Sanal Kütüphane > Yenidünya Dergisi Arşivi > Alemdar - Ali Ramazan Dinç Efendi Ks. > 2008 Ekim - Ebedî Diriliş Çağrısı: Ezan-ı Muhammedî
Kategoriler :
Alt Kategori :
2008 Ekim - Ebedî Diriliş Çağrısı: Ezan-ı Muhammedî
Tarih : 21.10.2011 09:06:37
Okunma : 1441
Yıl 15 - Sayı 180 - Ekim 2008

Ebedî Diriliş Çağrısı:
Ezan-ı Muhammedî

Sözlükte bildirmek, duyurmak, çağrıda bulunmak, ilan etmek manasında mastar olan ezan kelimesi; terim olarak farz namazların vaktinin geldiğini, mü'minlere duyurmayı ifade eder.

Namaz, Mekke'de farz kılındığı halde Medine'ye gelinceye kadar namaz vakitlerini bildiren bir yol düşünülmedi. Sokaklarda 'es salah, es salah'; 'namaza, namaza' denirdi. Dediler ki Hıristiyanlara mahsus olan çan çalalım, Yahudilere ait olan boru öttürelim, Mecusilere ait olan ateş yakalım... Efendimiz (s.a.v.), bunlardan hiçbirini kabul buyurmadılar. Abdullah b. Zeyd rüyasında; ezanı aynen gördü ve Efendimiz'e (a.s.m) haber verdi. Sadece Abdullah b. Zeyd değildi. Onun yanında Hz. Ömer (r.a) de geldi. Diğer sahabelerden de görenler oldu. Bunun üzerine Neccâroğullarından bir kadına ait evin üstünde Hz. Bilal
(r.a.), Hicrî birinci yılda ilk sabah ezanını okudu. Efendimiz (s.a.v.) ve ilk halife zamanında Cuma günleri hutbeden önce okunurdu. Hz. Osman (r.a.) devrinden itibaren halka duyurmak için, vakit gelince okundu ve bu şekilde devam etti. Biz; birinci ezan, ikinci ezan diyoruz ya işte o... Hanefî, Şafii, Malikî, Şia'da îmamiyye, Ahmet bin Hanbel'den nakle göre; ezan okumak, sünnet-i müekkededir. Ezanda hem namaz hem de İslam'ın temel ilkesini oluşturan Allah-u Zülcelal'in varlığı ve birliği; İkinci olarak Efendimiz'in (a.s.m) ve bütün Peygamber-i Azam'ın risaleti tasdik edilir. Üçüncü olarak: asıl kurtuluşun ahiret mutluluğuna kavuşmak olduğu ifade edilir. Ve çok mühim olan bir husus; Yerkürenin Güneş karşısındaki konumu ve çevresinde dönüşü ile namaz vakitlerinin oluştuğu göz önünde bulundurulduğu takdirde Müslümanlara meskûn olan her noktada günde beş defa okunan ezanla, bu ilahi mesajın kesintisiz devam ettiği, günün her anında yeryüzünde yükseldiği anlaşılır. Ezan okumak, İslam Dünya-sı'nda fetih ve zaferlerin vazgeçilmez bir unsuru olmuştur. Mekke'nin fethinden beri ele geçirilen her beldede yapılan ilk uygulamalardan biri, fetih müjdesini duyurmak için yüksek bir yerde ezan okumak olmuştur.

Manevî terbiyenin ilk esasını, doğduğunda çocuğun sağ kulağına ezan; sol kulağına kamet getirmekle, ezan teşkil eder. Müezzinin sesinin güzel ve gür olması; ezanı ayakta, yüksekte, dinleyenlerin tekrarı için yavaş yavaş okuması; şehadet parmaklarının uçlarını kulaklarına götürmesi, ellerini kulaklarının üzerinde koyması, kıbleye yönelmesi, 'hayya'al es-salah' derken yüzünü sağa, 'hayya'al elfelah' derken de sola dönmesi; dinî hassasiyet sahibi ve abdestli olması müstehaptır. Yalnız burada fıkhî bir konu var: Düz bir alanda ezan okunurken 'hayyaa'l essalah' derken yüzünü sağa, 'hayyaa'l elfelah' derken de sola dönülmesine ihtiyaç duyulmaz. Bu minarede yapılacak bir husustur. Ezanda 'Allahu Zülcelal'in varlığı, mükemmel bir düzen içinde dünya, insanın barınmasına elverişli yerlerin, canlılar için önemli olan su ve ateşin bulunması, bitki ve hayvanlarla beslenmesi, atmosfer ve gezegenlerin sahip olduğu fevkalâde düzen; ibret alanlar için Allah'ın varlığına ve birliğine bir delildir.

Cenab-ı Hak yüce kudretine
delalet eden işaretleri hem içimizde hem de dışımızda gösteriyor. Bir Alman doktor, hastasını muayene ederken ameliyat anında göğüsleri üzerinde 'La İlahe İllallah Muhammed'ürResûlullah' yazılı olduğunu görür ve iman eder. Biz Sıddık-ı Azam Efendimiz'le devam eden bu mübarek yolda, ehlinin tarif etmiş olduğu nefy ve ispatı bu şekilde görmekteyiz. Nefes borularının üzerinde 'La İlahe İllallah Muhammed'ür-Resûlullah' Abdulhâlık Güc-düvanî (k.s.) Hazretleri'ne Hızır (a. s) suya gömülerek tarif etmiş. Bunun sebebi, nefes alınmaması ve temiz bir elbisenin içinde, elbisenin temiz ve yeni olması ifade edilmektedir. Nefesin evvela kuvvetle alınarak, 'La İlahe İllallah' denmesi ve nefessiz bir şekilde devam edip nefes alınacağı zaman kalpten sağ tarafa doğru Muhammedü'n-Resûlullah' diyerek, iki nefes arasında zayi etmeden söylenir. Sufîlerde, 'ibnü'l-vakt' terimi çok önemlidir. Kişi, vaktin oğludur. Velhasıl, vaktine riayet eden demektir. Allah'ın nefhası zaman zaman yayılır, Onlar, her zaman gönlü açık kimselerdir. İki nefes arasında 'ilahi! ente maksûdi ve rızaike matlû-bi' 'maksadım, arzum, isteğim sadece sensin Ya Rabbi' diye Hâlıkımız'ın varlığını ve birliğini, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu biz ezanda ifade ediyoruz: 'Allahu Ekber' lafzı ile. Hem kendi içimizde hem kendi dışımızda Varlığını, birliğini ve büyüklüğünü tasdik ediyoruz.

Ezan, itikadî ve amelî hükümlerin tamamını iftida eder 'Allahu Ekber' denildiği zaman Allah u Teala'nın cemal sıfatlarına sahip olduğunu tasdik, 'Eşhedu enla ilahe illallah' denildiği zaman tevhid akidesini tasdik, şirkin her çeşidini ret ederiz. 'Eşhedu Enne Muhammed'er-Resûlullah' dediğimiz zaman.    Peygamberimiz

(s.a.v.)'in risaletini ve bütün peygamberlerin peygamberliklerini tasdike etmemize delalet eder. 'Hayya'al es-Salah', Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sayesinde Allahu Teala'ya emir sigâsı ile davettir. 'Hayya'al el-Felah', dünya ve ahirette ebedî kurtuluş demek olan felaha çağırmaktır.

Ezan okunan yerde Müslümanların varlığı ispat edilir. İkinci olarak, ibadet vaktini bildirir. Üçüncü olarak, Müslümanları cemaat olmaya davettir. Şehadet, İslam'dır. Ezan, kelime-i tevhid ve kelime-i şehadeti açıktan, herkese ilandır. Namaz vaktini ve kılınacak yeri bildirmektir, Müslümanları cemaate davettir.

Efendimiz (s.a.v.), bir hadis-i şeriflerinde

'Eğer ilk safın kıymetini bilseydi insanlar, birbirleriyle yarış ederlerdi. Ezan okumanın da değerini, kıymetini, önemini bilselerdi onlar da kura çekerlerdi.' Buyurmuşlar ve yine Kendilerine:

'Öyle bir amel söyle ki onu yapınca cennete gireyim' diyen kişiye 'kavmine müezzin ol, vasıtanla namaz kılsınlar. Eğer bunu yapamazsan imam ol, sana uyup namaz kılsınlar. Bunu da yapamazsan namazını cemaatin ilk safında kıl' diye buyurdular.

İbni Mes'ud (r.a.): Efendimizin 'müezzin olsaydım gazaya gitmediğime üzülmezdim' buyurduğunu ifade etmişlerdir. Yine Ebû Said el-Hudrî de Efendimiz (a.s.m.)'den şunu rivayet eder: 'Beş kimse vardır ki, onlar için cennete kefilim. Kocasına itaat eden kadın; Anne ve babasına itaat eden evlat; İyi huy sahibi; Allah yolunda ölen; imanla sevabını Allah'tan bekleyerek mescitlerin birinde ezan okuyan kimse...' Yine Hz. Bilal (r.a), ezan okuyunca bir gürültü duyulur. 'Bu ses nedir Ya Resûlullah' denince Efendimiz (a.s.m): 'Rabbimiz sema kapılarına emretti, Bilal'in ezanı için arşa doğru açıldı.' Sıddık-ı Azam (r.a.) dedi ki:

'Ya Resûlullah, bu sadece Hz. Bilal için mi?'

'Hayır, kim ezan okursa onun için' buyurdu. Efendimiz (s.a.v.)'in miraç hadisesinde geçen hadiseyi üstadımızın sohbetlerinde duymuştum: Bir ayak sesi duyarlar. 'Bu nedir, Ya Cibril?' dediklerinde 'Hz. Bilal ezan okumak için mescide iniyor' buyrulur. İbn-i Abbas (r.a.): 'Üç kişiyi


Allahu Teala kabir azabından korur. Biri müezzinler, ikincisi şehitler, üçüncüsü Cuma veya Cuma gecesi ölen' diye buyru-luyor.

Yine 'Ezan okunacağı zaman kim ezan okuyacak olursa onu duyan cin ve ins, ne varsa her şey onun imanına şahit olur' buyuruyor Efendimiz (s.a.v.). Bunu da, Sami Ramazanoğlu (k.s.) Üstadımız'dan duymuştum.

'Medine-i Münevvere'de kendileri, kalbi ölmeyenleri, vücudu toprakta çürümeyenleri anlatan bir sohbet buyuruyorlar-dı. Çok misal verdiler, bir tanesi de hafız ve okuduğu Kur'anla amil olan bir insan. Bu kıymetli hafız Adana'dan Şam-ı Şerife geliyor, ezan okuyor, Kur'an okuyor; onun okuduğu Kur'an'a hayran kalıyorlar; Medine'ye geliyor, Medine'de hayran kalıyorlar. Bu, vefat ediyor. 5-6 sene geçtikten sonra ailesi; 'kabri memleketimizde olsun' diyor. 'Yapma, işte defnolunmuş' diyorlar. 'Yok. Ben bunun kabrini, cesedini memleketime defnetmek istiyorum, kabristanlığına' diyor.
Onun ısrarına dayanamıyorlaı Kabri açtıkları zaman taptaze kefeninin bile bozulmadığın Mübarek Üstadımız'dan, duy dum.

Yine onun eserinde geçen biı hadiseyi nakletmek istiyorum. Necmettin-i Irakî diye bir zat. Hayatında pek gülmezmiş. Böyle, bir cenaze için zuhur ediyor. Telkin yapılacak 'La İlahe İllallah Muhammede'n Resûlullah' diye. Fakat bu zat tebessüm ediyor. Cenaze dönüşü talebeleri diyorlar ki: 'Efendim, hayatta hiç gülmeyen bir kimsesiniz, neden tebessüm buyurdunuz?' Diyorlar ki: 'Ölü, diriye telkin veriyor da ona gülüyorum.' Kabirdekinin kalbi Rabbimizi zikrediyor, onun azametini düşünüyor; ruhu zikrediyor, sırrı zikrediyor; hafisi, ahvası, bütün vücudu zikre geçmiş. Onun için gülüyorum' Cenab-ı Hak kalplerimizi öldürmesin. İlahi çağrısına kulak verenlerden eylesin.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler