Kategoriler :
Alt Kategori :
2011 Ekim - Bu Çehre Yalancı Bir Çehre Değildir
Tarih : 10.10.2011 17:58:02
Okunma : 1237
Yıl 19 - Sayı 216 - Ekim 2011

Bu Çehre Yalancı Bir Çehre Değildir

Yıllar geçmesine rağmen unutamadığım bu şahısların yanında bir kimseden de bahsetmeden geçemeyeceğim. H. Mehmet Oztürk amcanın hanesinde kılınıyordu teravih namazı. Sami Efendimizin yanı başında oturan biri vardı. Ona çok iltifat buyurdular. Çayı kendi elleriyle takdim ettiler. Ama bu zat kendini hiç bozmuyordu. İltifatlar onda bir değişiklik meydana getirmiyordu. Her haliyle huzur postunda oturuyordu. Misalleri çoğaltmak mümkün. Yalnız bu istisnai hal nerden geliyordu. Nefsi ıslah etme yolu olan, ihsan mektebinin müdavimi olmanın bir güzelliğiydi.

Bir meyveyi şekli şemaili, rengi tadı ve kokusuyla tanırız. Münafık nifakı, kâfir küfrü, müşrik şirki, mü'min ima-nıyla tanınır. Müttaki, her tarafını Mevla (celle celalühü) korkusu saran âlim, arif, salih derviş de ihsan, Allahü Tealâyı görür gibi ibadet etme özelliğiyle bilinir. Peygamberler risaletiyle, veliler velayetiyle tanınmıştır. Sıdk, emanet, tebliğ, fetanet, ismet sıfatı onların renk, tat ve kokulan olmuştur. Güzel ahlak da velilere alem, işaret olmuştur. Gençlik yıllarımda Erenköy'de üstazımızı ziyarete gelen bir kimseyi gördüm. Ayaklarına masaj yapıp, edeb ve erkanla ayrıldı. Huzur ehli olarak gördüm o muhterem şahsı. Sonra öğrendim ki Mehmet Birkandan ağabeyimizin babası Vahdeddin Efendiymiş. İmam-Hatip Lisesinde okurken Ankara'nın manevi sorumlusunu gördüm. Üstazımız iltifat buyurup Sami Efendi Hazretlerinden bir şeker ikram ettiler, içeriye girişi, oturup kalkışı vekar ve sükûneti huzur ehli olduğunun işaretiydi. Bu zât-ı âlî Mustafa Erbil Beydi.

HER HALİ HUZURDU

Yıllar geçmesine rağmen unutamadığım bu şahıslann yanında bir kimseden de bahsetmeden geçemeyeceğim. H. Mehmet Öztürk amcanın hanesinde kılınıyordu teravih namazı. Sami Efendimizin yanı başında oturan biri vardı. Ona çok iltifat buyurdular. Çayı kendi elleriyle takdim ettiler. Ama bu zat kendini hiç bozmuyordu. İltifatlar onda bir değişiklik meydana getirmiyordu. Her haliyle huzur postunda oturuyordu. Misalleri çoğaltmak mümkün. Yalnız bu istisnai hal nerden geliyordu. Nefsi ıslah etme yolu olan, ihsan mektebinin müdavimi olmanın bir güzelliğiydi. 'Ey zikrim ile huzura ermiş mutmain olan nefs! Hoşnut etmiş ve hoşnut edilmiş olarak Rabbine dön! Benim iyi kullarımın arasına gir. Ve cennetime dâhil ol.' (Fecr suresi 27/30) Küçük yerlerde kavga çok olur. Bir tavuk yüzünden adamın canına kıyılır. Böyle bir ortamda kavga, gürültü çıkar. Biri ise sessizdir. Kavgaya kanşmadan boynunu büker ve oradan ayrılır. Azalardan sorumlu olduğunu bilmeyenler konuşur uygunsuz sözleri. Bir gün öncesine kadar ağzı yüzü belirsiz biri, hayvanlarına dahi 'mübarek hayvanlar' der. Hallerinde güzellikler zuhur eden bu şahsa, bunun sebebi sorulur. O da, 'Şu dağı aşarsan görürsün' der. Kavacık Mahallesini işaret eder.

YOL KESEN, KUZU GİBİ OLDU

Dağlarda yol kesen, adam döğen cani, kuzu gibi olur.
Gözünden şer akan, Mevla (celle celalühü) korkusuyla yaş akıtır. Merhamet ve şefkat duygusuyla pamuk gibi olur. Ricalü'l-gayb erenlerine kanşır. Malımıza mülkümüze, iffet ve namusumuza zarar verir denen kişi, herkesin emniyet duyduğu bir şahıs haline gelir. Kıymetli eşyayı ancak ona güvenirler. Kibir ve azametle çalımlı çalımlı yürüyen, etrafına zulmeden kimselerin tevazuu, kendini bilmezlerin seviyelerine inmemelerinin sebebi şu seçkin evsaftan ileri gelir. 'Çok merhametli olan Allahü Tealânın imanda olgunlaşmış kullan o kimselerdir ki, yeryüzünde tevazu ile yürürler ve kendilerini bilmez kimseler onlara lâf atağında onlan kırmaksızın 'Selâm' der geçerler.' Furkan sûresi 63. Gittikçe taatlerde bir gaflet, cami ve cemaatte tembellik müşahede ediliyor. Beş vakit namaza devamla birlikte, kaza namazlarına, nafile ibadetlere ağırlık verenler de az değil. Öldükten sonra ameller bitecekmiş, 'Ben namaz kılamayacak mıyım?' diyen kimseler de var bu dünyada. Gördüğü bir rüya neticesi boş sözleri terk edenler de mevcut. Rüyasında çıkan bir kavgada, önlerine köpek lâşesi konulduğunu görünce vaz geçer malayaniden. Biriken malın vebalinden korkup, çokça sarf edenleri görüyoruz. Emekli maaşıyla zor geçinen bir kimse şunu anlattı bize. Pislikleri toplayan bir böcek, akşam yuvasına yalnız girer diye duydum Ustaz-ı Pâk'imizden. Malın kiri olan zekât hak sahiplerine verilmeli diye, fakir yoksul, dul kimsesiz, çoluk çocuk herkese dağıtıyordu.

Kendisine yetecek kadar malı olan İsmail Hakkı Topraklı Hazrederinin, cami çıkışında fakirlere dağıttığı sadaka akl ü hayale sığmaz.

MÜ'MİNLERÎN KURTULUŞU

Bolca ikram ettiği için evi huzurlu, rızkı bereketli daha nice bahtiyarlar var. Küpten pekmezi, tencerede pilavı, bir köşeye döktüğü buğdayı, değirmende öğütülmesine rağmen eksilmeyen daha nice münfik kullar var.

'Siz ibretle bakarsınız, ne olur Allahü Tealânın yüce kudretini seyr için bir bakın şu güzelliğe' diyen evladına, 'Ben Allahü Tealâdan korkarım' diye gözlerim kapayan iffet ve namus abidesi salihler mevcut Elhamdülillah. Ezeli âlemde verdiği söze sadık kalanların kimliği Mü'minûn sûresinde şu ayetlerle anlatılır. 'Hakikat müminler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında huşu Allahü Tealâ korkusu ve heybeti ile tevazu içindedirler. Onlar boş söz ve diğer fiillerden yüz çevirenlerdir. Onlar zekâdarını verirler. Onlar iffetlerini haramdan korurlar. Ancak kendilerine helal olduğu için eşleri ve cariyeleri müstesna. Çünkü onlara yakınlıkta bulunmalan ile kınanmazlar. Kim bunda eşi ve cariyesinden başkasını arar da haram yollara kayarsa işte onlar helal olan haddi aşanlardır. Onlar öyle mü'minlerdir ki emanederi-ne ve sözlerine riayet ederler. Onlar namaz-lannı vaktinde kılarak muhafaza ederler. Baş-kalan değil işte onlar varislerdir. Orada ebedi kalmak üzere Firdevs Cennetine varis olacaklardır.' Mü'minûn sûresi 1./10. Çağında mevcut teknolojiyi en iyi bilen ve evladanna öğreten 'Evladannızı zamana göre eğitiri buyuran Ali radıyallahü anhın sözüne kulak vermektir mertlik. Meşguliyyeti olmadığı için Resulüllah sallallahü aleyhi ve sellem selamından mahrum kalmamak için, 'bir lokma, bir hırka' yanlışlığına düşmemek için, rızkını helal yoldan teminle, emin bir tacir, halkı irşad ve ıslahla mürşid, kalem ve yazısıyla muharrir, hayatını adaletin tesisi için feda etmekle mücahid olmaktır asıl yiğitlik. 'Müşriklere karşı malıyla, canıyla ve diliyle cihad ediniz' buyurur sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz.Fıtrata, yaratılışa uygun bir hayatı yaşayanlar nefsinin ıslahı, ruhunun kemali için evrad ve ezkarlarını okuduklan gibi, bedenlerinin talimi için de meşru olan atıcılık, binicilik, yüzücülük gibi sporlan ihmal etmezler. 'Kuvvetli mü'min zayıf mü'minden üstündür' Hadis-i Şerifine riayede ilimde, irfanda, fende, teknikte, ekonomide, sanayide, her alanda güçlü olurlar.
ÇAĞI BİLEN DERVİŞ

Çağı çok iyi bilen, gelişmelere yabancı olmayan bir mü'min, Kur'ân-ı Kerim'in ilk emri olan 'oku' ayeti celilesine canı gönülden teslim olandır. Beş yüz on iki renkli 'Blu- Ray' klavyeden tutun, manyetik raylı tren, üç bin mil hızla uçan hipersonik yolcu uçağı, parmak izi okuyuculu kapı kilidi, yiyecek ve içecekleri taze tutan kendinden soğutmalı masa, görüntüyü gözlük camına yansıtan gözlük, güneş enerjisi, meyveyle çalışan saat, daha neler neler... Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem 'İki günü denk olan zarardadır' buyurur.

Müslüman bilim adamı Biruni, Ebu'l- Vefa, Ebu Yusuf El-Kindi, Ebü'l-Heysem, Uluğ Bey, El-Cezeri gibi daha niceleri ilmî keşif ve icadar yapmıştır. Muhiddin-i Arabi, İsmail Hakkı Erzurumî, Mevlana Celaleddin-i Rûmi kaddesallahu esrarahüm Hazaratının eserleri, hayatı ve görüşleri 'NASA' bilim ve teknoloji uzmanlan ve diğer sahalarda çalışan ilim adamlan tarafından en ince teferruatına varıncaya kadar araştırılmaktadır.

Cibril hadisinde İslâm'a verilen cevapla fıkıh, İmana verilen cevapla itikad, inanç, İhsan'a verilen cevapla da batini fıkhın, tasavvufün temelleri atılmıştır. İmanın taklidden tahki-ka, ibadetin ihlasa, ahlâkın ahlâk-ı hamideye tebdilini sağlayan bu münevver yolun erleri şahsiyet sahibi kimselerdir. 'Vallahi bu yalancı yüz değildir' dedirten Allahü Tealânın Re-sülünün sallallahü aleyhi ve sellem edeb ve ahlâkındadır.

Doksan dokuzluk teşbihin güzelliği şahsından başlayarak, dalga dalga etrafa yayılan kimsedir sûfi. Her yaptığı aklı başında olarak yapan seçkin bir kimsedir. Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem de onlan 'basiretli, akıllı, ileri görüşlü kimse' olarak tanımlar. Hayat safhalarının her anı, rengi, tadı kokusu Esad-ı Erbili (K.S.) Hazrederinin benzetmesiyle tren yoluna benzer. Ayağını koyduğu ray demirinin biri Kur'ân-ı Kerim, bir diğeri de Sünnet-i Seniyye'dir.
 
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler