Kategoriler :
Alt Kategori :
1997 Aralık - İlâhi Aşk -II-
Tarih : 10.10.2011 20:03:27
Okunma : 1409
Yıl 5 - Sayı 51 - Aralık 1997

İlâhi Aşk -II-

Esmâ-ül-Hüsnâ'dan biri olan 'El-vedûd' ism-i şerifi, hayırlı kullarını seven, dostluğu kazanılmaya layık olan biricik sevgili manasındadır.

Kulun yaratılışının icabı olan sevgilerde fikir ve muhâke-meye ihtiyaç yoktur. Paraya pula, mala mülke, kadın ve kıza sevgi, fıtrî ve tabiîdir. Maddi değerlerin Allah (c.c)'ın olduğunu, birgün hepsinin yok olacağını tefekkür edenler, Cenab-ı Hakk'ı sonsuz sevmeye başlar. Âh-ü vahlar, şikayetler, ızdıraplar biter. Ebedi âlemin saâdetini temin eden duygular belirir gönülde.

İlahi aşka ermenin yolu:

1-Günahlardan    arınma, samimi olarak Allah'a yönelme, 'tevbe'.

'Ey iman edenler! Allah'a nasuh (bir daha günaha dönmeyeceğiniz kesin ve tereddütsüz) bir tevbe ile tevbe edin. (Bu takdirde) Umulur ki Allah kötülüklerinizi örter ve sizi (gölgelikleri) altından ırmaklar akan cennetlere girdirir...)'

2-Uhrevi    yolculuğun erzakını temin edeceğimiz hayatın (dünyanın) geçici olduğunu bilme.

'Kendinize azık hazırlayın! Şüphesiz ki, azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, benden korkun!'

Mâlik bin Dinar der ki;

'Birgün Hasan (k.s)'a sordum;

'Dünya içinde en güç nesne nedir?'

'Gönül ölmektir.'

'Gönül neden ölür.' dedim.

'Dünya sevgisinden.' dedi.'

'Ne gülersin şu dünyada

Ecel gelip ölmesi var.

Şol uzanıp yattığımız

Birgün viran olması var.' Y. Emre

3-Esbaba    (sebeplere) sarıldıktan sonra Allah'a tam tevekkül.

'Kim Allah'tan korkarsa, onun için (sıkıntıdan kurtulacağı) bir çıkış yeri ihsan ve ona tanımadığı yerden rızık verir. Kim Allah'a tevekkül ederse
(güvenirse) Ona kâfidir.'

Şah Şücâ Kirmânî (k.s)'nin kızı, 'Baba beni tevekkül ehli ile evlendir.' dedi. O da mescidde namaz kılan, evi barkı olmayan bir dervişle nikahladı kızını. Dervişin evinde bir bardak üstünde yarım ekmek göründü. Kız, 'Bu nedir?' deyince, kocası, 'Taamı-mızdır.' dedi. O zaman Allah'a itimadı akıllara durgunluk veren hanım şu karşılığı verdi.

'Dün rızkı veren Allah (c.c) bugün vermez mi ki yarına ekmek gizledin? Babam, 'Seni tevekkül ehline verdim.' demişti. Meğer rızık için Allah'a inanmaz bir kişiye vermiş.' dedi.

4-Halk ile olan muamelelerde Hakk ile olmak; 'uzlet'.

5-'Lâ'    hayır lafzıyla nefsin fena arzularını defedip, 'illallah' kelimesiyle de güzel ahlakı elde ederek, O'na canı gönülden teslim olarak 'Lâilâhe illallah' kelime-i tayyibesine devam etmek.

6-Elde    mevcut olana râzı olup, başkasının hakkına göz dikmemek, 'kanaat' etmek.

7-Nefsiyle,    ruhuyla, malıyla, her şeyiyle 'Allah'a dönmek.

'Hem Rabbi'nin ismini an ve herşeyden el çekerek, O'na ihlâs ile yönel.'

8-Belâ    ve musibeti hoş karşılamayı, günah ve isyana engel olmayı, ibadete devamı sağlayan 'Sabır'.

'Ey Resülüm! (tarafımdan) söyle: 'Ey iman eden kullarım, Rabbiniz, (in azabın)dan korkun (Emirlerine uyup, yasaklarından kaçınıp O'na ita-ata devam ederek). Bu dünyada iyi hareket edenler (tâatle) için bir güzellik (cennet) vardır. Allah'ın arzı geniştir. (Kafirlerin arasından çekilip hicret edin) ancak sabredenlere (ibadet ve taate ve belâlara, nefsi aklın ve şeriatin emirleri doğrultusunda tutarak) mükafatları sonsuz olarak ödenecektir.'

9-Allah (c.c) tarafından gözetlendiğimize inanmak; 'Murâkabe'.

'Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir.'

'Çünkü Rabbin her an (Kullarını ve yaptıklarını) gözetmektedir.''

10-Kainatta herşeyin en mükemmel bir şekilde vücud bulduğuna inanarak, takdirinde Mevlâ'nın neşeyle dolma; 'Rızâ' hâli.

Rabia el-Adeviyye, 'Rıza makamı ne zaman elde edilir?' sorusuna, 'Nimeti kadar musibeti de memnun edince.' şeklinde cevap vermiştir.

'Allah bunlardan râzı olmuştur (amellerini kabul etmek suretiyle), bunlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır.' buyurur, Mevlâmız.

Hakk yoluna düşen aşık

'Bu menzil uzaktır,

Menzili çoktur

Geçidi yoktur

Derin sular var!' der, Yunus.

Mevlâna Celâleddin (k.s) 'Sakın kendini aşk sahasına aşı-kım diye atma, zira bu meydana girenlerden şartlar isterler.' buyurur.

Hz. Ömer (r.a)'e Üveys (k.s), 'Hz. Peygamber (s.a.v)'i gördünüz mü?' deyince, Hz. Ömer iki cihan sultanını tarif eder. Üveys (k.s) ise, 'Meğer cübbesini görmüşsünüz.' der. 'Siz Peygamber (s.a.v)'i sever misiniz?' sorusuna, Hz. Ömer (r.a) 'Severiz.' deyince, Üveys (k.s), 'Bana dişlerinizi gösterin, eğer siz Peygamber (s.a.v)'i sevse idiniz, muvafakat ederdiniz. Uhud harbinde mübarek diş-i saadetleri şehid olunca, şu dişleri mi, bu dişleri mi diye otuz iki dişimi de çıkardım.' der.

İbrahim bin Dâvûd Rıkkî (k.s) 'Hak aşıklarının alâmeti Resuli Kerim'ine (s.a.v) mütabaat eylemek.' buyurur.

Sumnûn-ı aşık (k.s) mest-ü hayran gezerdi. Sünnet-i Seniyye yerine gelsin diye evlendi. Bir çocuğu oldu. Allah (c.c)'ın sevgisine engel olacak şekilde çocuğunu sevdi. Rüyasında kıyamet kopmuş, sancaklar dikilmiş, 'Bu sancaklar Allah'ın muhibb ve aşık kullarınındır.' dediler. Sumnûn (k.s) da o cemaata katılmak istedi, katmadılar. 'Sen düne kadar muhiblerden (aşıklardan) idin, fakat sen Allah sevgisiyle çocuğunu sevmedin, muhibler (aşıklar) cemaatinden seni çıkardılar.' denince, elini açtı; 'İlahi, senin aşkına engel olan bu yavruyu huzuruna al.' dedi ve çocuk ruhunu teslim etti. Sumnûn (k.s)'a 'Muhabbeti niçin belâya koştular?' diye sorduklarında, 'Herkes muhabbet davası etmesin diye.' şeklinde cevap vermiştir.

Ebû Muhammed el Martaiş (k.s) 'Kulu Allah'a dost kılan nedir?' sualine: 'Allah Teâlâ'mn düşman tuttuğu dünyayı, nefsi ve şeytanı düşman bile.' şeklinde cevap vermiştir.

Râbia el-Adeviyye'ye (Rahmetullahi aleyha)

biri:

'Hakk'ı sever misin?' dedi.

'Evet,'

'Şeytanı düşman tutar mısın?'
'Hayır,'

'Niçin?' dedi.

'Rahman sevgisi, içimi öyle kapladı ki, şeytana buğza yer kalmadı.'

Cüneyd Bağdadî (k.s), 'Sûfî: Gönlü İbrahim Halil (a.s) gibi dünya sevgisinden âzâde (uzak), teslimiyyeti İsmâil (a.s) gibi ka-vî, gussası, kederi (ahiret derdi) Hz. Dâvud (a.s) gibi, fakrı (kalbi yokluğu) Hz. İsa (a.s) gibi, aşkı, şevki (Allah'a mehabbeti) Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) gibi olan.' der.

Ahmed bin Asım (k.s)'a 'Aşık mısın?' dediler.

'Yok' dedi, 'Çünkü müştak gâibe olur, gâib hazırdır, ona nice müştak olunur.' dedi.

'Aşk imiş her ne var âlemde

İlm bir kıyl-ü kâl imiş ancak!..'

Ölümsüzlük Sırrına erdiren aşk

'Aşık öldü deyu salâ verirler

Ölen hayvan imiş, âşıklar ölmez.'

Davasına aşık, yolunda sâdık kula Mevlâ:

'Allah (c.c) yolunda öldürülen (şehid)lere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler. Fakat sizler (onların durumunu) idrak edemezsiniz.'

Hayatı nefsine bağlı olanın ruhunun gitmesiyle hayatı da gider.

Hayatı Rabbi'ne bağlı olan ise, tabii hayattan asli hayata intikal eder. Hayat-ı hakîki de budur.

Kâşânî, Allah yolunda öldürülenleri iki sınıfa ayırır;

1- Cihâd-ı    asgar (küçük cihad)da öldürülen, canını Allah'ın yolunda rızasını kazanmak için feda eden.

2- Cihâd-ı    ekber (büyük cihad)de öldürülen nefsini islâh eden, onu Muhabbetullah kılıcıyla kesen.

'Küçük cihaddan, büyük cihada dönüyoruz.' buyururken bir sefer dönüşünde, aşk kılıcıyla şehid olanların seçkin hallerini ifade buyurur Peygamber (s.a.v).

Korkuyu korkutan aşk

Aşk yolunda ilk kan akıtan Hüseyin Mansûr Hallâc, 'Aşk nedir?' diyen dervişe: 'Üç güne kadar göresin; birinci gün öldürdüklerini, ikinci gün ateşte yaktıklarını, üçüncü gün külünü göğe savurduklarını.' dedi.

Asılmaya giderken gülüyordu. Haline hayret edenlere, 'Kurban yerine gidiyorum.' dedi. 'Son sözün nedir?' dediklerinde, 'Sevgili Muhammedim beni davet etti. İftarı O'nunla açacağım.' diyen Atıf Efendiler gibi olmalıyız.

İki defa zehirlenen Mevlânâ gibi, ölümü gerdek gecesi kabul eden asrın kutbu, aşkın şehidi Erbili (k.s) de, 'Rabbizül Celâl'e vuslat zevkini tattım.' der.

'Nola bir kerre şâd olsun Cemâl-i bâkemâlin Ki Kemter bendeniz Esad sana olmak fedâ ister.' beytiyle ne güzel ifade eder.

Zinnun Mısrî (k.s), dünyadan göçünce, Peygamberimiz (s.a.v) ve bütün enbiyâ, 'Allah (c.c) dostu geliyor, karşılayalım.' buyurdu. Yetmiş veli müşâhade eder ve alnında yeşil yazı» ile 'hâzâ ha-bibullah ve katîlullah', (Allah Teâlâ'nın dostu, Allah aşkıyla can veren) yazılı idi.

Nâr'ı nur eden aşk

Süleyman Dârâni (k.s) sohbet buyururlarken, Ahmed Havvar (k.s) kendini yanan tandıra attı, bir kılı bile yanmadı.

Esad Erbili (k.s)'nin halkasında, Kel Hıdır denen aşık, yanan ocağa girdi, başını bağını açtı. 'Oh, elhamdülillah, biraz serinledim.' deyince, o cemaatte bulunan küçük bir yavrunun babasına;

'Baba kol kılları da yanmıyor.' dediğini, şeyh Mustafa Hulusi (k.s) nakleder.

Aşktan Cennet de, Cehennem de şikayetçi

Cennet gerçek aşıklarındır. 'Cennet cennet dedikleri bir köşk ile birkaç huri

İsteyene ver onları, bana seni gerek, Mevlam seni' sözleri,

'Aşk u hevâdan ver haber derd-i ser-i gavgâyı ko

Pir-i mugâne bende ol iskender ü Dârâ'yı ko

Muhbûbu tut ağyârı ko a'lâyı tut ednâyı ko

Dünya ile ukbâyı ko ûlâ ile uhrâyı ko

Var ol kuru sevdayı ko Mutlab yeter sübhân sana.'

Niyaz ve yakarışları cennete değil cemâle, aşklarını ve isteklerini bildirir.

Rabia el-Adeviyye'nin Vâkıa Suresi'nde, 'Canlarının çektiği kuş etleri (ile etrafında dolaşırlar) 'Ya Rab! bizi kuş etleriyle oyalama, cemalini göster.' diye yalvarır.

Aşk ehlinden Cehennem de şikayet eder. Sı-rat'tan geçerken, âşık mü'mine Sırat, 'Tez geç ya mü'min! Senin nurun, benim narımı söndürecek.' diye feryat eder.

'Etme vâız nâr-ı düzahdan hikâyet dinlemem Olduğu içün mazhar-ı esrâr-ı esmâ gönlümü'

Divan-ı Esad (Vaiz cehennem ateşinden bahsetme! Gönlüm Allah'ın isimlerinin sırlarına nâil olduğu için, seni dinlemem.)

Dünyanın temeli de aşk

Hz. Hüseyin yoluyla ibn-i Merzuk (r.a), 'Adem (a.s)'in insanın yaratılışından ondört bin yıl evvel bir nurdum ben.' buyurduğunu Peygamber (s.a.v)'dan rivayet eder. Hayat unsuru ana ve baba da aşkın eseridir. 'Allah (c.c) Âdem (a.s)'in

sol kaburga kemiğinden Havva'yı yarattı. Âdem (a.s) uykudaydı. Uyanıp Havva'yı yanında görünce, ona kalbi aktı (sevdi) ve elini uzattı. Cenab-ı Hakk 'Mihrini edâ et.' deyince; 'Ya Rab! mihri nedir?' dedi, Adem (a.s). 'Üç defa Habibime (s.a.v) salât- ü selam.' buyurdu, Cenab-ı Hakk.

Hamurumuz, çamurumuz hep aşk

Aşk olmasa güneş toprağa güler mi? Toprak müşfik ana gibi bağrını açar, nebat biter mi? Ve-düd ism-i Celili'nin sırrı tecelli etse, sevgiyle, ezeli aşkla yaratılanı yaratandan ötürü sevse insanlar, âlemde kavga kalır mı?

Küfrün kahrında hidayetini (kurtuluşunu), mü'mine sevgide arşın gölgesini murad etse, saadet asrı yaşanmaz mı? Dünyada akan kan güle, derd ile sızlayan nâmeler bülbüle dönmez mi? Öyleyse gelin;

'Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz.'

Hakk'ın yoluna düşen âşıklar

1-Tâlib, 2-Sâlik, 3-Vâsıl

Tâlib: Aday olmak, murada ermek için araştıran, Hakk'ı sevgiyle değil, ibadetle arayan. Aşıklarla sadıkların ayrıldığı nokta da budur. Bizler, 'Taatlerimizi yerine getirdik, elhamdülillah.' derken, onlar 'Yaptığımız ibadetlerle O'na lâyık bir itaatte bulunamadık.' diye sızlanırlar.

Tâlib, ibadetiyle mesrur olandır.

Sâlik: Durmadan yol alan, tecelliden tecelliye geçen, Allah'ın efal, esmâ ve sıfatlarının nurlarıyla gönlünü açan.

Vâsd: Allah'a eren, ezâ ve cefasında şikayet etmeyen, her halinde rızâ hâli müşâhade edilen kişidir.

Allah'a giden yollar:

1-    Seyr ilallah; nefsani arzuları terkederek Mevlâ'ya yönelmek.

2-    Seyr fillah; ahlâk-ı hamide (güzel ahlak, övülen ahlak), halkta Hak ile olmak. Seyr illallah Hakk'ı tanımak, Seyr fillah Hakk'ı tanıdıktan sonra sonsuza dek yürümektir.

3-    Seyr maallah; velâyet makamının sondu-rağı, ikilikten, benlikten kurtulup tevhide erenlerin hâli.

4-    Seyr anillah; Hakk'tan halka dönen, Mi-rac'da Mahbub-u hakikinin cemâl-i ilahisini temaşa nimetine ermek.

'Avdet edip davet et kullarımı / Tâ gelüben göreler dîdârımı' edebiyle edeblenmektir.

Aşk-ı ilahi ile sermest olan âşıklara 'Kullarım arasına gir.''5 kavl-i şerifine riayetle, halkın islâhı-na, irşadına çalışmaktır.

Kademe kademe ilahi aşk

Hâce Muhammed Muşum (k.s), 'Fenâ-fiş-şeyh olmayan fenâ fir-resûl, Fena fi'r-resül olmayan da fenâ fillah olamaz.' buyurur.

Fenâ: Yok olma, nefsani arzu ve isteklerden kurtulup, gönül zenginliğine ererek, güzel ahlak ile ahlaklanma. Maddi varlıktan kurtulup Hakk'a ulaşma. Leylâ'dan Mevlâ'ya geçme azim ve gayreti.

'Ey âşık-ı didar, ulu Yezdân'a gönül ver. Ağyara değil, candaki cânâna gönül ver.'

1-Fena    fi'ş-şeyh: Allah ve Rasülü'ne muhabbeti temin eden mürşid-i kâmilin emir ve tavsiyelerini kendi arzu ve isteklerine tercih etme.

'Düşünün ben ne büyük rütbeye tutkuluyum;

Çünkü onun kulunun kölesinin kuluyum!..'

N. Fazıl Kısakürek

2-Fenâ    fi'r-resül: Allah Rasülü'nün aşkıyla yanıp, yakılma, O'nun ahlak-ı Muhammediyye'siyle ahlaklanma.

'Yanan kalbe devasın sen Bulunmaz bir şifasın sen, Muazzam bir sehâsm sen, Dilersen rû-nümâsın sen, Habib-i Kibriyâ'sm

sen.

Muhammed Mustafa'sın sen

Cemâlinle Ferahnak et, -ki yandım ya Rasülul-lah'

'Pare pare dil-i Merc-rüh-ı perişanımdan,

Ser-i kûyûde gezen her ite bir pâre fedâ...'

Fena Fi'llah: 'Kulum bana nafilelerle yaklaşır. Ben onun gören gözü, işiten kulağı, kavrayan eli, yürüyen ayağı olurum. Nur veririm de öyle görür, öyle işitir, öyle tutar, öyle yürür.' sırrına mazhar olmaktır.

'Âşık oldum ben Allah'ın adına Doyamadım lezzetine tadına Şimdi girdim erenler meydanına Bana Allah gerek, cihan kâr etmez; Benim gönlüm dîdâr (cemâl) ister eğlenmez.'

Cenab-ı Hakk'ın didarma aşık olma temenni ve niyazı, Leylalar'dan Mevlâ'ya geçme arzusuyla, hakiki bayrama ermeyi dileriz maşuku-u Hakîkimizden

'Bayrâm imdi, Bayrâm imdi Hak ile bayram edelim şimdi Hamd ü senâlar, hamd ü senalar Hak ile bayram kıldı bu gönlüm.' Âlemi, dağı, taşı, toprağı ve tabiatı, arzın bağrından fışkıran çağlayanı, ırmağı, gölü, meyveler veren bitkiyi, rengârenk açan çiçeği, gülü severiz. Dalında şakıyan bülbülü, etinden, sütünden, derisinden, yününden, kemiğinden istifade ettiğimiz mahluku severiz. Cemâl ve celâl sıfatla-

rının tecellisi rûhundan üfleyip isimleri öğrettiği, halife kılıp en güzel biçimde yarattığı, mü-kerrem insanı irşâda memur evliyayı, nübüvvetle şereflenen enbiyayı 'Sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım.' hadis-i kudsisinin muhatabı, kainatın hülâsı Muhammed Mustafa (s.a.v)'yı severiz. Bütün bu güzellikleri bahşedenin Halık-ı Zülcelâl olduğunu idrak edersek zatını herşeyden fazla severiz.

Verdikçe Çoğalan Aşk

Maddi değerler; paramız pulumuz, ekmeğimiz aşımız harcamakla tükenir ama aşk öyle değil. Bağın bahçenin ağaçları budadıkça arttığı gibi, aşk da çoğalır. En kötüye en güzel muamele onu sımsıcak dost yapar.21 Şu dünyada gördüğümüz eşya bile, gerekli bakımı yapılan toprak, itina gösterilerek yetiştirilen nebat, okşanan bebek, ikram edilen ana-baba, alaka gösterilen insanlar hep sevgiyle mukabele eder. 'Kötülük edene iyilik yapın, sizi mahrum edene verin, gelmeyene gidin.' buyuran Peygamber (s.a.v), insanlara güzel muamelenin, sevgiyle yaklaşmanın önemini belirtir. Hâlikımız 'Bununla beraber kim sabreder, (suçları) örter (bağışlar) se, işte bu en büyük işlerdendir. Bu mert ve azimkar, hayırlı insanların işidir.'22 buyurur. Ha-bibullah (s.a.v), 'Mümin (Allah için) sever ve sevilir, sevmeyen ve sevilmeyen kimsede hayır yoktur.' buyurur. Cenab-ı Hakk'm, 'Sevdim de yarattım.' buyurduğu mahlukat sevilmez mi? 'Katığını yediği için bir kediyi hapseden kadının azabını, hali kötü de olsa ayakkabılarını kova, elbisesini ip yapıp susuzluktan ölecek olan köpeği suyla kandıranın âfvını, hasta idim de yoklama-dın, açtım da doyurmadın, çıplaktım da giydirmedin.' hadisi-i kudsisinde bildiren Peygamber (s.a.v)'imiz, 'dinin Allah'a itaat, yarattıklarına şefkat olduğunu' bize hatırlatmaktadır. İkram ile, çam sakızı çoban armağanı bir hediyye ile, bayramlarda hiç olmazsa bir tebrikle, selamla, kelamla sevgimizi esirgemedikçe bu haslet artar, eksilmez. Bire en az on veren mahsul gibi karşılığını kinin yerine sevgi, buğzun yerine şefkat, adavetin yerine muhabbetle semeresini bol bol verir.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler