Kategoriler :
Alt Kategori :
2005 Mart - İlim Nûranî Bir Perdedir
Tarih : 13.10.2011 19:56:49
Okunma : 1375
Yıl 12 - Sayı 137 - Mart 2005

İlim Nûranî Bir Perdedir

 

Kıymetli Kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: 'Allah u Teâlâ'nın nurdan ve zulmetten yetmiş perdesi vardır. İnsanların kimileri bu zulmânî perdelerle, kimileri ise nurânî perdelerle perdelenmiştir. İlim ise nurânî bir perdedir ve bazen kişiyi yoldan alı kor. Hakk'a vâsıl olmağa engel olur. Onun için büyüklerimiz 'Keşke kâle yekûlu' bilmeseydiniz, evladım!' demişlerdir. Böyle kimselerin seyr ü süluku çok zordur. İhlassız ilim zararlıdır. Okumalı, ilim elde etmeli ama çok da tevazulu olmalı. Kibirden kaçınmalı.

Bu mevzûyu daha güzel izah etmek için size Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî hazretlerinden bir menkıbe nakledeceğim. Mevlânâ Hâlid (k.s.), Çeştî, Kâdirî, Kübreviyye tarîkatlerinden icâzet almış, hâfız-ı Kur'ân, muhaddis, müfessir, fakîh.
bir büyüğümüz. Zâhirî ve bâtınî ilimlerde bir zirve. Bu mıntıkaya Nakşi tarikini saçan o oldu. Alicenâb idi. Ahlâk-ı hamide sahibi idi. Allah yolunda kınayıcının kınamasından korkmazdı. Kendisine halktan gelen ezâlara katlanır sabrederdi. Gönlü Hak yolunda sabit, açık ve anlaşılır bir lisanla konuşan, tatlı dilli hoş sohbet bir kimse idi. Ruhsatla amel etmezdi. Azimetle amel ederdi. Hastaları ziyaret ederdi. Dul ve yetimleri gözetirdi.

Mevlânâ Hâlid (k.s.)'in öyle bir ilmi vardı ki, kuşu kapan ırmak, hızla yağan yağmur, sahili bulunmayan bir deniz gibiydi. Ama bir türlü mutmain olamıyordu. Kendisine perde olan bu ilmin yerine ledünnî bir ilme sahip olmak istiyordu. Bu da ancak bir mürşid-i kâmil sayesinde olurdu. Hindistan, Cihanabad, Dihle şehrinde Abdullah Dehlevî hazretlerine gitti. Abdullah Dehlevî (k.s.)'nin dergâhına girdi. Kendini tanıttı: 'Süleymâniye, Bağdat ve Şam âlimlerinden Mevlânâ Halici!' dedi. Abdullah Dehlevî (k.s.) önce onu, dergâhın abdesthanelerinin temizliğine gönderdi. 'O, pis taşlan yıkasın, temizlesin!' dedi. Hazret-i Hâlid (k.s.) hiç itiraz etmeden elde süpürge ve su kovası hizmete başladı. Bir gün yorgunluk anında nefsi, onu zayıf bularak yüklendi:

-Ey Bağdat ve Şam diyarlarının büyük ;Jmi Mevlânâ Hâlid! Deli mi veli mi belli almayan bir kişinin sözüyle kalkmış, dağlar diyarlar aşmış, aradığını bulamamışsın. Hani mürşid-i kâmil? Durmadan sana pislik temizlettiriyorlar. Bunun ledünnî ilmi nerede? Seyr ü sülûku nerede? Sahili olmayan bir umman gibi ilmi olan, muhaddis, müfessir, bir adama cahillerin tapısında pislikleri temizlettiriyorlar. Bu cahillerden ayrıl git!

Halidi Bağdadî (k.s.) hemen nefsine karşı gelir:

-'Nefis! Uzatma! Gerekirse sakalımla

temizlerim!' der ve işine ihlasla devam eder. Abdullah Dehlevî (k.s.) o esnada pencereden bakmaktadır. Halid'in elindeki süpürgeyi ve kovayı meleklerin taşıdığını görür. Onu çağırır ve şöyle söyler:

-Oğlum Hâlid! İlmin cihanı tutmuş, bilgin dünyaya kafi. Tek noksanın bunlardan kaynaklanan nefsinin gururu ve kibri idi. Onu ayaklar altına aldın. Artık işini melekler görür oldu. Bağlı olduğumuz efendilerimiz şeriat, tarikat, ve marifetle hakikate erenlerdir. Sen de artık gidip bütün iklimleri irşat edebilirsin.

İşte kardeşlerim; mürid olup murada ermedikçe vuslat gerçekleşmez. Büyüklenmekle, kibirlenmekle seyr ü sülük olmaz. Ancak tevazuyla vâsıl-ı ilallah olunur. Yok olacaksın da var olacaksın. Yok olmayınca var olunmaz.

Cenab-ı Hakk, büyüklerimizin ruhaniyetini üzerimizden eksik buyurmasın. Bizleri âlim ve muhlis kulları zümresine ilhak buyursun. (Amin)
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler