Kategoriler :
Alt Kategori :
2004 Aralık - Hakk (c.c)' ın Erleri
Tarih : 14.10.2011 08:53:17
Okunma : 1107
Yıl 12 - Sayı 134 - Aralık 2004

Hakk (c.c)' ın Erleri

Gönülde beliren; iman, ibadet ve ahlak nûru; dilimizden, gözümüzden ve şâir azamızdan zuhur eden olumsuzluklarla, kese delinince paranın dökülmesi gibi kaybolup gidiyor.

Servetini; iğneyle kuyu kazar gibi zor elde eden bir kimse, harcamalarında çok ölçülü davranır. Onu, malının yersiz bir şekilde sarfedilmesi kadar rahatsız eden bir şey olmaz. Bir ömür boyu ulaşma gayretinde olduğumuz bu zenginlik, gözümüzü yumduğumuz zaman geride bırakacağımız değerlerdir. Bizi, ancak, azalarımızla yaptığımız taatler takip etmektedir. Asıl kârımız olan, ebedî hayatımızı temin edecek ibadetler; yalanla, gıybetle, dedikodu, iftira ile mahvedilir mi 'i hiç? Göz, ibretle nazar etmesi gerekirken, hasetle bakarsa; eşyanın zikrini duymamız îcab ederken, kulaklarımız, Hakk (c.c.)'ın râzı olmadığı sözleri işitme gayretinde olursa, beden nimetini yerinde kullanmış olur muyuz?

Âyet-i Kerime de ifade buyrulduğu üzere, Hak Teâlâ'nın huzurunda âzâlarımız da şahitlik yapacaktır; 'Derilerine: 'Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?' derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. İlk deîa sizi o yaratmıştır. Yine O'na döndürülüyorsunuz, derler.' (Fussılet, 41/21)

'O gün, onların ağızlarını mühürleriz; yaptıklarını bize elleri anlatır, ayakları da şahitlik eder.'

(Yasin, 36/65)

Murakabe, âzâları, haramdan ve boş lakırtılardan muhafaza etmektir. 'Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.' (Mü'minûn, 23/3) 'Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz
çevirirler.' (Kasas, 28/55)

Sami Ramazanoğlu (k.s.), Yahyalı yı teşriflerinde, Esad-ı Erbili (k.s.)'nin medhinin yapıldığı bir ilâhi okununca, 'Hasan Efendi! Seyr ü sülük döneminde, boş söz şöyle dursun, hayırlı sözde bile israf etmeyin.' buyururlar.

İmam Şa'rani (k.s.), 'Evliyaullah, önlerine kâğıt kalem koyarlar, ne söz söylerlerse onu yazarlar, yatacakları zaman da boş kelamlarından dolayı kendilerini hesaba çekerlerdi.' buyurur.

Büyüklerimiz, kardeşlerine olan sevgilerini, hayırlı vasıflarla ifade ederlerdi. Esad-ı Erbili (ks.), mânevi evlatlarına 'ihvan' demez, ihvân-ı kiram derlerdi. O (k.s.)'nun evlatlarından, Rahim Mevlâ'ya vâsıl olan pek çoktu.

insanlığa hizmet için eserler tab eden Sami Ramazanoğlu (k.s.), yirmi sekiz kilo gelecek kadar zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış, mübarek gözlerini de bu uğurda fedâ etmişti. Yeşilhisarlı H. Ahmet Karagöz, evlatlarına, 'Yavrularım! Sami Efendimiz, bizlere bu kitapları, gecesini gündüzüne katarak hazırladı. Tek tek okuyun da dinleyeyim.' der. Eserler baştan sona dinlenip hatmolununca, Ustazımız (k.s.), rüyasında, onun, romatizmadan rahatsız olan dizlerine okur ve biiznillahi Teâlâ, H. Ahmet Karagöz, sabah, kemâl-i âfiyetle yatağından kalkar.

Sevgi, Hakk ı, herkese duyurmaktır. Kur'an-ı Kerim'de, 'iyilik ve takva (Allah Teâlâ'ya. karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.' (Mâide, 5/2)

'Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah Teâlâ'nın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.' (Nisa, 4/114) buyrulur.

Arifân-ı İlâhî, 'Amentüdeki altı iman esasına inandıkları hadde, gönlünde mâsiyet kiri (hased, kin, kibir, şehvet vs. fena huylar) bulunan kimseler, iyi bir sıfatla Allah Teâlâ'nın huzuruna varamazlar.' buyurur. Onlar; kadere inandığı halde belaya sabretmeyenin; öldükten sonra, tekrar dirilip Hakk Teâlâ'nın katında hesaba çekileceğini bildiği halde, amel etmeyenlerin, nifak sıfatında olacağını haber verirler.

İman, kalbinde kökleşmeyen; esaretten, ölümden kurtulmak, ganimetten istifade etmek için inandık diyen zümreye Allah Teâlâ, 'İnandık dediler; (ya Muhammedi) de ki: İnanmadınız ama İslam olduk deyin; inanç henüz gönüllerinize yerleşmedi; eğer Allah'a ve Peygamberi'ne itaat ederseniz, işlediklerinizden bir şey eksilmez. Doğrusu Allah, bağışlar, merhamet eder.' (Hucûrat, 49/14)

Müminlerin sıfatları şunlardır:

1.    Allah Teâlâ'nın, mevcâdâtı yoktan var ettiğine,

2.    Her şeye güç yetirdiğine,

3.    Gizlinin gizlisini bildiğine,

4.    Lütuf sahibi olduğuna,

5.    Mahşer gününde herkesin, O (c.c.)'nun huzurunda toplanacağına,

6.    Muhammed Mustafa (s.a.v.)'nın peygamberliğine, O (s.a.v.)'nun kendi arzusuyla konuşmadığına; sükût, söz ve fiillerinin şerî hüküm olduğuna inanmak.

7.    İmanında şüpheye düşmemek.

8.    Allah Teâlâ'nın yolunda malla canla ve bütün gücüyle gayret göstermektir.

İslâm: Zahiri âzâ ile; el, ayak, göz, kulak, dil ve bedenle yapılan taattir.

Sâdât-ı Kirâm, büyüklerimiz, olgun insani; iman, İslâm ve ihsan vasfıyla, maddeler halinde, şu şekilde tanıtırlar;
İslâm, üç şeyden mürekkeptir:

1.    Allah Teâlâ'dan affımızı talep ederek. Yüce Zât ına yöneliş; tevbe.

2.    Küfür, nifak, büyük ve küçük günahlardan kaçınıp, kalbden mâsivâyı, Hakk Teâlâ'dan gayrı her şeyi terk.

3.    Nebiler, sıddîklar, şehid ve salihler gibi yaşamak; istikâmet.

îman: Mücâhede, nefsin arzularına karşı koyma, riyâzet ve gönlü her türlü isyândan korumakla yapılan bâtını bir ameldir.

îman üç şeyle kemâl bulur:

1.    Yaptığı her şeyi Allah için yapma; ihlâs.

2.    Kalb, dil ve fiilde doğru hareket etme; sıdk.

3.    Gönlün tereddütsüz inancı; Allah Teâlâ'ya itminan.

İhsan: Mülk âleminden, melekût âlemine geçip, hakikatin sırlarına ermek, her şeyiyle Hakk Teâlâ'ya teslim olmaktır.

İhsan makamına (Allah Teâlâ'yı görür gibi taat yapma sırrına) üç şartla erişilir:

1.    Rabbimizin, her an bizi gözetlediğini bilme; murâkabe.

2.    Zeyd ibni Hârise (r.a.)'nin dediği gibi; cennet ve cehennemi, gayb âlemlerini açıktan görme; eşyanın hakikatine erme, tecellî ile (gönle inen nurla), içinde ve dışında on sekiz bin âlemde zikir, yakîn (kesin inanç) sırrına ulaşma; Hakk (c.c.)'ın, hafîz sıfatına sığınarak, şeytan ve nefsin şerrinden, her türlü âfetten korunma; velâyete erme, müşâhede halleriyle donanma.

3.    Marifet, kalpte, O ndan gayri bir şeyin bulunmaması, daha da ötelerin ötesi, Yûnus Emre'nin diliyle, 'Bilirler hod, haber vermezler.' esrârının içte gizlenmesi, 'Başımızı veririz, sırrımızı vermeyiz.' gerçeğinin tâ kendisidir.

Yaşanmakla elde edilen bu haller, işin hakikatinde söz ve beyâna sığmaz.

İslâm, iman ve ihsanı hakkıyla tatmayı, Zât ına ermeyi, Mevlâ (c.c.)'dan niyaz ediyoruz.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler