihvan sevince garkolur. Bu sırada genç yaştaki Hasan Efendimiz bir sohbetten sonra Üstadımızın ayakkabılarını çevirir, hazırlarlar. Maksadı Üstadımızı, annesi Ayşe Hanım'm kabrine götürmektir. Hacı Hasan Efendimizin bu niyetini sezen Mahmut Sami Ramazanoğlu (KS) Üstadımız; 'Annenizin kabrine mi gideceğiz Hasan Efendi?' der ve evden çıkarlar. Kendisi önde, Hacı Hasan Efendimiz arkada, mezara kadar yürürler. Mahmut Sami Ramazanoğlu (KS) üstadımız, sanki kabir kendilerine daha önceden tarif edilmişçesine vanr, Ayşe Hanım annemizin kabri başında durur, Kur'an-ı Kerim okur ve dönerler. Bu sırada, muhabbeti gönüllere sığmayan Mahmut Sami Efendi Üstadımızdan istimdat için Hacı Hasan Efendimiz bir şiir yazarlar. Fakat edeben kimseye söylemezler. Dedem Şeyh Mustafa Efendi, Üstadımızın huzurunda; 'Hasan evladım, haydi yazdığın şiiri oku!' diyerek kerameten ebyatı izhar ederler. Ve Efendimiz aşağıdaki şiiri okur.

Kavuştu birbirine Şems ile Kamer Mevlâyı zikretti, büsbütün damar Şehrimize kuruldu bir azim fener Teveccüh isterim, Sami Efendim...

Nur oldu girince, memleket-çarşı Hürmetle gidildi Üstad'a karşı Gözleri seyreder, baktıkça Arş'ı Teveccüh isteriz, Sami Efendim...

Bi-iznillah, durgun kalbi işletti Letâif dersine hemen başlattı Zahirî işleri bütün boşlattı Teveccüh isteriz, Sami Efendim...

Cem oldu ulema, buyurdu sohbet İlm-ü ameline ettiler hayret Herkese halince geldi bir gayret Teveccüh isteriz, Sami Efendim...
Babam, Kılavuz 1, bütün dervişan Mest-ü hayran oldu sizle görüşen Huzuruna geldik, aciz, perişan Teveccüh isteriz, Sami Efendim...

Vasfını söylemekte kasırdır2 dilim Ancak sen gösterin Hazretim, yolum Girdaba düşüyom, tutuver elim Teveccüh isteriz, Sami Efendim...

Kalemdâr, köleniz diliyor dilek Ziyarete geldi Cin ile Melek Bırakma bizleri, kapında ölek Teveccüh isteriz, Sami Efendim...

Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, nüfus Kayıtlarına göre 1892 yılında Adana'da dünyaya geldi. Babası tarihte Ramazanoğulları diye bilinen aileden Müctebâ Bey, annesi ise Ümmügülsüm Hanımdır. Sâmi Efendi'nin büyük ceddi Abdülhâdi Bey'in tesbit ettiği aile şeceresine göre, Ramazanoğulları'nm aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabilesinden olduğu ve Hz. Hâlid b. Velid (r.a) nesliyle münâsebettar bulunduğu anlaşılmaktadır.

İlk, orta ve lise tahsilini Adana'da tamamlayan H. Sâmi Efendi, yüksek tahsil için İstanbul'a geldi. Daru'l-Fünûn Hukuk Mektebi'ne girdi. Hukuk fakültesini birincilikle bitirdikten sonra askerlik hizmetini zâbit vekili (yedek subay) olarak yine İstanbul'da yaptı.

Zahir ilimlerini devrin ulema ve müderrislerinden tamamlayan Sâmi Efendi için sıra mânevî ilimlere ve batın imârına gelmişti. Fıtrat-ı necibesinin şiddetli meyli sebebiyle tasavvuf yoluna sülük etti. Devrin meşhur Nakşî tekkesi Gümüşhâneli Dergahı'nda bir müddet erbâin ve riyâzetle meşgul olduktan sonra arkadaşı eski Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendi'nin babası Rüşdü Efendi'nin delaletiyle Kelâmi Dergâhı

Erbilî Es'ad Efendı'ye intisâb etti. Kısa zamanda kesb-i kemâlât eyleyip seyr ü sülûkunu ikmâlden sonra hilafetle irşada me'zun oldu.

şeyhi ve Meclis-i Meşâyıh reisi Erbilî Es'ad Efendi'ye intisâb etti. Kısa zamanda kesb-i kemâlât eyleyip seyr ü sülûkunu ikmâlden sonra hilafetle irşada me'zun oldu. Bir müddet daha mürşidinin yanında kaldı ve bilahare memleketi Adana'ya irşâda muvazzaf olarak gönderildi.

Mahmud Sâmi Efendi Hazretleri, tekkelerin kapatılmasından sonra memleketi Adana'da bir yandan Cami-i Kebîr'de vaaz ve hususi sohbetleriyle irşad hizmetini yürütürken, bir yandan da maişetini temin için bir kereste ticarethânesinin muhasebesini tutuyordu. O, babasından ve ailesinden kendisine intikal eden büyük serveti kabul etmemiş ve 'Hiçbir kimse kendi kazancından daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir.' Hâdis-i Şerifi gereğince kendi el emeğiyle geçinmeyi tercih etmişti..

1951 yılında İstanbul'a geldi. İki yıl kadar İstanbul'da kaldıktan sonra 1953 yılında hacc mevsiminde, önce hacca gitti dönüşte de arkadaşı Konyalı Saraç Mehmed Efendiyle Şam'a geldi ve oraya yerleşti. Bilâhare ailesi, damadı ile birlikte yanına gitti. Ancak bu Şam hicreti dokuz ay kadar sürdü. Dokuz ay sonra tekrar İstanbul'a geldi. İstanbul'a bu gelişlerinde, önce Beyazıd-Laleli'ye sonra da Erenköy'e yerleşti.

İstanbul'da bulunduğu yıllarda da Adanadaki gibi bir yandan Erenköy Zihnipaşa Camii'ndeki vaazları ve hususi sohbetleriyle irşâd hizmetini yürütürken, diğer yandan da Tahtakale'de bir ticarethanenin muhasebesini tedvirle maişetini temin etmekteydi. Onun bu vaaz, irşâd ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından, fakir, zengin, hâlim, câhil, esnaf, işçi, memur, tüccar ve fabrikatör binlerce insan istifade ederek feyz almış, istikamet bulmuş ve böylece etrafında yepyeni bir nesil teşekkül etmiştir. İhvanını manevî himâye kanatları altında toplayarak onları cemiyetin her türlü kötü cereyanından korumaya çalışmıştı.

1979 yılında gönlündeki muhabbet-i Resûlüllah ateşi onu Belde-i Tâhireye hicrete mecbur etti. Çünkü onun son arzusu Peygamber şehrinde Hakk'a varmaktı. Vefatı 10 Cemâziyelevvel 1404/12 Şubat 1984 Pazar günü saat 4.30'da vaki olmuş ve Cennet-i Bâki'ye defnolunmuştur. Rahmetullâhi aleyh. Vefatına şu ifadelerle tarih düşüldü:

Kutb-i vâsılîrı ü gavs-ı şuyûh-ı izâmî Nûr-i hüdâ mürşid-i merdüm-i ihtirâmî Belde-i tâhirede tevhidle deyüp Allah Vasl-ı cinân eyledi Şeyh-ı Mahmûd Sâmi (1404 H)
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler