Kategoriler :
Alt Kategori :
1999 Ağustos - Helâl Kazanç
Tarih : 17.10.2011 15:20:43
Okunma : 1246
Yıl 6 - Sayı 70 - Ağustos 1999

Helâl Kazanç
 
Allah (c.c)'a kulluğu engellemeyen dünya hayatı mezmum değil, muhteremdir. Mezmum (kötülenen) dünya, ahiret üzerine tercih edilendir. 'Bu (tehdit) onların dünya hayatını Ahiret'e tercih etmelerinden (dünyayı Ahiretten daha çok sevmelerinden) ve Allah'ın kâfir bir kavmi hidayete erdirme-yeceğinden ötürüdür.'

Nasihatlarında H. Hasan Efendi (k.s); Peygamberimiz (s.a.v)'in 'Benim zamanımda fakirlik, ahir zamanda zenginlik hayırlıdır.', 'Veren el, alan elden üstündür.' ha-dis-i şeriflerini çokça ifade ederek emeklerinin dışında hiçbir şeye meyletmediklerini, levha yazarak rızıklarmı temin ettiklerini anlatırlardı. 'İmanlı sanatkârı Cenâb-ı Hakk'm sevmesi muhakkaktır.' 'En temiz kazanç kişinin elinin emeğidir. Kişinin kendine, ehline, çocuğuna hatta hizmetçisine yaptığı masraf, harcadığı para sadakadır.' buyurur Efendimiz (s.a.v)

Dedem Mustafa Hulusi (k.s) rızkını alınteri ve el emeğiyle sağlayanların taamından yiyerek rahatsızlıklarını geçirirler-miş. Evimizden sofra hiç eksik olmaz, turşu ile bulgur pilavı ikram edilir. Yemeğin tadının nereden geldiğini soranlara Mustafa Hulusi (k.s), taamın helal olup, rıza-i ilahi ile hazırlandığını söylerler.

Üstazımızm misafir oldukları hanenin önüne sabahın erken

saatlerinde bir zât gelir, 'Efendim davet olunduğunuz ev sahibinin kazancı şüpheli, feyizi-ne mani olur' der ve ayrılır.

Haramla iştigal edenlerden biri Sami Ramazanoğlu (k.s)'nu davet eder. Sabah kahvaltısı ikram edilirken çaydanlığın kulpu koparak kaynar su, Üstazımızın ellerine dökülür. Aman Üstazım diye telaşa kapılanlara 'Bizim elimizi ateş yakmaz.' buyurarak sofradan kalkarlar.

Yahyalı'dan bir amca H. Hasan Efendi (k.s)'mize bir bakraç bal getirir. Anamız hediyeyi görünce tiksinir. Üstazımız da çam sakızı gibi görür. Amcanın eline bakraç teslim edilir. Biraz yürüdükten sonra amca, 'herhalde balın yerine başka bir şey konmuş' der. Açıp baktığında boşaltmayı unutmuşlar diye tekrar getirdiğinde Üstazımız kabul edemeyeceklerini söylerler. Gelen hediye meğer, mirası bölüşülmeyen maldan getirilmiş. Nefsine yenik düşen zât, 'babası böyle reddetmezdi' diye şiirler yazar. Hadiseden haberdar olan Kürtoğlu Mehmet Amca, bu tavrın helake götüreceğini izah edince nedametle şu şiiri söyler:

'Şemsi yine dillenecek, Bellenirse bellenecek, Yolun taşı ellenecek, Taşına kurban olduğum.'

Yeşilhisar içmecesinde Sami R. O (k.s)'na, bir kadın meyvelerden ikram eder ayrılır. Meyveye el sürmek isteyenlere Üstazımız engel olurlar. Bir müddet sonra tapu memuru gelerek 'efendim meyveleri getiren hanım, mirası bölünmeyen maldan getirdi.' der.

Haram lokma şöyle dursun, gafletle pişen taamdan da yemez arifler.

Sivaslı İbrahim Hakkı Topraklı (k.s) (İhram-cı Zâde) bir defasında ikram olunan çayın Allah (c.c) düşüncesinden uzak olarak hazırlandığını, içenlere gaflet vereceği düşüncesiyle tekrar huzurla kaynatılmasını emir buyururlar. Taliplerden âşık bir zât ocağa koyduğu çay demlenirken, kendisi de kalbi ateşli, gözü yaşlı, ilahi şevkle demlenerek çayı hazırlar.

Helâl yoldan temin edilen kazanç bizim de, evlatlarımızın da ıslahına vesile olur. Üstazımı-zın Üstazı S. R. O (k.s)'nun doğumunda kapıya gelip kaybolan zât, 'Anne, dünyaya gelen yavru zamanın kutbu olacak, sakın onu abdestsiz emzirme, şüpheli taam yedirme' demiştir.

İmam-ı Âzam'ın (rh.a) babasının dere kenarında abdest alırken suyun getirdiği elmanın dişlerinin dibine temasıyla oğlu İmâm-ı Âzam (rh.a)'ın, Kur'an'ı bir günde değil de iki günde hıfzettiği nakledilir büyüklerimizin dilinden.

'Kişinin yediği en hayırlı yemek, elinin emeğiyle kazandığı yemektir. Dâvud Peygamber de elinin emeği ile geçinirdi.' Helâlinden çalışarak yorgun bir vaziyette yatağına giren insan, günahları affedilmeden uykuya geçmez.' buyurur Efendimiz (s.a.v).

Rabbimiz (c.c): 'Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimizin helâlinden yeyin! Eğer yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin!

'Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda bâtıl bahanelerle yemeyin! Ancak karşılıklı rıza ile yaptığınız ticaret başkadır. Nefislerinizi öldürmeyin! Şüphesiz ki Allah size karşı çok bağışlayıcıdır.'

Allah (c.c)'ın halk ettiği nimetler boş yerine yaratılmamıştır. 'Sizi boş yere yarattığımız ve sizin hakikaten huzurumuza getirilmeyeceğinizi mi sandınız?' Biz gök ile yeryüzünün ve ikisinin arasında bulunanları bâtıl olarak yaratmış değiliz. Bu küfre kayanlann zannıdır. O küfre kayanlar için ise ateşten helak vardır.'

DÜNYAYA BAKIŞ:

Nebi (s.a.v) Selmân-ı Fârisî ile Ebu'd-Derdâ arasında kardeşlik tesis buyurmuştu. Selmân (r.a) Ebu'd-Derda (r.a)'yı ziyarete geldiğinde eski elbiseler içinde gördü. Anası: 'Kardeşin bizi de, dünyayı da terk etti. Gündüz oruç, gece mukim' dedi. Ebu'd-Derda kardeşi Selmân'ı öptü, kucakladı, yemekler ikram etti ama kendisi oruçluyum diye yemedi. Gece yatırdı kardeşi Selmân'ı ama kendisi uyumadı. Selmân (r.a) engel oldu ise de tekrar taate koyuldu. Yine Selmân (r.a) mâni oldu. Gecenin âhir vakti olunca ikisi de kalkıp ibadet ettiler. Namazı müteakip Selmân (r.a) kardeşi Ebu'd-Derdâ'ya: 'Kardeşim! Üzerinde Rabbinin, kendinin ve ailenin hakkı vardır. Meşrû olarak ye, iç, oruç tut, namaz kıl, uyu, hayat yoldaşınla seviş.' dedi.

Ebu'd-Derdâ bu hadiseyi Nebi (s.a.v)'e anlatınca Resulullah (s.a.v) 'Selmân doğru hareket etmiştir.' buyurdular.

Kur'an-ı Kerim'de âcile9 ve ûlâ10 olarak tanımlanan dünya hayatı, ahirette ebedî saadeti elde etmemiz için kullanılacak olursa mezmum değildir. Hadis-i Şeriflerinde Efendimiz (s.a.v) şöyle buyururlar: 'Sizin en hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için de dünyasını terk etmeyen ve insanların sırtına yük olmayandır.' Deylemi Enes (r.a)'den. Muhiddin-i Arâbî (k.s) dünyayı, ilahî güzelliği yansıtan bir ayine olarak tanımlar. Peygamberimiz (s.a.v): 'Muhakkak Cenâb-ı Hak dünyayı ahiret niyetine göre verir.' buyurmuştur. 'Rabbinin makamından (insanların hesap vermek üzere oldukları yerden) korkan kimseye iki cennet vardır.' ayet-i kerimesinde zikrolunan iki cennetten birisi, cenneti ecile olan (bu dünyadır). Cennet-i âcile, (ileride salih kullara bahşolunacak olan ahirettir) Allah'ın emirlerini kılık kırk yararcasına tatbik eden münevver yolun takipçilerinin bu dünyada aldıkları manevî haz ve lezzete de cennet tâbirini kullanmıştır M. Es'ad Erbîlî (k.s). (d. 1847)

Allah (c.c)'a kulluğu engellemeyen dünya hayatı mezmum değil, muhteremdir. Mezmum (kötülenen) dünya, ahiret üzerine tercih edilendir. 'Bu (tehdit) onların dünya hayatını Ahiret'e tercih etmelerinden (dünyayı Ahiretten daha çok sevmelerinden) ve Allah'ın kâfir bir kavmi hidayete erdirmeyeceğinden ötürüdür.'

Gazzâlî (rh.a) İnsanları Üç Kısma Ayırır:

1-    Dünyaya bağlanıp Ahireti terkedenler. Bu zümrenin çoğunlukta olduğunu beyan eder 'İhya' adlı eserinde.

2-    Dünyayı tümden terkedenler.

3-    Dünya ve Ahiret'in hakkını verenler.

Makbul olanlar da bu üçüncü zümredir.

Çünkü Halikımız (c.c): 'İnsanlardan bazıları da Yâ Rabbi! Bize dünyada bir güzellik ahirette de bir güzellik ver. Bizi ateşin azabından koru derler.' Dünyadaki güzelliğin ilim, amel, güzel ahlâk ve afiyet olduğu belirtilmiştir müfessirin-i izam tarafından. Ahiretteki güzellik ise cennet ve nimetlerdir.

Âl-i İmrân suresinin 14. ayet-i celîlesinde 'Kadınlardan oğullardan, kantar kantar altın ve gümüşten, nişanlı atlardan, develerden ve ekinlerden gelen zevklere aşırı düşkünlük, insanlar için süslenip hoş göründü. Bunlar dünya hayatının geçimidir. Oysa gidilecek yerin güzel olanı Allah katındadır. De ki: Size bunlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takvaya erenler için, altından ırmaklar akan cennetler vardır. Orada devamlı kalacaklardır. Tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır ve Allah kullarını hakkıyle görendir.' 'Kadınlara olan ilgi, iffet ve namusu koruma, çocuklara olan sevgi, Muhammed üm-
metinin çoğaltılması, mal ve mülke meyil, Allah (c.c) yolunda infaka, toplumun saadetine matuf olursa elbette güzeldir.

Yüce Allah (c.c) kudsi hadiste şöyle buyurur: 'Ey dünya! Bana hizmet edene hizmet et, sana hizmet edeni de sen hizmetinde kullan.' Dünya gölge gibidir. Bütün varlığımızla ona dönerek takip edersek tutamayız. Sırtımızı döner, kalbimizi Mevlâ'ya verirsek o bizi takip eder. Dünyayı nasıl değerlendirmemiz gerektiğini şu misal çok güzel açıklar. Bir arabanın motoruyla direksiyonun görevi farklıdır. Motor vasıtanın çalışmasını, direksiyon da yolu tayin eder. Kalb motor gibi Allah (c.c)'ı zikreder. Bir an O'ndan gafil olmaz. Kafa da dünya işlerini ayarlar. Bu örneği veren Sâmi Ramazanoğlu öyle evlatlarımız var ki zengin, fabrikatör ama gönlünde zerre kadar dünya muhabbeti yok. Öyle de sâlik-lerimiz var bir gömleğe muhtaç fakat gırtlağına kadar dünya muhabbetine gömülmüş buyururlar.

Nevşehir'den Üstazımızla birlikte geliyorduk. H. Hasan Efendi (k.s) önde giden bir arabayı durdurdular. Biri esnaf, bir diğeri sarraf olan iki kişiye, 'Hep dünya işlerini konuşup durmayın, ebedî kalacağımız Ahiretten de bahsedin' tavsiyesinde bulundukları hiç hatırımızdan çıkmaz.

'El kârda gönül yarda' düsturuna riayetle yapılan çalışma Hak (c.c) katında makbuldür.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler