Kategoriler :
Alt Kategori :
2000 Eylül - Havf ve Recâ
Tarih : 09.10.2011 19:26:06
Okunma : 1190
Yıl 7 - Sayı 83 -  Eylül 2000

  Havf ve Recâ

Havf ve recâ, korku ile ümit; Allah yolun­da gayret eden mümin için çift kanat mesabesindedir.

 

Havf, kişiyi Mevla'ya götüren kamçı, recâ ise Hakk'a ulaştıran sağlam bir ip gibidir.

 

Yahya b. Muaz (k.s.), 'Havf ve recâ imanın iki direğidir, bunlara sarılan sapıklığa düş- mez'der. Havf ve recâmn tasavvufta karşılığı ise kabz ve bast halidir.

 

Ebû Bekir el Vâsitî havf ve recâyı kulun ede­be aykırı davranışlara sapmasını engelleyen bir geme benzetmiştir.

 

Muhyiddin İbnü'l-Arabî mümini 'havf ve re- câsı eşit olan kimse' şeklinde tarif eder.

 

Gazzâlî (r.h.a.) 'Havf mı yoksa recâ mı daha üstündür?' şeklindeki soruyu, 'Ekmek mi, su mu daha önemlidir?' sorusu kadar saçma bulur. (İslâm. Ans.c. 16)

 

Havf, Allah'ın kullarını ibadete yönlendir­mek için takındığı ceza müeyyidesidir. İnsanla­rın hal ve makamlarına göre bu korku değişir. Şöyleki:

 

1- Bizim gibi insanlar, avam tabakası cenne­te girememe, cehenneme atılma endişesi taşır­lar.

 

2- Arif-i billah, Allah'a erişen veli kullar, ma- şuk-i hakikilerini incitmekten korkarlar. Biri azabından, ikabmdan korkarken; havass, seç­kin kullar, Allah'ın zatından çekinirler.

 

Azab-ı ilahiden korkmaya havf, lutf-i İlahiye erişme zevkine de recâ denir.

 

Avam, halk cennete, nimete, ecir ve mükafa­ta sevinirken, âşıklar, ârifler, Hakk'a bağrı ya­nıklar, Cemâl-i İlâhîyi seyretme, dîdâr zevkiyle neşeyâb olurlar.

 

Mümin, beyne'l-havf ve'r-recâ, korku ile ümit arasında yaşar. 'Onların yanları (geceyi ibadetle geçirmek için)yataklarından uzaklaşır­lar. (Azabından) korku ve (rahmetinden) ümit ile Rablerine yalvarırlar.' (Secde: 16.)

 

Havf-i İlâhîyi şu şekilde sıralayabiliriz.

 

1- İmanda kavi kullar 'Eğer gerçekten mü- minseniz,onlar(m korkutmalarımdan değil, ben(im emirlerimi terk)den korkun!' (Âl-i İm- ran: 175.) ferman-ı İlâhîsine kulak verirler.

 

2- 'Allah'tan kulları içinde ancak alimler kor- kar'(Fâtır:28.)İlahî beyanına, haşyetle, Allah'ın azamet ve kibriyasmdan titreyen gönül erleri nail olur. Bu da ilmin gereğidir.

 

3- Allah'ın Celal ve cemal tecellilerine mazha­riyetle kendi varlığından, Hakk'm varlığına eri­şen heybet ehli ârifler 'Allah sizi kendisinden sakındırır'âyet-i celilesinin sırrına nail olurlar.

 

'Muhakkak ki, Rablerinden korktukları için titreyenler, ve Rablerinin ayetlerine inananlar, ve Rablerine şirk koşmayanlar..«.- Rablerine dö­neceklerinden kalpleri ürpererek vermeleri ge­rekenleri verirler, işte onlar; hayırlara koşuşur­lar ve o uğurda öne geçerler.' (Müminun:57.- 60). Hz. Aişe (r.anha); Ey Allah'ın elçisi 'Kalbi ürpererek vermeleri gerekenleri verenler' aye­tinde Allah'tan korkarak hırsızlık yapan,zina eden ve içki içenler midir? diye sorduğunda Al­lah'ın Resulü şöyle buyurur. 'Hayır ey Sıddık'ın kızı, bu, Allah'tan korkar olduğu halde namaz kılan,oruç tutan ve sadaka verenlerdir.'

 

Bu ayetlerde mümine layık olan dört sıfattan bahsedilir.

 

1- Malâya'niden, manasız, faydasız, boş söz­den kaçınmayı gerektiren

 

havfullah, Allah korkusu.

 

Ebû Hafs'a:

 

Niçin gelip hadis dinle­mezsin dediler.

 

Dedi ki:

 

Otuz yıl önce bir hadis işittim hâlâ gereğini yerine getiremedim. Dahasını işitip de ne yapayım.

 

O hadis nedir? dediler.

 

'Kişinin müslümanlığı,

 

faydasız sözleri terket- mesidir' dedi.

 

2- İbadette şirk-i hafi, gizli şirk olan riya belasına düşme korkusu.

 

'Gerçekten Cenab-ı Allah riyakarların azab görmeksizin cennete girmeleri haramdır' buyurur Efendimiz (s.a.v.). (Suyuti, el-Camiu's-sağir:1.70.)

 

3- İbadetlerin İlâhî rızaya uygun olmamasın­dan hasıl olan korku.

 

4- Bütün amellerin esası olan imanla göçüp göçmeme endişesi taşımak.

 

Yusuf (a.s.)'un 'Beni müslüman olarak öldür ve beni salihlerin arasına kat' (Yusuf:101.) du­ası imanla Allah'a kavuşup kavuşmama korku­sunu bize hatırlatır.

 

Ye'se kapılıp ümitsizliğe düşmek mümine yakışmaz. Mümin-i kâmil; ibadetle birlikte taatlerinin kabul olunup olunmamasından dolayı Allah'tan korkar. Fasık ve facir.de, ibadet etme­diği halde Allah'tan korkmaz.

 

Süfyân Sevrî. (k.s.), 'dört haslet kafirlik geti­rir' der.

 

1- Gıybet etmek. Bir kimseyi görmeden gıy­bet etmek, gaybe hükümdür. Gaybe hüküm ise küfürdür.

 

2- Hased etmek. Allah'ın verdiğini reva gör­memektir, Bu ise Hakk'in hikmet ve adlini in­kardır.

 

3- Haram mal toplamak. Kıyamet hesabina inanmamaktır. Kim kıyamet hesabına inanmaz­sa kafirdir.

 

4- Allah'ın rahmetinden ümit kesmek. Bu da ' kü-, fürdür. (Tezkiretü'l-Evliya, Feridüddin Attar)

 

Şu ayet ve hadisler konumuza işaret etmektir. 'Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla af­fetmez. Ondan başkasını ise dilediği kimse için ba­ğışlar.' (Nisa:48.)

 

'Hiç biriniz benim rah­metimden ümitsiz olma­yın.' (Zümer: 53.)

 

'Kul dünyayı doldura­cak kadar günah işlese, ben de dünya dolusu rah­met ederim.' (H.K.)

 

'Allah Teala mahlukatı yaratmadan önce, rahmetim gazabımı geçmiştir diye yazmıştır. (H.K.)

 

Enes (r.a.)'den Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyu­rur: 'Ya Rabbi ümmetimin hesabını bana yükle. Onlardan hiç biri kötülük görmesin.' Allah Te­ala 'Onlar senin ümmetin ve benim kullarımdır. Ben onlara daha merhametliyim, birinin dahi kötülük görmesini istemem. Ne sen, ne de bir başkası' buyurdu.

 

Hz. Ömer (r.a.) bu konuda en güzel sözü şu beyanıyla ifade eder. 'Mü'min, cennete ilk gire­cek kim deseler kendini, cehenneme ilk önce atılacak kim deseler yine kendisini hatırlar.'

Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler