Kategoriler :
Alt Kategori :
2003 Mayıs - Gönülden Akanlar
Tarih : 17.10.2011 10:38:24
Okunma : 1111
Yıl 10 - Sayı 115 -  Mayıs 2003

Gönülden Akanlar

Bu yolun belli bir cefası vardır. Bu yol, zehirle pişen aşı yeme yoludur. Ârif-i billah olan kutb-u cihanlar, belleri bükecek şekilde bela ve musibete mübtelâ olmadan Hakk'a vuslat mümkün olmaz derler.

Es'ad-ı Erbili (k.s.), efendisi Taha el-Harîri (k.s.)'nin atının, zincirden yulanyla yüzüne vurması ve kendisinin de buna teslim olması neticesinde gavsiyyet makamına ermiştir. 'Derd ü bela saltanatın iki cihana vermezem.' sözündeki dert ve bela, bizim gibi asilerin affına, âriflerin ise derece ve makam kazanmasına vesile olur. Üstazımız, İstanbul'a yaptıkları bir seyahatlerinde, Esad-ı Erbili (k.s.)'nin şemail-i şerifini gayr-i ihtiyari hatırlaya hatırlaya yolculuk ederler ve o anda bu hatırlayışın sebebini pek bilemezler. Sohbet buyururlarken, 'Esad-ı Erbili Hazretleri şehit olmayı istediği için bu belaya maruz kaldı.' derler. Bu konuda kafası karıştırılan, 'Büyük insan olsaydı bu musibete düçar olmazdı.' aldatmasına inanan torunlarının bu görüşmede fikri derhal düzelir. Bu yanlış kanaati mânevî tasarrufuyla bertaraf eden Sami Ramazanoğlu (k.s.), Üstazımız (k.s.)'a, '.....Beyi ikna ettiniz mi?' buyururlar biiznillahi Teâlâ. 'Elif, lâm, mîm. İnsanlar hiç imtihan edilmeden (sadece) 'iman ettik' demeleriyle (kendi hallerine) bırakılıvereceklerini mi sandılar? And olsun ki (Biz), onlardan öncekileri de imtihan ettik; Allah doğru söyleyenleri de muhakkak bilir. Yalancıları da muhakkak bilir.' (Ankebut: 29/1-3)
Yer-gök, küçük bir taş parçası, kuru bir yaprak dahi Allah (c.c.)'ın emrine uyuyor. 'Yer ve gök, ikisi de 'itaat edenler olarak geldik!' dediler.' (Fussılet: 41/11) Mevcudatın itaati konusunda pek çok örnek vardır. Efendimiz (s.a.v.)'in, gelmesini işaret buyurduğu ağacın O (s.a.v.)'nun emrine itaatla gelip secdeye kapanması, ayın ikiye yarılması, taş ve hayvanatın konuşması, daha neler neler bu konuda örnek gösterilebilir. Üzerlerine emanet yüklenmemişken, sorumlu olmadıkları halde sema ve arz ve ikisinin arasındaki her şey Rabbimize itaat ederken, bizler neden tembel tembel oturalım. Ticaretimizi helal kazançla temin ederek, namaz ve niyazlarla, tebliğ ve davetlerle gündüzümüzü; ev halkını ilmihal bilgileriyle bilgilendirerek, evrat-ezkâr okuyarak, teheccüd namazı kılarak da gecemizi ihya edelim. Gece ve gündüz boş lakırtılarla meşguliyeti; güneşin hararetiyle kavrulan, ter deryasına batılan, elli bin yıl ayakta kalman mahşer âlemini unutanlara terk edelim. Derin gafletten uyanmak ve hakiki mü'min olmak için İlâhî kelâma kulak verelim. 'Ve o kimseler ki, onlar boş şeylerden (boş söz ve işlerden) yüz çeviricidirler.'
(Mü'minûn: 1 23/3)

Allah (c.c.)'a isyan olmadığı sürece, itaatle emrolunduğumuz ehlullahın hayatını gözden geçirelim. Basit insanların yaşadığı gibi yaşamayalım. Yaşantımızda kendimize referans olarak Kelâmullah'ı, Hadîs-i Muhammedîyi ve vâris-i enbiyâyı ^ örnek alalım. Sakın ha, sakın! Düşük seviyeli insanlara uymayalım. Kalben de olsa zalimlere meyletmeyelim. 'Zulmedenlere de meyletmeyin! Yoksa size ateş dokunur. Hem sizin Allah'dan başka hiçbir dostunuz yoktur, sonra size yardım edilmez.' (Hud: 11/113)

Örnek almakla emrolunduğumuz Peygamberimiz (s.a.v.)'in, dünya ve ahiretin ışıklan diye tarif buyurduğu vefa meydanının erlerinin hayatlarına gelin bir göz atalım:

İmam Muhammed Bâkır (k.s.), dostlarına, ahbap ve yârânına, 'Artık kim tağutu, (Allah'ın yerine tuttukları her şeyi) inkar edip Allah'a iman ederse, böylece şüphesiz kopmayan çok sağlam kulpa tutunmuştur.' (Bakara: 2/256) ayetini çokça tekrar ederdi. Yine, 'Gözünüze, gönlünüze perdeler indirerek Hakk'a yakın olduğunuzu sanmayın, bâtılı reddedip Allah'a inanın.' tavsiyelerini yaparak bir ömür boyu gecelerini, az bir uykudan sonra teşbih ve niyazlarla geçirmiştir.

Bir sadık dost, Şeyh Ebû Fâdıl Hasan (k.s.)'a, 'Allah, onları sever, onlar da O'nu sever.' (Mâide: 5/54) ayetinin izahını sorunca, 'Sana bu ayetin tefsirini, sır perdelerinin açıldığı gece vaktinde ancak izah edebilirim.' der. Âyet-i Celîle'ye yedi yüz türlü mana verir; kalbine bahşolunan ledünnî (Hakk'dan ihsan olunan) ilmin incileri dilinden daha da dökülmektedir.

Şeyh Ebû Said Ebû'l-Hayr, sahralarda ot yer, devamlı oruç tutar, gece gündüz uyumaz, yamalı elbiseden başka bir şey giymezdi. Allah'a olan yakınlığı, gayr-i müslimleri bile hidayete eriştiriyordu. Girdiği bir kilisede Hz. İsa (a.s.) ve Meryem annemizin resimlerine yönelip, '(İşte o gün) Allah: 'Ey Meryemoğlu İsâ! Sen insanlara: Allah'ı bırakıp da beni ve annemi iki ilâh edinin, diye mi söyledin?' buyurduğu zaman, (İsa) der ki: '(Yâ Rabbi!) Sen, noksan sıfatlardan münezzehsin!

Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz! Eğer onu söylemiş olsaydım, o takdirde (Sen) onu muhakkak bilirdin! (Sen) benim nefsimde olanı bilirsin; fakat (ben) Senin Zâtında olanı bilmem! Muhakkak ki görünmeyenleri hakkıyla bilen ancak Sensin!' (Mâide: 5/116) ayetini okuyunca resimler yere düşmüştü. Şeyh Ebû Said Ebû'l-Hayr'ın bu kerametiyle Hıristiyanlardan kırk kişi iman etmişti.

Şeyh Ebû Bekir Vâsıtî (k.s.)'nin, aklı yettiği günden beri yediği içtiği pek görülmemiştir. En çok, Allah'ın iradesinde kendi irademizi yok etmeyi, söz söylemek şöyle dursun, her bir nefesten kişinin on beş sorguya çekileceği değeri korumayı, vaktin edebine riayeti öğütlerdi. 'O iki kaydedici (melek her yaptığınızı) kaydederken, (onlar) sağdan ve soldan (her iki tarafınızda) oturmakta olan (melek)lerdir. (İnsan) hiçbir söz söylemez ki, mutlaka yanında hazır bir gözetleyici (melek) bulunmasın.' (Kâf: 50/17-18)

Muttaki, vera sahibi, harama düşerim korkusuyla helalde bile dikkatli olan bu Hakk dostları bize; nefsimizi ıslah etmemizi, inançsızlık bataklığına düşen yavrularımıza iman esaslarını, Allah'ın sıfatlarını, fiillerini, kainatı yaratmadaki eşsiz sanatını öğretmemizi; ehlimize Allah'ın, Rasûlü (s.a.v.)'nün, ashabının ve yollarından giden âriflerin yaşantısını aşılamamızı, zalimler gibi hayat sürmemeyi; riya, nifak, kibir ve ticari ahlaksızlığa düşmememizi, ölümü hiç hatırımızdan çıkarmamamızı tavsiye ediyorlar. 'Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan bir ateşten koruyun' (Tahrim: 66/6) buyurur Rabbimiz (c.c.).
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler