Sanal Kütüphane > Yenidünya Dergisi Arşivi > Alemdar - Ali Ramazan Dinç Efendi Ks. > 2009 Şubat - BU HAZRET-I SÂMÎ'DİR (KADDESALLAHU SIRRAHÛ)
Kategoriler :
Alt Kategori :
2009 Şubat - BU HAZRET-I SÂMÎ'DİR (KADDESALLAHU SIRRAHÛ)
Tarih : 18.10.2011 09:32:34
Okunma : 1335
Yıl 16 - Sayı 184 - Şubat 2009

BU HAZRET-I SÂMÎ'DİR

(KADDESALLAHU SIRRAHÛ)

Hâlik-ı Lemyezel, 'Ey insanlar, Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.' (Hucûrat, 49/13) 'Hepiniz Adem'den (a.s) Adem de (topraktan halk olunmuştur' buyurur Nebiler Nebisi, (s.a.v) Fark ne renkte, ne de şekildedir. Sadece üstünlük takvadadır. Hadfs-i Kudsfde, 'Cenâb-ı Hak sizin ne suretlerinize ne de mallarınıza bakar. Lakin, kalblerinize ve amellerinize nazar buyurur.' 'Doğrusu Allah Teâlâ katında sizin en üstün olanınız, en müttaki olanınız, Allah Teâlâ'dan korkanınızdır.' (Hucûrat, 49/13)

Nebiler nübüvvetle, veliler de, velayet sırrı ile seçilmişlerdir. ' Âdem (a.s), Rabbimiz Teâlâ'nın kendi kudretiyle yaratması, isimleri öğretmesi, halife kılması, ruhundan ruh üflemesi, aksırınca Elhamdülillah demesiyle Safiyyullahtır. Tufandan kurtulmasıyla Nuh (a.s), neciyyullahtır. İbrahim (a.s), ateşe atılırken, oğlunu kurban ederken, dünya malına meyletmemesiyle, her halindeki teslimiyet ve rıza ile Halilullahtır. Musa (a.s doğrudan hitaba mazhar olduğu için Kelimullahtır. Hazreti Meryem'e üflemesinden dolayı Rabbimiz (c.c), İsa (a.s) Ruhullahtır. Peygamberlerde bütün hususiyetlerin madeni, ment merkezi Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v), Habib-i Kibriyâ' dır.

Nübüvvet, Âdem (a.s)'dan Efendimiz (s.a.v)'e kadar ortak sıfat 'Onun peygamberlerinden hiç birini diğerlerinden ayırmayız.' (Bakara, 2/285) 'Biz, bu peygamberin kimine, diğerinden üstün meziyetler verdik. Allah Teâlâ onlardan bir kısmıyla konuşmuş, kimini de üstün derecelere yükseltmiştir. Meryem'in oğlu İsa'ya, apaçık deliller verdik ve onu Ruhu'l- Kudüs e destekledik.' (Bakara., 2/ 253)

Kimini kelam ile, kimini Rûhü'l- Kudüs, Cebrail (a.s) le, Peygamberimiz (s.a.v)'i âlemlere rahmet olarak göndermesiyle seçmiştir. (Enbiya, 21/107) Kelime-i şehâdet'te, ezanda, teşehhüdde kendi adıyla zikret-mesiyle seçmiştir. (İnşirah, 94/4) Zât-ı Kibriya'sına sapılan itaatin kendisine yapılan itaat gibi olduğunu jelirtmekle seçmiştir. (Nisa,4/80) İnkarcılara , herhangi 3İr sure ile meydan okumasıyla seçmiştir. (Bakara,23) 'Sözler içinde Kur'an'ın yeri, bütün mevcudat içinde, Hz. Âdem'in yeri gibidir' hadis-i şerifiyle mucizesinin diğer peygamberlerden üstünlüğü ile seçmiştir. Bütün nsanlara peygamber olarak gönderilmesiyle seçmiştir. (Sebe, 34/28)

Sayılamayacak kadar çok güzelliklerle seçmiştir Mevlâ'yi Müteâl O'nu. Son peygamber oluşu, huyu, hilmi, vefası, fesahati ve cömertliği, Cenâb-ı Hakk'ın kendisine, diğer peygamberlerden farklı hitabı ve ümmetinin diğer ümmetlerden üstün olmasıyla seçmiştir. (Âl-i Imran, 3/110)

Sami Ramazanoğlu (k.s) hakkında Hindistan'ın yetiştirdiği İslam âlimlerinden Muhammed Hamidullah, 'Resulullah (s.a.v)'in bir ümmetini gördüm' der.

Müstakim, basiret ehli, ilim ve hikmet sahibi, vâsıl-ı  ilallah olan üstazımız ve emsali Ârifân-ı llâhf nin vasfını ne güzel beyan eder Habib-i Kibriyâ (s.a.v):

'Âlimin âlim olmayana üstünlüğü, peygamberin ümmetine üstünlüğü gibidir.' [Hatib]

'Âlimin âbide üstünlüğü, dolunayın, yıldızlara olan parlaklığı gibidir.' [Ebu Nuaym]

'Âlim, âbidden yetmiş derece üstündür. Bid'at ortaya çıkınca âlim, halkı ikaz eder. Âbid bid'atten habersiz, ibadetle meşgul olur. Bu bakımdan da âlim, âbidden kıymetlidir.' [Deylemi]

'Âlim, Allah'ın emin olduğu, güvendiği kimsedir.' [Deylemi] 'Âlimlerin mürekkebi, şehidlerin kanı ile tartılır, âlimlerin mürekkebi, ağır gelir.' (I.Neccar)

'Allahu Teâlâ, âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Âlim

kalmayınca da, cahiller bilmeden yanlış fetva verir, hem kendilerini, hem de başkalarını sapıtırlar.' [Buhari]

'Âlimler, yeryüzünün kandilleri, peygamberlerin halifeleri, benim ve diğer peygamberlerin vârisleridir.' [Ebu Nuaym]

'Âlim ölünce, denizdeki balıklar bile, kıyamete kadar ona istiğfar eder' [Deylemi] '(Kıyamette âbide Cennete gir, âlime ise halka şefaat için bekle denir.' [I. Maverdi]

İsim olarak gül birdir. Ama gülün yirmi bin çeşidi vardır. Mavi, kırmızı, beyaz, sarmaşık, minyatür, çalı, demet ve İsparta gibi. Ama hepsinin rengi, dokusu, kokusu ayrıdır. Taşın dahi sınıflarını sayamayız. Alyans, elmas, yeşim, akik, safir, yakut, zümrüt ve elmas, daha niceleri...'Allah Teâlâ'nın nimetlerini tek tek değil, toplu olarak da sayamazsınız' buyurur Mevlâmız (c.c) İbrahim sûresi 34. Âyet-i Celile'de.

Bütün velilere, velayet sırrından dolayı sevgi duyarız. Hak Teâlâ'nın, her bir tecellisi farklı olduğu gibi, velilerdeki velayet sırrı, nebilerdeki nübüvvet neşesi de farklıdır. Tabiattaki eşya, taş, toprak, cema-dat, gül, çiçek nebatat, hayvanat, hepsi bir ayrı tecel-liyata mazharsa, Âdem oğlu da ayrı ayrı tecellilere mazhardır. Veliler de farklı bir güzelliktedir. Sami Ramazanoğlu (k.s), melek huy bir veliyullahtır.

Osmanlı üdebâsından Mahir İz hocamızın dediği gibi, 'Bu Hazreti Sami'dir.'

Vakıf malı karışmıştır diye, babadan kalan mirası kabul etmemiştir. Lokmanın helal olmasına pek riayet ederlerdi.

Babaları Mücteba Efendi'nin çalıştığı kereste atölyesinde, maaş almadan iki ay çalışmıştır, üzerimizde kul hakkı kalmasın diye.

Namazı huzurla kılar, kalbdeki niyet, takva ve verâya göredir, namazın huzur ve huşuu buyururlardı.

Kur'an-ı Kerim okumaya, okutmaya çok önem verirlerdi. Şâm-ı Şerifte okuyan öğrencilerin harçlığını temin ederlerdi. Sohbetlerinin evvel ve ahirinde aşr-ı şerif okuturlardı. Tilavet olunan Kitab-ı Kerim'i, ellerini dizlerinin üzerine koyup dinlerlerdi.

Her anın zikir olmasını öğütlerlerdi. İşini sağlam ve düzgün yapmanın da zikir olduğunu belirtirlerdi. Seherde yapılan zikir, ev ve mescidlerde çekilen evrat ve ezkar, ferdi, ailevi, içtimai huzuru sağlamalıdır derlerdi.

Kendileriyle birlikte olanlar, gece ne zaman uyan-salar, naz makamında olan bu veliyy-i kâmili hep ayakta bulurlar. Salihlerle bulunmanın faydalarını çokça anlatırlardı. 'Gençliğimizde fes giyerdik. Bukalemun denen hayvanın üzerine koyduğumuzda, hayvan kıpkırmızı olurdu. Kadınların siyah örtüsünü koyduğumuzda da, simsiyah kesilirdi hayvan' diyerek, sadıklarla bulunmanın gönlü nurlandırdığını, zalimlerle beraber olmanın da, kalbi karartacağını haber verirlerdi bu misalle.

Riayet ettikleri bu esaslar, bir dervişin kimliği adeta.

Helal lokma; az yeme

Namazı huzur ve huşu ile kılma.

Kur'an-ı Kerfm'i, kalb huzurunun ötesinde bir tefekkürle okuma.
Her an zikir ve geceyi ihya etme.

Salihlerle olma.

HakTeâlâ'nın bu nazlı velilerini her zaman hatırlatan bu sır nedir?

Onlar, her yaptığı işi aklı başında olarak yapan kimselerdir.

Okudukları Kelime-i Şehadet, Tevhid, dua ve zikirlerde, Hak Teâlâ'nın Azamet-i Kibriya'sı, gönüllerinde mevcuttur.

Zikrullah yaparken, 'Beni ibadetle zikredin ki, ben de sizi rahmetimle yâd edeyim' (Bakara, 2/152) ellerini duaya kaldırdıklarında, 'Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm' (Bakara, 2/ 186) sırrına nâiliyyetle, Rabbimizle manevi iletişim içindedirler.

Namaz kılarken, Rabbimiz Teâlâ ile aralarındaki perdeler kalkar. Kıyamında meleklerin taatlerine iştirak ettikleri gibi, cemadâtın, cansız varlıkların, dağların da zikrine iştirak ederler. Rükûlarında, hem rükûa varan meleklerin, hem de hayvanatın zikrine ortak olurlar. Secde halinde, melek ve nebâtâtın, bitkilerin zikrinden nasib almakla birlikte, ruhen ve kalben yaklaşırlar Mevlâ-i Müteâl'e.

Verdikleri zekatın, fakirin avucundan önce, Rab-bimiz Teâlâ'nın Yed-i Kudret'ine konduğunu bilirler.

Oruç, O'nun ahlakıyla ahlaklanmaktır. Yemeden, içmeden münezzeh olan Rabbimizin edebiyle edeble-nirler. Kalblerini, içlerini, dışlarını havf-i İlâhi kaplar. Müttaki kullardan olurlar.

Hac ibadetinde, Kabe'nin sahibini ziyaret ederler.

Okurken Kur'an-ı Kerfm'i, kendilerine nazil oluyormuşçasına dinler, manasını da O'ndan öğrenirler.

Nasihatlerinde, kötülüklerden men, gönüllerinde isyana karşı nefret hissi uyanır. Hayrı tavsiyede, taatlere iştiyak hasıl olur.

Sami Efendi'yi (k.s) ilim ehli tasdik etmiştir

Es'âd-ı Erbili Hazretlerini Kayseri'ye davet ederler. Yaşlılığı sebebiyle gelemezler. Evlenmek için memleketi Adana'ya gidecek olan Sami Efendiyi gönderirler. O zamanın seçkin uleması etrafını alır. Sözlerini kaydederler not defterlerine.

Zahiri ilimde derya olduğu gibi, batınf ilimde de seçkindir. FıkhP terimlerle çok güzel misaller verirler. İstihale (Hal Değişme - kimyasal değişime uğrama) ile necis şeyler temiz olur. Pis olan bir madde temiz olan bir madde haline dönüşürse temiz olur. Örnek: Bir merkeb diri veya ölü olarak tuzlaya düşüp de tuz haline gelse temiz sayılır.

Şarap içine ekmek konulduktan sonra o şarap sirkeye dönüşürse, sahih kavle göre şarap da, ekmek de temiz olur; şu şartla ki, ekmekte şarap kokusu kalmamış olacak. Şaraba konulan soğan ve benzeri maddelerin durumu da böyledir. (Fetâvâ-yi Kadıhan - Fetâvâ-yi Hindiyye.)

Günahlarıyla insan, ehlullahın gönül deryasına düşerse temizlenir. Hata ve isyanla geçen hayatına, göz yaşı, tevbe tuzu ve nedamet ekmeği katılırsa pâk olur.

İrşada ehil ve kutbul aktab olmalarına, alnındaki nuru seyredenlerin, ahiret derdiyle yanmaları kafi değil mi? 'Onlar öyle kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah (c.c) hatıra gelir.' Hadis-i Şerif.
Cedd-i Âli'lerinin yaptırdığı Adana Ulu Camii'nde halka vaaz ve nasihatte bulunmuşlardır. Kahvehanesinin müşterisi kaybolanlar derde düşmüşlerdir. Gönül namlusu düzgün olan Üstazımızın sözleri, kalblere kurşun gibi saplanmış, nice sapkınlar hidayete erişmişlerdir.

Hususi sohbetlerindeki teveccühle, ilme'l-yakinden ayne'l-yakine, hakka'l-yakine erişilmiştir. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat meyvesi toplanmıştır. Fena fi'l-ihvan, fena fi'ş-şeyh, fena fi'r-resul ve fena fillah makamlarına gelinmiştir biiznillahi Teâlâ.

Her hallerinde uyanıktırlar.

Hak Teâlâ bize, bizden daha yakındır şuurundadırlar. Onlara, bir nefes Hak Teâlâ'dan gaflet, cehennem ateşinde kavrulmaktan daha beterdir. 'Allah bes, baki heves' demektir meslekleri.

'Masiva'dan el çeküb mahlukdan ümmidi kes,

Virdin olsun her nefes Allah bes, baki heves.'

İmam Hatip Okulunda okuyordum Kayseri'de. Birkaç kişiye delil olup, ziyarete götürmüştüm. 'Bizi hiç gördüler mi?' deyince, 'hayır' dedim. Bu olumsuz cevaba sebep, 'sizi kim hakkıyla görebilir?'...

'Evliyam kubbemin altında (saklı)dır. Onları benden başkası tanıyamaz' (Hadis-i Kudsi)

Allah Teâlâ'yı görür gibi taat yapan velilerin harfmine, (sırlarına) biz nâ-ehiller (yabancılar) nasıl girebiliriz? Allah Teâlâ'nın onları gizlemesi bile, bir lütuftur.

Zünnun-i Mısrfnin (k.s), 'bize llahfsırlardan anlatın' diyenlere verdiği cevap çok manidardır. 'Haber versem eğer gizli sırlardan, ilk zındıklık damgasını siz vurursunuz bana.'

'Nâ ehle sakın kendini bildirme hazer kıl.

Pes şişe-yi esrarını destinle kırarsın'

Mürşid-i Kâmillerin saygıyla karşıladığı 'müferridûn' evsafına sahip bir zata (hal ve huylarında eşsiz bir kimseye) Sami Ramazanoğlu (k.s), şöyle der. 'Bizi tanımıyorlar.'

'Bilmeyenler ne bilsin bizi.

Bilenlere selâm olsun'

Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler