Kategoriler :
Alt Kategori :
1997 Aralık- Hz. Ali (r.a)
Tarih : 10.10.2011 20:20:02
Okunma : 1295
Yıl 5 - Sayı 51 - Aralık 1997

Hz. Ali (r.a)

Kıymetli kardeşlerim,

Enes b. Malik (r.a) anlatıyor: 'Günün birinde Fahr-i Kâinat Efendimiz Hz. Ali'yi çağırdı.

-Yâ Ali, dedi, Allah seni benim üzerime dört haslet ile mükerrem kıldı.

Hemen Hz. Ali Efendimiz dizlerinin üzerine kalkıp başını toprağa koydu.

-Babam, anam sana feda olsun yâ Rasülallah, köle efendisinden üstün olur mu, dedi?

Biz,

-Yâ Rasülallah, bu dört şeyi beyan buyurur musunuz? dedik. Kabul edip lütûf ve latîfe olarak:

-Allah Teâlâ ona Fâtıma gibi bir hanım, Hasan ve Hüseyin gibi iki oğul ve benim gibi bir kayınpeder nasip buyurdu ve onun nikahı semalarda kıyıldı. Bana ise nasip olmadı, buyurdular.'

Nikâh mevzuu, İsmail Hakkı Hazretleri'nin Muham-mediye Şerhi'nde şu şekilde manzur-ı fakirânem olmuştu:

'Hz. Ali Efendimiz Fatımatüzzehrâ'ya dünür gönderecek, düşündü. Sıddık-ı Azam Hz. Ebubekir'i göndersem, oğlu var, Ömer'ul-Faruk'u göndersem, onun da oğlu var. Dinde utanmak olmaz, en iyisi bizzat ben gideyim, dedi. Rasulullah Efendimiz'in huzuruna vardı. Yüzü kıpkırmızı geçmiş, hayâsından konuşmaya imkan yoktu. Rasulullah (s.a.v);

-Ya Ali, içinde bir hal var seni utandırıyor, niye konuşmuyorsun? dedi.

Hz. Ali (r.a):

-Ya Rasulullah utanarak söylüyorum, Fâtımatüzzeh-râ'yı bana Allah'ın emriyle verir misin? Peygamber Efendimiz (s.a.v);

-Allah, Allah, dedi.

Bugün Fâtımâ'nın boyu posu gözüme görününce Aliyyel-Murtaza gelse de kızımı ona versem diye aklımdan geçmiştim. Kızım Fâtımâ, buraya gel! Amcanın oğlu gelmiş, Allah'ın emri üzere seni nikahla almak istiyor, olur mu?

-Allah, Allah bugün sabahleyin, babam beni kocaya verirse Aliyyel-Murtaza'ya verse diye düşünmüştüm, dedi.

Cibril-i Emin derhal nazil oldu:

-Allah'ın selamı var yâ Muhammed, semadaki merasim yeryüzüne sirayet etmiş. Sizin kalbinize ilham suretinde gelen, Aliyyel'Murtazâ ile Fatımâtüzzehrâ'nın nikah merasimi idi. O da semada tamamlandı. Yalnız Hâlık-ı Zülcelâl soruyor; Fâtımâ nikahına bedel olarak ne ister?

Hz. Fâtımâ der ki;

-Ben dünyevi olan altın, akçe, bohça ile nikahımı kıydırmam, ben uhrevî bedel istiyorum.

Cibril-i Emin gitti, geldi.

-Allah'ın selamı var, Firdevs-i Âlâ cennetini, nikahına bedel versek razı mı? dedi. Hz.Fatıma;
-Hayır razı değilim, cenneti istemiyorum. Babam, yarın ümmetinin derdine düşüp de şefaat ettiği zaman, geriye kalan olursa ben de onlara şefaat etmek istiyorum.

Cibril-i Emin tekrar gitti, geldi ve; -Allah'ın selamı var, sana istediğin şefaat hakkını verdi, buyurdu.'

İşte onların evlenmesi böyle olmuştu.

*

Sultan-ı Enbiya Muhammed Mustafa (s.a.v), Hz. Ali Efendimiz'e hitaben birgün şöyle buyurdu:

-Ya Ali, Allah'ı sever misin?

-Severim ya Rasülallah.

-Beni sever misin?

-Anam, babam, tatlı canım sana kurban olsun, severim ya Rasülallah.

-Fâtımüzzehrâ'yı sever misin?

-Yalan söyleyemem, onu da severim ya Rasülallah.

-Hasan ve Hüseyin'i de sever misin?

-Onları da severim ya Rasülallah,

-Peki, bu dört sevgiyi bir kalpte nasıl taşıyorsun?

Hz. Ali (r.a) suale cevap veremedi, sükût etti. Halbuki kendisi ilmin kapısıydı. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştu:

'İlmin medinesi (şehri) benim, kapısı Ali'dir. İlim kapısından gelen ordan gelsin. Sadakatin (doğruluğun) şehri benim, kapısı Sıddık-ı Âzam. Sadakat kapısından gelen ordan gelsin. Adaletin şehri benim, kapısı Ömerul-Faruk. Adalet kapısından gelen ordan gelsin. Hayânın şehri benim, kapısı Osman-ı Zinnüreyn. Hayâ kapısından gelen ordan gelsin.'

Allah şefaatine nail etsin, bu kadar alim olan Ali (r.a) cevap veremeyince, mahzun bir şekilde Fâtımatüz-zehrâ validemizin yanına varmışlar.

Validemiz, kırgın görünce, Hz. Ali'nin etrafında dönüp,

-Kurban olayım yâ Ali, niye böyle mahzun duruyorsun, dedi. Hz. Ali (r.a) olanları anlattı. Fâtımatüzzehrâ (r.a);

-Şöyle cevap verseydin yâ Ali: Allah'ı sevmek aklımdan, Muhammed'i sevmek imanımdan, Fatımatüzzeh-ra'ya sevmek şehvetimden, Hasan ve Hüseyin'i sevmek tabiyyetimdendir.

Hz. Ali (r.a) koşarak tekrar Rasulullah (s.a.v)'ın huzuruna vardı ve Fâtımatüzzehrâ'dan aldığı cevabı aktardı. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v):

-Hayır yâ Ali, bu sualin altından sen kalkacak gibi değildin, o cevabı, nübüvvet ağacının meyvesi olan Fâtımâ verse gerektir. Mevlamız şefaatlerinden mahrum etmesin. Hamd olsun, Âlemlerin Rabbi olan Allah'a...
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler