Kategoriler :
Alt Kategori :
1997 Kasım - İlâhi Aşk
Tarih : 10.10.2011 19:55:27
Okunma : 1640
Yıl 5 - Sayı 50 - Kasım 1997

İlâhi Aşk

Mehabbet, aşk ve şevk kelimelerini çokça kullanırız dilimizde.

Mehabbet: Sevgi, Aşk: Habib, Maşuk, Mabub: Sevgili, Mühibb: Âşık, demektir. 1

Aşk: Müfrit, mehabbet, aşırı sevgi.2 Aşk: Sevgi. Arapça aslı ışk: şiddetli ve aşırı sevgi. Aynı kökten gelen aşeka sarmaşık anlamına gelir. Sarmaşık sarıldığı yeri nasıl kaplarsa, aşk da girdiği kalbi, hatta insanın vücudunu öylece sarar. Kuşattığı ağacın suyunu emer, onu soldurur, zayıflatır ve bazan da kurutur. Aşkta sevenin sevdiğinden başkasıyla alakasını kesip, onu sarartıp soldurduğu için bu duyguya aşk denilmiştir.3

Aşk: Allah sevgisi, Allah'ı şiddetli sevmek.4

Şevk: Özlemek, iştiyak hali. Cemâli ve likâyı özlemekten doğan his ve heyecan.5 Şevk: Özlemek, hasret demektir. Aşk: Ağaç, şevk bu ağacın meyvesidir. Kalbi istilâ ederek yakan bir ateş.6 İyi olana kendiliğinden meydana gelen meyle sevgi, bu meylin kuvvetli olmasına da aşk denir.7 Mevlana Celâleddin (k.s): 'Aşk nedir?' diyene, 'Benim gibi olursan anlarsın.' demiştir.

Hüseyin b. Mansur Hallâce (k.s): 'Aşk: Sana ait vasıflardan arınıp dostun vasıflarıyla yaşamaktır.' demiştir.

Ebû'l Hüseyn-en-Nûri (k.s) (v: 295): 'Perdeleri yırtmak, sırları keşfetmektir.'8

Şevk: Sevgiliyi seyr ve temaşa ile sükun bulma.8 'Kim Allah'ın didarını (cemâlini) ümit ederse şüphesiz ki Allah'ın va'di yakındır.'9

Yahya b. Muaz (k.s) şevkin alâmeti çocuğun sütten kesildiği gibi şehvet ve nefsaniyetten kesilmektir.

Peygamber (s.a.v): 'Sana kavuşma şevki ihsan etmeni niyaz ediyorum.'10

'Kim Allah'a müştak (âşık) olursa herşey ona iştiyak oluyor.' denilmiştir. Allah (c.c)'a vuslat arzusunda olan 'Ali (r.a), Ammar (r.a) ve Selman (r.a)'a cennet özlemiştir.' buyurur, Peygamberimiz (s.a.v).11

Hadis-i Şerifte: 'Bir kimse Allah(c.c)'a kavuşmayı arzu ederse Allah da ona kavuşmayı arzu eder. Bir kimse Allah'a kavuşma arzusunda olmazsa, Allah da ona kavuşma arzusunda olmaz.'12

Mehabbet kelimesi 'sevgi' manasında kullanılmaktadır. Ayet-i Celile'de 'Şiddetli sevgi'den gâye aşktır.' İnsanlar içinde Allah'tan gayrisi (O'nu) emsâl edinen adamlar da vardır. Ki onlara (putlara) Allah'a olan sevgi gibi mehabbet beslerler. İman edenlerin Allah'a olan sevgisi ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.'13 Ayette geçen 'endâd' (emsal) kelimesinin putlar yahut kendilerine boyun eğilen şahsiyetler olduğu bildirilir.14

'Eğer Allah (c.c)'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin.'15 'Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse, Allah (c.c) onların karşısına kendilerini sevdiği ve onların da Allah'ı sevecekleri bir kavim getirir.'16 Yukarıdaki her üç ayette de 'Muhabbet' anlamının 'sevgi' olarak ifade edildiğini görmekteyiz. Mütekellimlerle Arifler arasında bu kelimenin farklı anlaşılmasına sebep şu görüşlerdir: Müte-kellimlere göre 'Allah'ı seviyoruz'un anlamı, O'na itaat ve hizmeti, O'nun bize vereceği lûtufları seviyoruz anlamındadır. Ariflere göre, Allah Teâlâ'mn zâtı için sevildiğini, cennet ümidi ve cehennem korkusuyla sevilmeyeceğim, O'na tazim ve rızanın herşeyin üstünde olduğuna kail olup, huzur ve ünsiyet (dostluk) elde etmektir.17

Hz. İsa (a.s) ibadetle yanıp yakılan bir kavme tesadüfle ibadetlerinin sebebini sorar, onlar da 'Allah'ın ateşinden korktuğumuz.' için dediklerinde İsa (a.s), 'Allah sizi korktuğunuzdan emin kılacaktır.' buyurur. Bunlardan daha çok taatte bulunan bir gruba, ibadetlerinin sebebini sorduğunda, onların da cevabı 'Allah'ın bize vadettiği cennet ve nimetler.' olur. İsa (a.s) bu kavme de, 'Allah'ın size vadettiğini vermesi üzerine haktır.' buyurur. Daha sonra ibadet eden bir topluluğa niçin ibadet ettiklerini sorunca, onlar da 'Biz Allah'ı sevenleriz. Ona ne ateşinden korktuğumuz, ne de cennet ve nimetlerine hasret çektiğimiz için ibadet ediyoruz. Sadece kendisini sevdiğimiz için ibadet ediyoruz.' dediklerinde, İsa (a.s), 'Gerçek Allah (c.c) dostları sizlersiniz; sizin aranızda bulunmam bana emrolundu.' buyurur.18

Rabia El- Adeviyye (k.s)'nin yanında cennetten bahsedilince, 'Önce ev sahibini sonra da evi düşünün.' der. Sırattan geçerken 'Tez geç ya mü'min, senin nurun benim narımı söndürecek.'19 diyen Cehennem, nimetlerine iltifat etmeyip Cemâl-i ilâhiyi isteyen aşık kuldan cennet de şikâyetçidir.

Bişr-i Hafi'yi rüyada gördüler; 'Ebu Nasr-ı Temâr ve Abdul Vehhab-ı Verrâk'in hâli nasıldır?' diye sordular. Buyurdu ki: 'Onlar Cennet yemekleri yiyorlar.' Sen ne yapıyorsun dediklerinde 'Âllahü Teâla benim yemeğe ve içmeye rağbet etmediğimi görünce bana kendisini görme nimetini bahşeyledi.' buyurdu. Ali b. Muvaffak (k.s) 'İnsanlar yemek yiyorlardı. Melekler onların ağzına taamlardan veriyorlardı. Bir kimseye tesadüf ettim, başını eğmiş dalgın dalgın bakıyordu. Rıdvan'a 'Bu kimdir?' dedim. Marufu Kerhi'dir dedi. Onun ibadeti cennet arzusu, cehennem korkusuyla değildi, onun için, ona cemâl-i ilâhiye bakmak serbesttir.' dedi.'

Yahya bin Muaz (k.s), 'Bir gece Bayezid-i gördüm, yatsı namazından sonra sabaha kadar uyumadı. Gözleri dalgın ve hayran bakıyordu. Secdeye kapandı. Başını kaldırdığında 'Ya Rabbi! Birçok kimseler seni aradı, onlara su üstünde yürüme, havada uçma kerametini verdin. Ben bunlardan sana sığınıyor, Sen'den Sen'i istiyorum.' dedi.'20

Es- Sevri'nin Rabia el- Ade-viyye'ye (k.s) 'Senin imanının hakikati nedir?' sorusuna, 'Ben korktuğu için çalışan kötü bir işçi, verilirse çalışan fena bir cariye gibi Rabbıma ibadet etmem. O'nu sevdiğim için ibadet ederim.' cevabını verir. Engin sevgisini şu ifadelerle dile getirir.

'Sen tatlı ol da, bütün hayat zehir olsun.

Sen râzı ol da, bütün insanlar öfkeyle dolsun.

Benim aram yeter ki iyi olsun seninle.

İsterse harabolsun sonra bütün âlemle.

Gerisi hep boştur, olursa benimle dostluğun.

Toprağın üstündeki herşey toprak olacaktır elbet bir gün.'

Ebu Nusr'es- Serrâc (v. 378) Mehabbeti üç kısma ayırır:

1-    Mehabbet'ül Âmme: Rabbımızın sonsuz nimetleri neticesinde hâsıl olur.

2-    Hubb'us Sâdık'ın: Kalbin, Allah (c.c)'ın azamet ve celâli, ilim ve kudretindeki sırları keşfiyle meydana gelen mehabbet.

3-    Mehabbet'ül Ârifin: Allah Teâla'nın ezeli sevgisine herhangi bir sebep bahis mevzuu olmadan bakışın ve bu sevgiyi tanıyışın neticesinde belirir. Ebû Yâkub es-Sûsi (k.s) bu sevgiye erenlere 'Sevgisiz sevendir.' tabirini kullanır. Hz. Cüneyd (k.s)'in (v: 297) 'Sevenin sıfatlarına bedel, sevilenin sıfatlarına bürünmüştür.' diyerek Peygamberimiz (s.a.v)'in 'Onu seversem gören yüzü, işiten kulağı, kavrayan eli olurum.' Hadis-i Kudsisi ne işaret eder.21

İmam Buhari Hz. bu Hadis-i Kutsi'de: 'Kulum efal ve hareketlerini emr-i ilâhime muvafık kılarak şeriat gözüyle görür, şeriat kulağıyla dinler, şeriat eliyle alır.' ifadesiyle hulul ve ittihad iddialarını red-dedter.22

Allah(c.c) sevgisi mertebeler itibariyle yedi kısma ayrılır:

1-    Mehabbet, Hz. Peygamber (s.a.v)'in Habibul-lah'ın makamıdır. Nurların nuru, ilâhi aşk demektir, Mehabbet.

2-    Hüllet, hür kalblerin nurudur. İbrahim (a.s)'in Halilullah'ın makamıdır. Hüllet, samimi dostluk demektir.

3-    Müveddet, yaygın bir nurdur. Samimi sevgi demektir. Hz. Davud (a.s)'un makamıdır.

4-    Velayet, parlayan bir nurdur. Velilerin makamıdır.

5-    Sadakat, fışkıran bir ateştir. Sıddıkların makamıdır.

6-    İradet, Müridlerin makamıdır.

7- Hava, Allah(c.c) aşkı ile kemâlinden geçenlerin makamıdır.

Mehabbet'in semeresi vuslat (Allah'a kavuşma), Hûllet'in semeresi marifet, Müveddet'in semeresi hilafet, Velayet'in semeresi tevhid, Sadakat'in semeresi yalnız Allah'a bağlanmak, İrade'nin semeresi (meyvesi) kötülüklerden ayrılık, Hava'nın semeresi kendinden geçip Mevlâ'ya ermedir.23

Aşk, ilâhi ve beşeri olmak üzere iki kısma ayrılır. İlâhi aşka hakiki aşk, beşeri aşka da mecazi aşk denir. 'Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi istedim ve bu yüzden âlemi yarattım.' Hadis-i Kudsisinde bilinmekten gaye marifet. İstenmekten gaye de mehabbet, aşk olduğu belirtilir. Kainatın varolma sebebi Peygamberimiz (s.a.v)'e Cenab-ı Hakk'ın aşkı ve te-cellisidir. Bu sebeple Habibullah denmiştir. Kainatın yaratılış sebebi aşktır desek hata etmeyiz herhalde. Hz. Hüseyin yoluyla İbn-i Merzuk: Peygamberimiz (s.a.v) 'Adem (a.s)'in yaratılışından on-dört bin yıl evvel Rabbımın karşısında bir nurdum ben.' buyururlar.24

Rüzbihan-ı Bakli (v:606) aşkı beş kısma ayırır;

1-    Behîmi: Süfli, (engin, aşağı, adi, hayvani)

2-    Tabiî: Maddi değerlere duyulan sevgi. Şer-i şerifin ölçüsünü aşar, ilâhi emirlerin dışına çıkarsa mezmumdur. (kötüdür)

3-    Ruhânî: Süfli arzulara tabi olmadıkça, kirletilmeyen bu aşk, ilahi aşka geçmeye vesile olduğu için makbuldür.

4-    Aklî: Mevlâ'yı Zü'l- Celal'in tecellileriyle her zerrede O'nun nurunu müşahade ile hasıl olan aşktır.

5-    İlâhi aşk: Rabbımıza vuslat, kendi iradesini O'nun iradesine teslim edenlerin aşkı.25

İbnu'l - Arabi (k.s) (v: 638) aşkı üç bölüme ayırır:

1-    İlâhi mehabbet: Rabbimizin bizi, bizim de onu sevmemiz. Kul Hakk'tan gelene rıza göstererek,26 Mevlâ'nın muhabbetine erişir. Sevgi her zaman büyükten gelir. Bayezid-i Besdâmi (k.s): 'Dört şeyi yanlış anlamışım. Ben Allah'ı istiyor, O'nu anıyor, O'nu biliyor, O'nu seviyorum. Sonradan anladım ki, benden evvel O beni istiyor, anıyor, biliyor ve sevi-yormuş.'27 buyurmuştur.

2-    Ruhânî mehabbet: Kendi arzu ve isteklerine Halık-ı zü'l-Celâl'in iradesini tercih etmek.

Cüneyd (k.s): 'Âşıkın kendi sıfatlarını terkede-rek sevgilinin sıfatlarının tecellisine mazhar olmasıdır.

Şibli (k.s): 'Kalbde, sevgiliden başka ne varsa hepsini mahvetmek mehabbetin işaretidir.

Bağdat'ta bir testici 'Vahidden (Allah'tan) başka bir kimse bâki kalmaz.'deyince, Şeyh Şibli (k.s) bağırmış: 'Vahidden başka ne var?' Yine şeyh Şibli (k.s), ağlayan birine 'Niçin ağlıyorsun böyle?' deyince O da, 'Dostumu kaybettim ona ağlıyorum.' dediğinde Şeyh Şibli şöyle seslenir: 'Ölmeyen dost tut-saydm.' Abidin kuvveti; su ve ekmekte, Ârifin kuvveti de Allah'ı anmaktadır. Gâfilin kıblesi; altın ve gümüş, Ârifin kıblesi ise; Allah (c.c) ve Onun nûrudur.

Tarikat pirleri insanların meşreblerini gözönün-de bulundurarak onlar için üç terbiye yolu tesbit etmişlerdir: 1-Tarik-i Ahyar: Farz ve sünnetleri yerine getirerek, çokça ibadet eder, nafile taatler ve riyazetle Hakk'a ulaşmaya çalışırlar.

2-    Tarik-i Ebrar: Nefse muhalefetle onun yersiz arzu ve isteklerini dizginlerler.

3-    Tarik-i Şüttar: Ölmeden evvel ölme haline gelerek vasıl olmaya çalışırlar Mevlâya (c.c). Tarik-i Şüttar, aşk yoludur.28

Cenab-ı Hakk'm isimlerinden biri de 'El-Vedud', has kullarını rahmet ve rızasına erdiren, sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya lâyık olan biricik sevgilidir.

Evladını, evini, malını, mülkünü kişinin sevmesi fıtrîdir. Cenab-ı Hakk'ı sevmesi ise zikir ve muhakemeye bağlıdır. Sevdiği bütün maddi değerler, Ha-lık'mı tefekkür, asıl sevilmesi gerekenin Rabb-i Zül Celâl olduğunu bildirir. İnsan bu idrakten sonra Allah'ı daha ziyâde sevmeye başlar, O'nu tanıdıkça sever.29

Aşktan murat Allah (c.c)'a vuslattır. Hevâ ve hevesine kapılan şair ve edipler ıyş-ü işâ-retten, mey-ü meyhaneden, pir-i mu-ğandan, sâİri ve sâğardan hep dünyanın geçici zevklerini anlamışlardır.

Halbuki gönül ehli aşıklar Mey'den maksat, gam ve kasvet-i dünyeviyye-den eser bırakmayan Mehabbetullah, Meyhane; ibadethane, pir-i muğan; mürşid-i kâmil, Sâki ise müridanın kalbine biiznillahi Teâlâ Allah'ın feyzini sunan hulefa, İyş-ü işretleri Zikrullah'tan hasılolan zevkdir diye tarif etmişlerdir.30

Mevlânâ Câmi (k.s) 'Mecazi de olsa aşk ve sevgiden yüz çevirme, zira o ilahi aşka ulaşmak için bir vasıtadır.' Arap dilinde 'Mecaz hakikatin köprüsüdür.' denilmiştir.31

İbnü-1 Cevzî, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim gibi âlimler aşkın ister beşeri,isterse ilâhi olsun şer'i ölçüleri aşmaması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Ebu Ali Rûzbâri (k.s): 'Mehabbet emredilene uymaktır.', İbn Atâ: 'Mehabbet kalblere dikilen fidanlardır. Akim ölçüsünde meyveler verir. Aşk aşıkın kabiliyet ve istidadı nisbetinde semere (meyve) verir. Aşk fidan, akıl bu fidanın dikildiği topraktır.' buyurmuşlardır.

Aşk merdivendir, gâye değil maksada ulaşmaya, ermeye, ilâhi aşka vasıl olmaya vesiledir. Beşerî aşkta, dağı taşı, tabiatı, kadını, kızı sevmede ipin ucunu Mevlâ'ya teslim edenler, eserden müessire, nakıştan nakkaşa (yaratılan eşyanın yaradanına) geçenler kainatta bulunan her eşyanın Cenab-ı Hakk'm varlığına bir delil olduğunu görenler, yanılmamış, ilâhi aşka ermişlerdir. Hatta eserde kalan, maddi zevklerle deliye dönen Mecnun, bir seher vakti Leylâ, Leylâ derken Mevlâ, Mevlâ demeye başlamıştır.

'Leylâ Leylâ' deyü Mecnun nice dem yandı, yakıldı. Son demde dedi 'Bana bu kavga nemelazım.' Nice maceralardan sonra kendinden ayrı zannettiği güzelliği kendinde bulan aşıklar, vahdet sırrına ererek ilâhi aşka kavuşmuşlardır.

'Bende olan âşikâr sensin.

Ben had yoğum ol ki var sensin.'

Fuzûli

'Bana bende demen bende değilem

Bir ben vardır bende benden içerû.'

Yunus Emre

Gönlündeki ilâhi zevkin tadına varan Hadis-i Kudsi'de 'Beni ne sema aldı, ne arz. Beni Kâmil mü'min kalbi aldı (Rızamı).' sırrına erişerek gönlünün Arşullah, Kenzullah (Allah'ın hazinesi), Beytullah (Allah'ın muhabbetevi) olduğunu anlayan Hak aşıkları;

'Ballar balını buldum

Kovanım yağma olsun' namelerini terennüm etmişlerdir.

'Yüzün Niyâzi eyle Hâk dert ile bağrın eyle çak! Kalbin sarayın eyle pâk, şayed gele Sultan sana!'

Yaratılanı yaratandan dolayı severek, bir gayr-i müslimin dâhi hidâyetini isteme gönül zenginliğine eren kul, bütün mü'minleri kardeş bilerek hatta onları kendisine tercih ederek32 Rasulullah (s.a.v)'ın izini, takibe vesile olan üstazma sevgisiyle, fahr-i Kainât 'ın mehabbettine, O'ndan da ilâhi aşka ererek bahtiyar olur. (Kemale erer)

Seven sevilir. Peygamber (s.a.v) 'Sevmeyen ve sevilmeyende hayır yoktur.' buyurur.

Peygamber (s.a.v), 'Cenab-ı Hakk bir kulunu sevdiği zaman Cebrail (a.s)'e, 'Ben falanca kulumu seviyorum, sen de onu sev.' der. Cebrail (a.s)' de o kulu sever. Sema halkına, 'Allah falanca kulunu seviyor, onu siz de seviniz.' diye nidâ eder. Semadakiler de o kulu severler. Sonra Allah Teâlâ o kulun yeryüzünde de sevilmesini temin eder. Herkes onu sever.'33buyurmuşlardır.

Rasul-i Ekrem (s.a.v) 'Allah Te-âlâ'yı bütün kalbiyle seven birini görmek istiyorsanız, Huzeyfe'nin kölesi Sa-lim'e bakınız.' buyurdu. 'Ebûbekir'in fazileti namaz ve orucunun çokluğuyla değil, kalbine yerleşen sır sebebiyledir.' Hadis-i Şerif'indeki sır, marifet, Allah'a aşk nurudur. İlâhi aşka ermenin yolu Peygamber (s.a.v)'in şu duasıyla ifade ediliyor. 'Ya Rabbi! Bana kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini ve beni senin sevgine yaklaştıracakların sevgisini ihsan eyle. Ve kendi sevgini bana, hararetten, susuzluktan yananların, soğuk suya kavuşmasını istemelerinden, sevgili kıl.'

İçimden kopup gelen sevgi Lâl edip dili, köreden sevgi Kalbi ince ince yakdıkça Ergeç Hakk'a ileten sevgi Rahmetin gönle sağanağı Şarıl şarıl iner sevgiyle Allah (c.c) ile kuranlar bağı Tutarlar cihânı sevgiyle Aşk ile yakanlar ocağı Nârı nûr ederler sevgiyle. Allah'ı (c.c) bulurlar sevgiyle.

Dipnotlar

1- Kuşeyrî 2- Tas 3- Kâmus 4- Istılâhât-ı Sûfiyye 5- Istılâ-hât-ı Sûfiyye 6- Kuşeyri 7- El Gazzali (v 505) 8- Kuşeyrî 9-Ankebut:5 10- Nesai, Sehu, 62; İbn Hanbel 11- Tirmizi 12-Buhari; Rikak.21 Müslim;Zikir.5 13- Bakara: 165 14- Tefsîr'ut-taberi 15- Âl-i İmran: 31 16- El- Mâide; 54 17- Kuşeyrî -Keşful-Mahcûb 18- Kût-ul Kulûb 19- H.Ş. 20- Kimya, Mehabbet, Şevk ve Rıza bölümü. 21- Zubdetül-Buharî / 107 22- Mu-sâhebe: Ramazanoğlu Mahmud Sâmi (k.s) 23- Marifetnâme: İbrahim Hakkı Erzurumî (k.s) 24- El Mevâhib'ül-lledüniyye. İmâm-ı Kastalanî (Rh.a) 25- Abherü'l Aşıkin 26- El-Mâide; 54 27- Marifetnâme 28- İstılâhât-ı Sûfiyye 29- Esma-ül Hüsnâ: Osman Tatlısu 30- Divan-ı Esad, M. Esad Erbilli (k.s) 31-Mektubat, M. Esad Erbilli (k.s) 32- Haşr: 9 33- Buhari: Edeb, Müslim; birr
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler