Kategoriler :
Alt Kategori :
2003 Ekim - Gönül Ekranı
Tarih : 15.10.2011 08:52:13
Okunma : 1120
Yıl 10 - Sayı 119 -  Ekim 2003

Gönül Ekranı
 
Görsel cihaz kendi başına bir şey ifade etmez. Arka kapağını açtığımızda onun birbirine geçen kablolar ve demir parçalanndan ibaret bir cihaz olduğunu görürüz. Prize takılınca cihaz çalışır ama bir görüntü olmaz. Vericiyle münasebet kuracak olan alıcının bulunması îcab eder. Vericinin uydu vasıtasıyla gerçekleştirdiği alâkayla, görsel cihazın düğmelerine basılmak suretiyle açılır kanallar. Mekke-i Mükerreme'de Beytullah'ı, Medine-i Münevvere'de iki cihan güneşi Muhammed Mustafa (s.a.v.)'nın Ravza-i Mutahhara'smı, Kabr-i Saadet'ini, Kuds-i Şerifte Mescid-i Aksa'yı seyredersiniz ekranda.

Derviş de aynen bunun gibidir. Bir mürid-i sadıkta görsel cihazın çalışmasını temin eden fiş, 'Ey iman edenler! Allah'a itaatedin; Peygamber'e ve sizden olan emir sahibi idarecilerinize de itaat edin.' (Nisa: 4/59) ayetıffe teslimiyeti ifade eder. Fişte kopukluk ve arıza cihazın çalışmasına engel olduğu gibi, Allah ve Rasûlü (s.a.v.)'ne terilen, itaat etmekle emrolunduğumuz mürşid-i kamile itaatsizlik de, gönül ekranının çalışmasını engeller.

Teslimiyet fişi, 'Bu sözü söyleyen Rasûlullah (s.a.v.) ise, daha da fazlasına inanırım.' diyerek müşriklere cevap veren Hz. Sıddîk (r.a.)'m teslimiyeti gibi sağlam olmalı. 'Rasûlullah (s.a.v.)'ın verdiği hükme razı olmayanın cezası budur.' diye, Fahr-i Kainat (s.a.v.)'ın emrine muhalefet eden münafığın kolunu kesen Hz. Ömer (r.a.)'de olduğu gibi teslimiyet kablosu kavi olmalı. Esad-ı Erbili (k.s.)'nin, 'Koyunun kuzuya tabi olduğu gibi H. Hüseyin bize bağlıdır.' buyurduğu Gavs-i Azam H. Hüseyin Efendi'de olduğu gibi sağlam olmalı teslimiyet fişi. İçeceği suyu bile kalben izinle içen bu zat, bu samimi bağlılığının neticesi Arafat dağında vakfeye dururken, elleri Rabbimizin arşına açılmış vaziyette ruhunu Allah'a teslim eder.
Yeşilhisar içmecesinde 1965 yılında Sami Ramazanoğlu (k.s.), Kadiri icazetnamesini Üstazımıza gösterince, 'Efendim icazetnamesini göstermese yine inanırdım, demek ki teslimiyetimde bir eksiklik varmış.' diye, yanıp-yakılan Hacı Hasan Efendimiz (k.s.)'in müstesna bağlılığıdır teslimiyet.

Arızasız, sağlam fişin, cihazı harekete geçirip çalıştırması için takılan priz ise, 'Kim Allah'a ve Rasûl'e itaat ederse, işte onlar; Allah'ın kendilerine nimet verdiği Peygamberler, sıddîklar, şehitler ve salih kimselerle beraberdirler. İşte onlar, ne güzel arkadaştırlar.' (Nisâ: 4/69) İlahi mesajında belirtilen mukaddes önde^leri^jUMETeder.

sıkı yfekMBİı, itikadı, inancı (s.a.vvrve Astab-ı Güzin'in ameli mezhib imajlarına m İlâhî ed^bme edeHlenen, (s.a.v.)'m râibarek -i kamilin KBpine,Rnanevi

îne Bağlanarak Hakk ın içilir, gönül âlemine nurlar saçtır. Manevi kardeşlik, şeyh-i kamile muhaİMfc^^^amberimiz (s.a.v.) ve Allah Feâlk'nm aşkımla yok olmak diye tarif buyrulan ' bu yol, dört ayaklı merdivendir. Mürşid-i kamilin muhabbetiyle, gönlündeki manevi prize takılmak suretiyle Rasûlullah (s.a.v.)'ın ve Hak Celle ve Âlâ'nm aşkına erişilir. Gönle çekilen bu cereyan, bu enerji; Hirfanlı'dan, Keban'dan gelen enerjiye benzemez. Bu kuvvet, Allah (c.c.)'m arşı, Allah'ın beyti, evi, Allah'ın hazinesi, manevi definesi olan marifet ve hakikat barajından, deryasından gelir. Bu gönül ummanmın yanında, maddi okyanuslar bir damla bile olmaz. Emir Buhari (k.s.), kendisine verilen bu ilmin kaynağı zahiri hocalar tarafından sorulunca, şu müstesna cevabı verir. 'Babam! Bir kimsenin medresesi Arş-ı Azam, hocası Fahr-i Âlem (s.a.v.) olursa, teslimiyet fişini Aleyhissalat ü Vesselam'm kalb-i münevverlerine takarsa, ona kim güç yetirebilir.' Elle doldurulan kuyunun suyu tükenir de, hak dostlarıyla münasebet kurarak, Rahman'ın arşından inen su hiç biter mi? Fanilerden alman ilimle, Bâk! olan Mevla'dan gelen ilim hiç birbiriyle kıyas edilebilir mi? 'Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.' (Kehf: 18/65) ayetindeki esrara mazhardır çünkü bu bahtiyar kullar.

Üstazımız (k.s.)'a, Adana'nın Kozan ilçesinde, vaazlarını takip eden bir hoca, 'Size bu tükenmez ilim nerden geliyor.' dediklerinde Üstazımız, 'Kaynak, Rasûlullah (s.a.v.)'ın mübarek kalbidir. Biz fişimizi O'nun gönlüne takıyoruz.' buyururlar. Uludağ'da Sami Ramazanoğlu (k.s.)'nun, 'Ey nefs-i mutmaine (kamil bir iman sahibi, huzur ehli olan nefis) hem razı olan, hem de kendisinden razı olunan kul, Rabbine dön. Artık salih kullarımın arasına katıl ve onlarla Cennetime gir.' (Fecr: 89/27-30) ayetlerine verdikleri mana saatlerce sürer. Öyle bir an olur ki, ilim ehilleri de anlayamaz hale gelirler. Üstazımızm bitmeyen bu ilminin sırrı, Esad-ı Erbîlî (k.s.)'nin çok kısa bir anda verdiği icazette, Aleyhissalât ü Vesselam'ın gönlüne, Zât-ı Kibriya'nın Arşına takılan manevi fişdedir.

Alıcı kalpte inanç anteni, 'İşte onlar ki, (Allah) kalblerine imanı yazmış' (Mücadele: 58/22) buyrulan nokta ve, 'Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız' (Kâf: 50/16) diye Kitab-ı Kerim'de haber verilen hablü'l-verid damarıdır. Bu nokta Hak ile münasebet kuran manevi telefon, manevi radardır. 'O halde Allah'ı: kalbini İslâm'a açıp da, Rabbinden bir nar (hidayet, kurtuluş) üzere olan kimse (küfrüıldeki / inadından dolayı kalbi mühürlenen kimse midir?' (Zümer: 39/22) 'Göğsün* senijı için (ilim ve hikmetle) inşirah ¿vermedik mi (genişletmedik mi)? (İnşirah,94/1) 'Artık, Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm'a açar.' (Enam: 6/125) ' (Musa) dedi ki: 'Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver!' (Tâhâ:^ 20/27) ayetlerinde belirtilen sâdırdaki letaif; kalb, ruh, sır, hafi, ahfâ alıtıları, nur ve tecellileri yansıtan Hak'tan manevi alıcılardır.

İnsanoğluna tevdi edilen bu esrarengiz noktalar, alıcılar; Cibrîl-i Emin vasıtasıyla vahye mazhar olan Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.)'den gelir asıl. O (s.a.v.)'ndan ve silsilen Sıddîk-i Azam'dan
bu zamana kadar gelen meşayıh-ı kiramla, nûr-i İlâhî'yi gönüllere aktarmaya vesile olan vericilerle kurulan münasebetle gönülde on sekiz bin âlemin seyri gerçekleşir biiznillahi Teâla. Yamalı cübbesinin altında Veysel Karani'nin müşahade ettiği gibi.

İsimlerin öğretildiği, hilafet sırrının mazhan, emanetlerin yüklendiği insanoğlu; nefsinin yedi, ruhunun beş, sırrının da altı mertebesiyle, her mertebenin kendi arasında biner hicabı, örtüsü ile on sekiz bin aleme tekabül eden manevi kanalların merkezidir.

'Hoşça bak zâtına kim, zübde-i âlemsin sen, Merdûml, dlde-i ekvân olan âdemsin sen.'  (Şeyh Gâlib)

Nefsinin ulmebelerini geçtiğinde insan, 'Rabbine dön!' (fecr: 89/28) hitabına mazhar olan mutlu zümreye dahil olur. Burada anlatılması güç, alışverişe başlar Rabbiyle. 'Bir an Allah'dan gaflet bize, cehennem ateşinde yanmaktan daha terdir.' diyen Bayezid (k.s.)'in ve emsali Hakk »darının alanına girer. Gönül ekranı, ğayb ıinden, emir âleminden, melekût âleminden, iânî âlemden, ceberût âleminden v.s. lerden sırlar göstermeye başlar artık. Rabb-i Zül-Celâl'in Azametini tefekkürle, 'Bu dünyanın re ifcindekilerinin fânî, ancak celâl, azamet ve kafyîr ve ikram sahibi Rabbinin Zât'ının bâkî' olduğunu müşâhede eder (Rahman: 55/27).

Gönül ekranı, nefis ve ruhunun kemalini temin !eden halis kullarda, Hz. Zeyd b. Hârise (r.a.)'nin imanının hakikatini ifade eden şu sözlerin manasını yansıtır, 'Halk, semayı nasıl görüyorsa ben de arşı ve arştakileri, sekiz cennetle yedi cehennemi, Kevser havuzunu öyle seyrediyorum.' Uydunun, iğneden ipliğe her şeyin sahibi; cihazın da, fişin de, prizin de, alıcının, vericinin de kaynağı, tabir-i caizse Mevlâ-yı Müteâl'dir. 'Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.' (Saffat:37/96) 'Şüphesiz, izzet ve .gücüntümü Allah'ındır.' (Yunus: 10/65) 'İşleri dÎ ¡evirıp^çeviren Allah'tır.' (Yunus: 10/3) 'Şüphesiz Allah, dilediği hükmü verir.' (Maide: 5/1) 'Göklerin v'e,y erin anahtarları O'nundur.' (Şura: 4/12) 'Allah, onların yapmakta olduklarını 'tamamen kuşatıcıdır.' (Nisa: 4/108)
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler