Kategoriler :
Alt Kategori :
2000 Temmuz - Hayâ
Tarih : 17.10.2011 17:02:31
Okunma : 1236
Yıl 7- Sayı 81 - Temmuz 2000

Hayâ

Hayâ, ihtiramda (saygıda) Hz. Osman (r.a)'ı diğer ashab-ı kiramdan üstün kılan vasıftır.

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Sa'd bin Mâlik (r.an-hüm)'in bulunduğu bir meclise, Hz. Osman (r.a) dahil olunca, Hz. Âişe (r.anha)'ye 'geri çekil!' dedirtip oturuşlarını değiştiren, 'meleklerin bile kendisinden hayâ ettiği bir kimseden nasıl hayâ etmeyeyim? Allah'a yemin ederim ki, melekler, Allah ve Rasûlünden hayâ ettikleri gibi, Osman'dan da hayâ ederler. Eğer sen yanım-dayken o içeri girmiş olsaydı, çıkıncaya kadar ne konuşur ne de başını kaldırırdı' dedirten müstesna bir huydur hayâ.

Hasan Basri, Hz. Osman (r.a)'dan bahsederken, 'O, kapalı mekanda banyo yaparken bile avret mahallini açmaz, hayâsı belini dik tutmaya dahi engel olurdu' der.

Rasûlüllah (s.a.v)'ın, Allah (c.c)'ın mehabetinden (azamet ve ululuğundan) hayâ edip utandıklarında, alınlarında beliren ter damlalarından, Hz. Ebubekir, Ömer, Osman, Ali (r.anhüm), gül ve pirincin halk olunmasına vesile olan ahlaktır hayâ.

Hayâ: Utanma, kınanma endişesi ile, nefsin bir şeyi yapıp yapmamaktan sıkılmasıdır.

Hayâ;

1-    Tabii hayâ: Mahrem yerlerin açılmasından utanma.

2-    Dînî hayâ: Allah korkusuyla günah işlemekten utanma şeklinde iki kısma ayrılır.

Kişide, İslam'ın güç ve kuvvet bulmasıyla bir fıtrî (yaratılışta mevcut) duygu tezahür eder. Ruhta hâyâ sıfatının dolup taşması, cesette tesirini alın ve vücûdun terlemesiyle gösterir.

Ebu Said'l-Hudri (r.a) 'Rasûlüllah (s.a.v) çadırdaki bakire kızdan (hayâ sahibi, utangaç kızdan) daha çok hayâ sahibi idi. Hoşlanmadığı birşey mübarek yüzlerinden belli olurdu.' der.

H. Hasan Efendimiz; kadınları, kendilerinden uzak tutarlar, 'Kadınlarla konuşmaya mecbur kaldığımda vücudum terlere gömülür' buyururlardı.

Burunlarını ev halkının yanında bile temizlediğini görmedik. Böyle anlarda hepimizi dışarı çıkartırlardı edeplerinden...

Daha çocuktum, Yeşilhisar'ın İçmece mevkiinde, yatsı namazını kılarken, imamın arkasında bulunuyordum, bizi yan tarafa alırken kendi önünden geçirdi. Daha sonra bunun sebebini de 'arkamdan geçirmeye hayâ ettim' diye açıklamışlardı.

Kuşeyri: Hayâ, Allah'ın huzurunda, dava ve iddiayı terk etmektir.

Sâmi    Ramazanoğlu

(k.s)'nun, kutbiyet makamını haber veren kimseye, 'Bizim adımız, Sâmi ama, başka bir Sâmi arayın' demeleri mahviyetin (tevazûun, Hakk'tan başka bir şeyi yok etmenin, fiillerini Hakk'ın fiillerinde eritmenin) işareti değil de, başka nedir?

'Bu Sâmi; bir damla sudan yaratddığını, bir de toprak olacağım hatırlar' sözü irfanda kemalin zirvesidir.

Medine-i Münevvere'de, büyük bir cemaate dua etmeleri için davet olunduklarında, takdimci 'Mürşid-i Kâmillerden H. Hasan Efendi buyursunlar' deyince 'Bel kemiğim hayâ ve utancımdan sızladı' demişlerdi.

Mersinli Yusuf Amca'nın Medine'den gönderdiği paketin üstünde yazılı 'Yahyalı halifesi' sözünü, 'Ne Halifesi!' diye yırtıp attıkları hiç aklımızdan çıkmaz.'

H. Hasan Efendimizin annelerinin (Ayşe Validemiz) 'Kefenimi dahi yabancdar görmesin' diye vasiyette bulunması, harama düşme endişesiyle, kapısını devamlı kilitleyen annemizin hanesine, dört yaşındaki bir çocuğun girmesi ile, 'Bu yavru büyüyünce yüzümü unutmazsa, Rabbime karşı ben ne cevap veririm' diye hüngür hüngür ağlaması onun iffet ve hayâda kemâle erdiğinin işaretidir. Bu hayâ ve edebi de ona, Efendimiz (s.a.v)'in hizmet görevinde bulunma şerefini kazandırmıştır.

H. Hasan Efendimiz; kendileri utanıp, hayâ ettikleri gibi, bir başkasını da mahcup etmezlerdi.

Çok yakınlarından biri, hizmetlerinde bulunur. Üstazımız,
uykuya geçince, üzerine battaniyeyi örteceği zaman, tavandaki avizeye çarparak olduğu yeri indirir. Fakat bakar ki uykuları çok hafif olan üstazımız, uyuyor. Bu davranışından utanarak yerlere geçen kardeşimiz, sevinerek, kırılan cam parçalarını toplar, gider. Tek-rak gelişinde, H. Hasan Efendimiz 'Evladım! Az bir gürültüden uyanırım. Avizeye çarptığında derhal uyandım. Ama sizi mahcup etmemek için, kendimi uykuya vurdum' buyururlar.

'Mecliste engine otur, Gönül kırman, yapın hatır, El suçunu edin setir (örtün) Pek â'lâ, hoş ahlâktır bu'

Evlatlarından bile hayâ eden, Sâmi Ramazanoğlu (k.s)'ndan şu hatırayı anlatmadan geçemeyeceğim.

İmam Hatip okulunda talebe idim, Üstazımızla İstanbul'a Sâmi Efendimizi ziyarete gittik. Erenköy'de bir evde, yer sofra-

sında yemekler ikram edildi. Sâmi Efendi tabaklardan birkaç lokma alıp, etrafına veriyordu. Yağmur yağmaya başladı. Evin dışarısından tabaklarını alanlar içeri giriyordu. Sâmi Efendimiz 'Allah'ın rahmetidir' bu diyordu. Evin alt katında hazırlanan büyük bir bahçenin ortasında bulunun odaya indik. H. Hasan Efendimizi yanlarına oturttular. Biz de gerilerdeyiz. Kendi eserlerinden Hz. Yusuf (a.s)'un kıssalarından okumaya başladılar. Eserin son bölümlerinde, mübarek sesleri boğulur gibi oldu. Derhal ıhlamur getirildi. O anda 'Kitabı nerede olsa bulurum Allah'ın izni ile, ama bu nur yüzü bulamam' düşüncesiyle büyük bir şevkle, o nur cemale bakıyordum. Kitabı bir başkası eline alınca; dedim ki 'Değirmenin suyu çekildi.' Kitaptan gözlerini ayırmıyorlardı. Kitabı ellerinden alıp, okumaya başladılar. Fakat yine sesleri karıncalanır gibi olunca, mübarek gözlerini yumarak 'Bir cümleme yapıyım, özetleyim' deyip sohbeti tamamladılar. Dr. Necmeddin Akçan Bey dedi ki; 'Üstazımız edep ve hayâla-rından ellerine kitap alıyorlar. Yoksa Allah'ın izn-i ke-remiyle ezbere herşeyi anlatırlar. Fakat edep ve hayâla-rından, evlatlarının yüzüne bakamayıp gözlerini yumuyorlar.'

Kur'an-ı Kerim'de; hayâ kelimesi pek geçmez. Ama hayâ-ya delalet eden bir çok ifadeler vardır Kelamullah'da.

'O, Allah'ın (kendisinin ne yaptığım) görür olduğunu bilmez mi?' (Alak, 44)

'Yemin olsun ki, kadın onu arzulamıştı. Eğer (Yusuf) Rabbinin bürhanını görmeseydi; O da kadını ar-zulamıştı.' Ayet-i kerimedeki 'evlâ' şartıyla bu fiilden iffet ve nezahetiyle (temizliğiyle), Allah korkusuyla çekindiği beyan edilir.

'Çünkü O; bizim halis kul-larımızdandı' (Yusuf 24)

Züleyha, putunun üstünü örtüp, bu kötü fiile teşvik edince Yusuf (a.s): 'Sen putundan utanırsın da, ben Rabbimden utanmaz mıyım?' demiştir.

'Kavim ve kabilendeki salih bir zattan haya ettiğin gibi, her haline vakıf olan Cenâb-ı Hak'dan da hayâ ile gizli ve açık fenalığa ceraset etmemeyi sana vasiyet eylerim.'

'Halktan hayâ etmeyen, Cenâb-ı Allah'tan da hayâ etmez.'

'Hayânın azlığı, küfür alâmetlerindendir.' buyurur hadis-i şeriflerinde Fahr-i Âlem (s.a.v) Efendimiz.

Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Şu-ayb (a.s)'ın kızının Hz. Musa ile utanarak konuşması, hayâ sıfatına en güzel örnektir.

'Derken, o iki kızdan biri utana sıküa Musa'ya geldi: 'Babam seni çağırıyor. Sana hayvanlarımızı sulamanın ücretini verecek' dedi. (Ka-sas 25)

Takva elbisesi de, hayâ olarak nitelendirilir tefsirlerde.

'Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise indirdik. Takva (Allah korkusu) elbisesi, o daha hayırlıdır.' (Araf 26)

Ebu Bekir (r.a); Rasülullah (s.a.v)'dan, 'Hayâ imandandır. Hayâ sahibi ise, cennettedir. Hayâsızlık eden de, cehennemdedir.'
İbni Abbas (r.a)'dan Peygamberimiz (s.a.v): 'Muhakkak ki sende Allah'ın sevdiği iki haslet vardır. Hilm (acele etmemek) ve hayâ.'

İbn Rakâne (r.a) Efendimiz (s.a.v)'den: 'Her bir dinin kendine has bir ahlâkı vardır. İslam'ın ahlâkı ise ha-yâdır.'7 hadisi nakleder.

Hz. Enes (r.a)'den rivayetle, Peygamberimiz (s.a.v): 'Edepsizlik ve çirkin sözün girdi-
ği şey çirkinleşir. Hayânın girdiği şey de güzelleşir.'

buyurur.

Söz ve fiilde çirkin olan, 'fuhş' kelimesi ile ifade edilir Kitab-ı Kerim'de.

'Sakın zinaya yaklaşmayın (zinaya götüren her hareketten). Çünkü o bir fuhuştur, hayâsızlıktır. Ve çok kötü bir yoldur.' (İsra 32) Zürkani: 'Hayâ, lügat ola-

rak hayat kelimesinden gelir. Kalp Allah'a imanla hayat bulup canlanırsa, hayâ da artar' der.

Ebu Süleyman ed-Dârânî, dört hasletle insanlar hayırlı işler yaparlar:

1-    Havf (Allah korkusu),

2-    Reca (Allah'tan ümit kesmeme),

3-    Ta'zim (Allah'ın emirlerine saygı gösterme),

4-    Hayâ.

Dört haslet de Peygamberlerin sünnetindendir.

1-    Hayâ,

2-    Güzel koku,

3-    Misvak,

4-    Evlenmek.

Hayâ sıfatı, hal va makama göre değişir.

Hâce Abdullah el-Herevî; ebrarın (sözü ve fiili hayır olanların) hayâsını üç kısımda ele alır:

1-    Müşahede-i Hakk erbabının hayâsı. (Her an Hakk'ın tecellisine mazhariyetle O'ndan gayrini görmeyen bahtiyarlar) belaya katlanıp şikayet etmezler.

Sümnûn-ı Âşık'a sordular. 'Muhabbeti niçin belaya koştular?'

- 'Herkes muhabbet davasında bulunmasın' diye buyurdu.

2-    Allah'a yakın olanların hayâsı. (Allah'ın her haline vakıf olduğunu bilenler) sevgide sebat göstererek, Hakk ile, ünsiyet, dostluk kurarlar.

3-    Hayret makamına erenlerin hayâsı. (Hakk ın tecellisiyle, Allah'ın isim ve sıfatlarının kalpte zuhuruyla kendinden geçen sıddîkların haliyle) Allah ile kul arasında ayrılık kalkar. Benlik ve enani-yet suya düşer. Masivayı, Allah'tan başka her şeyi yok kabul ederek, 'Lâ' ateşiyle yakıp, silip süpürüp 'İllâ' nuruyla in-san-ı kâmil olmaktır.

Hayânın insanlık tarihindeki yeri:

'İnsanlığın, ilk nübüvvetten aldığı öğüt şudur: Eğer hayân yoksa, git dilediğini yap.'

Bir kısım konuların açıklanması da dinimiz 'Allah gerçeği söylemekten çekinmez' (Ah-zab 53) ayetiyle rahat hareket etmeyi tavsiye eder.

Nevevî: Dinî konularda çekinmek hayâ değildir' der. Ashab-ı Kiram Peygamberimiz (s.a.v)'den utanılacak dînî meselelerde soru sormaktan çekinmemişlerdi. Yemeden, içmeden tutun da, bütün davranışlarda Hakk'ın rızasını gözetmek hayâdır.

Beyzâvî: 'Kişinin, nefsi fiil ve sözlerinde, Allah'ın rızasını gözetmesi, O'ndan hakkıyla hayâdır' der.

İbn Mes'ud (r.a) Efendimiz (s.a.v)'den 'Allah'tan hakkıyla hayâ edin!' buyurdu. Biz: 'Ey Allah'ın Rasülü elhamdülillah, biz Allah'tan hayâ ediyoruz' dedik. O (s.a.v) da: 'Söylemek istediğim bu değil! Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve onun taşıdıklarını (göz, kulak, Usan, hafıza, hayâl, tefekkür) bat-nı (karnı) ve onun ihtiva ettiklerini, muhafaza etmen, (mide, ferç kalp, el, ayak) ölümü ve toprakta çürümeyi hatırlamandır. Kim ahi-reti dilerse, dünya hayâtı-

nın zinetini terk etmeli. Ahireti bu hayâta tercih etmelidir' Kim bu söylenenleri yerine getirirse, Allah'tan hakkıyla hayâ etmiş olur.'

Peygamberimiz (s.a.v)'in babası Hz. Abdullah, nefsini arzeden bu kadına, iffet ve fazilette kemâlini gösteren bir şiirle şöyle cevap verir:

'Haram o kadar acıdır ki; ölüm acısı, ondan çok hafif-
tir. Helal ise çok tatlıdır. Var kadm, sen açıkça helalini ara! İzzet ve şeref sahibi olan, ırzını ve dinini himaye eder, fahişelik demek olan bir işe nasü cesaret gösterir?'

Hayâ, nefsin, mekruh addedilen şeyi işleme korkusuyla kendisini korumasıdır. Yapılması mekruh (yapılması dinimizce hoş olmayan şey);
1-    Dînî,

2-    Aklî,

3-    Örfî olabilir.

Dinen çirkin olan bir hareketi yapana 'fâsık' (büyük günah sahibi) aklen, mekruh olanı işleyene 'mecnun', örfen doğru olmayan bir tavra girene de 'ahmak' denir.

Dinimizde hayâ; 'kötü ve çirkin olan bir hareketten kaçınmaya, hak sahibinin hakkına riayetsizlikten men etmeye sevk eden ahlâk' diye tarif edilir.

İslam dininde hayâ, imandan bir şûbe olarak tanıtılır. 'Hayânın tamamı hayırdır.' buyurur Efendimiz (s.a.v).

İmanda, kemâl; ibadette, ihlâs; ahlâkta, ahlâk-ı hamîde (güzel ahlak) lutfeyle bizlere Yâ Rab! (âmin)

Mühim bir not: Rebi'ül-Evvel ayında (Peygamberimizin doğduğu ayda) olmamız hasebiyle;

1-    Salat-ü Selam'ı çok çok okur,

2-    Fakir ve yoksulu düşünür,

3-    Bu ayı, başlangıç yaparak, ahireti dünyaya tercih edersek, her iki cihanda da bahtiyar oluruz.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler