Kategoriler :
Alt Kategori :
1996 Kasım - Fakr
Tarih : 17.10.2011 14:14:39
Okunma : 1148
Yıl 4 - Sayı 38 - Kasım 1996

Fakr

 

İsimleri, sıfatları ve bütün fiilleriyle eşsiz olan Cenâb-ı Hakk'ın karşısında hiç bir kimse varlık gösteremez. İbrahim (a.s.)'le cedelleşen, 'Ben de öldürür ben de diriltirim' diyen Nemrud, Uz. İbrahim (a.s.)'in, 'Rabbim güneşi doğudan getirmekte, haydi sen de onu batıdan getir' dediğinde, apışıp kalması gibi, zalimin emsali küfür yobazları da Allah'ın (c.c.) ayetleri karşısında kahrolmuş-tur. Bir sivri sineğin kanadını yapmaktan aciz kalan kibirlilerin, kendilerine ilah diye tapanların elleriyle heykelleri yıkılmış, insanlığa saadet getirmeyen düzenleri boşa çıkmıştır. Bunların gülünç halini, Allah'ın hakikatlerini inkara kalkışan bedbahtların durumunu Mevlana Celâleddin (k.s.) şöyle tasvir eder: 'Bir kişinin şevkiyle deryada binleri taşıyan gemiye hayret eden karınca, at nalının açtığı izde toplanan kirli suyun üstündeki saman çöpüne düşüp rüzgarın tesiriyle sağa sola meylettikçe böbürlenerek, 'Biraz önce şaşkınlıkla seyrettiğim deryadaki gemiyi yüzdüren mahir kaptan gibi ne de güzel seyr-ü sefer ediyorum.'

Okyanusa nisbetle damlanın ne önemi olur. Bunun için arifler azâmet-i ilahinin karşısında acziyetlerini itirafla, manevi rızkın gönüllerine inmesine vesile olan fakrı ihtiyar etmişlerdir.

Fakr; ihtiyaç, yokluk manalarına gelir. Fakrın maddi ve manevi yönü vardır. Elde, avuçta bir şeyin olmaması maddi fakr, kişinin her halde kendini Mevla'ya(c.c.) muhtaç bilmesi manevi fakrdır. 'Ey insanlar sizler fakirsiniz, Allah'a muhtaçsınız, zengin olan ve senâya layık olan ancak O'dur.' (Fatır: 15), 'Fakirlik övünç vesilemdir.', 'Ya Rabbi, beni fakirlerle haşret' buyuran Nebimiz (s.a.v.), serveti çok da olsa kalbce fakir, Allah'a muhtaç mütevazi mü'min-lere karşı mütevazi, kafirlere karşı onurlu olmalarını kaydetmektedir. (Maide 54-Fetih 49). Üstadımızın ustası Mahmud S. (k.s.), 'Dünyalara muhib ama gönlü fakir, bir gömlekle kalan fakat kalbi kibirle dolanlarımız da var' diyerek bu hakikati ifade buyururlar. 'Sadakalar ancak fakirler içindir' (Tevbe 60) ayeti celilesinin izahında, zekatın fakirlere mahsus olduğu, manevi zekat ve sadakanın da kalben yoksun olanlara, O'nun zatından başka herşeyi yok bilen (Kasas 88), kainatta Mevla'dan gayrı herşe-yin biteceğini idrak eden (Rahman 26-27), dünyanın bitip Allah katında-kilerin daimi olduğunu düşünen, şu-hud derecesinde evrad olarak tefekkür eden (Nahl 96) sadıkların gönüllerine bahşedileceği bildirilmektedir. Maddi değerler varlıkla ama manevi nimetler yoklukla elde edilir.

'Meta-ı lutfuna almak için sermayesiz geldim

O türlü tehi destim ki hatta ihtiyarım yok.'

Anlattığımız fakr hali ferdidir. İhtiras sahibi olup elindeki güçle Afganistan'ı, Bosna'yı, Çeçenya'yı, Somali'yi, Keşmir'i, tarûmar etmeye kalkışan zalimler gibi olmamak, adalete, hukuka riayetle cemiyet ve devlet olarak zengin olup başkalarını da düşünen, belki de kendi menfaatini başkalarına feda edecek kadar sahi olan Muhammedi ahlaka, Muhammedi fakra erişmektir.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler