Sanal Kütüphane > Yenidünya Dergisi Arşivi > Alemdar - Ali Ramazan Dinç Efendi Ks. > 2004 Kasım - Kalp Semâmızın Yıldızlarının Parlaması İçin
Kategoriler :
Alt Kategori :
2004 Kasım - Kalp Semâmızın Yıldızlarının Parlaması İçin
Tarih : 15.10.2011 08:39:03
Okunma : 1093
Yıl 12 - Sayı 133 - Kasım 2004

Kalp Semâmızın Yıldızlarının Parlaması İçin

Allah Teâlâ Burûc Sûresinde, 'Burçlara sahip gökyüzüne, geleceği bildirilmiş olein güne, (o günde) tanıklık edene ve edilene andolsun ki...' (Buruc, 85/1-3) buyurmaktadır.

Âyet i kerimedeki 'semâ' kelimesi, aynı zamanda 'kalp sema sını da ifade etmektedir. Başımızın üzerindeki semâ, yalnızca; ay, yıldız ve güneşten ibaret bir gökyüzü değildir. O semâda, meleklerin her birinin kendine mahsus zikirleri vardır. Mevlâ (c.c.), daha mühim bir semâyı, mânevî doğuşların yaşandığı semâyı ise mü minlerin kalbine vermiştir. Gönül semâmızda sabır, tevekkül, kanaat, adalet, hilm, tevazu yıldızları yer almaktadır.

Bizler yıldızlan ancak gece karanlığında görürüz. Kalp semâmızdaki yıldızların görülmesi içinse; dünya muhabbetinin, nefsin arzusunun, şeytanın ve şeytan sıfatlı insanların iğvâlarının ve kötü ahlâkın kalplerimizde kararması/yok olması bir zarurettir.

Kalp semâmızın yıldızlarının parlaması için şu hususları göz önünde bulundurmamız gerekmektedir:

1. Gayba İmanımız Tam Olmalıdır

Gayba iman, göremediğimize inanmak şeklinde tarif olunur. Bizler Allah Teâlâ'yı ve Peygamber Efendimiz (s.av.)'i görmedik. Ama onlara inanıyoruz; işte bu gayba imandır. Ancak asıl gayba iman, görülmeyenlerin görülür hâle gelmesidir. Melekleri ve Habîbullah (s av.)'ı açıktan gören ile görmemiş olan bir olur mu? Bu sırra, bu dünyada erişemeyen öbür âlemde de erişemeyecektir.
2. Selim Bir Kalbe Sahip Olmalıyız

Hadis-i Kudsî'de Allah Teâlâ 'Beni ne yer aldı ne de semâ. Beni, mü'min kulumun kalbi aıldı.' buyurmaktadır. Allah (c.c.), burada semâ ve arzın, kalbin yanında bir hiç olduğunu ifade etmektedir. Allah (c.c.) için mekan tahsisi sözkonusu olamaz; bu sebeple burada mü'min kulun kalbine dahil olan O (c.c.)'nun muhabbetidir. Aslında her şey O (c.c.)'nun muhabbeti ile varolmuştur. Habîb-i Ekrem (s.av.)'ini sevdiği için kâinatı yaratmıştır. Allah Teâlâ'nın muhabbetini içine alan kalp, kâmil mü minin kalbidir. Öyleyse bu nimete erişebilmemiz için kalplerimizi temizlemeliyiz. Bir işyerinin açılışını düşünelim; hazırlıklar tamamlanmadan, düzenlemeler gerçekleşmeden, misafirleri ağırlayacak ortam oluşturulmadan açılış yapılabilir mi? Yunus Emre'nin dediği gibi,

'Temiz et gönül evini

Dost gelecek kondurmaya'

3. Mürşid-i Kâmil'e Rabıtamız, Sürekli Olmalıdır

Dost kimdir? Dost, kendisine rabıta yaptığımız mürşid-i kâmildir. O, nurdur.

Özellikle iki hususa çokça dikkat etmemiz gerekiyor:

1. Mürşid-i kâmile muhabbet,

2. Rabıta

Rabıta hususunda Es'ad-ı Erbili (k.s.)'ye:

-'Efendim! Rabıta esnasında kendimizi sizin huzurunuzda nasıl bir vaziyette düşüneceğiz?' dediklerinde o şöyle buyuruyor:

-Evliyâullah şarktan doğan güneş gibidir. Teslimiyet perdesi açılınca Allah'ın nuruyla nurlanılır.

Aslında rabıtada gelen feyz, Allah'ın nurudur. Mürşid-i kâmil buna vesile olmaktadır. Nasıl ki evler ve işyerleri elektriklerini doğrudan barajdan değil de trafodan alıyorlarsa aynı şekilde evliyâullahın kalbi de bir trafo vazifesi görmektedir.

Kalplerimize, mürşid-i kâmili misafir edip onun muhabbetine eriştikten sonra, mürşid-i kâmil, bizi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e sevk eder. Buradan da Allah Teâlâ'nın muhabbeti gönlümüze yerleşir ve doğuşlar, tecelliler meydana gelir. Bu esnâda oluşan yakın, Allah Teâlâ'dan bir nurdur. Bu da ancak, Allah Teâlâ'nın sevmediği düşüncelerin kalplerimizden çıkmasıyla elde edilebilir.

Mürşide olan rabıta kuvvetlendikçe nurumuz artar ve böylece bütün âzalarımız nura gark olur. Zaten cennette mü minler, nurlarıyla tanınacaklardır. Âyet-i Kerime de Allah Teâlâ, 'Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nârları aydınlatıp gider de, 'Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü Sen her şeye kadirsin.' derler.' (Tahrim, 66/8) Cennette ne güneş ne de ay olacak. Cenneti mü minlerin nûru aydınlatacak.

4. Kendimizi Bilmeliyiz

Bizler sadece satırları okumakla kalmamalıyız. Sadırların ilmiyle de uğraşmalıyız. Bunu Yunus Emre hazretleri ne güzel ifade buyurmuşlar:

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Bu nice okumaktır.

Kendimizi tanımak, Rabbimizi tanımaktır. Kendini tanımayan, Rabbini tanıyamaz. O (c.c.)'nun eserlerini tanımak, O na ulaşmaya vesile olur. Sanatkâr bir adamdan bahsedildiğinde bizler, önce onun sanatını görmek isteriz. Sanatını gördükten sonra onu tanırız. Onun hakkında hüküm veririz. Asıl sanatkâr olan Allah Teâlâ'nın sanatı ise bütün açıklığı ile kainat sahnesinde sergilenmektedir. Kendimizi tanımamız O nun

sanatını tanımak ve tefekkür etmekle mümkündür.

5. Kendimizi Sürekli Hesaba Çekmeliyiz

Bizi bekleyen bir âhiret hesabı varken, günahlarımızın affından, sevaplarımızın kabulünden emin değilken nasıl başkalarının kusurları ile uğraşırız. Allah Teâlâ Hz. Musa'ya hitaben:

-Ya Musa! Başkalarının kusuruyla değil kendi kusurunla meşgul ol, demiştir.

Hayatımızın, Kur an ve Sünnet e ne kadar uygunlukta olduğunu her dâim test etmemiz lâzım. Ahlâkımızın da ahlâk-ı Muhammedi olması gerekir.

Kur'an-ı Kerim de Allah Teâlâ, 'Böylece biz, kesin iman edenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.' (En am, 6/75) buyurmaktadır. Yine Hz. İbrahim'in diliyle, 'Ben hanîf olarak, yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.' (En am, 6/79) buyrulmaktadır ki burada ifade edilen 'yönelme', insan vücûdunun bir tarafa dönmesi değildir. Bu yönelme, azalarımız ve ruhumuzla Hakk a yapılan bir yönelmedir.

6. Manevî Perdelerin Açılması İçin Dikkatlerimizi Yoğunlaştırmalıyız

Günümüz Müslümanlarının; zeki, feraset sahibi, dikkatli olması gerekmektedir. Allah'ı zikreden kimsenin beyin perdeleri açılır. Öncelikle, günlük yapılan evrâd ü ezkârla hal sahibi olunur. Sonrasında ise sâlik; ceberut, melekût âlemlerine erişir. Gözü bağlı kalındığında, bu gibi ulvî âlemlerle irtibat kurmak imkansız hâle gelir.

Sâlik, ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn, hakka'l-yakîn basamaklarını aşıp müşahedelere ermelidir. O hedefleri gözetecek gözlerinse burada açılması gerekmektedir. O sırlar âleminde seyahat başladığında, 'Ben şimdiye kadar bu değersiz şeylere niçin takılmışım.' diye âh vâh edilir.

Mevlâ (c.c.), bizleri, âhirette 'âh' 'vâh' larımızla yalnız bırakmasın. Elimizden tutan O (c.c.) olsun.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler