Kategoriler :
Alt Kategori :
2017 Temmuz - Huzur Ehli
Tarih : 14.07.2017 15:36:50
Okunma : 24

Yıl 24 - Sayı 285 - Temmuz 2017

Huzur Ehli

Bir ben değil âlem sana hayrandır Efendim

Evlâd-ı ıyâli alarak ravzana geldim

Ahlâkını meth eyleyen Kur’ân'dır Efendim

Kurbânın olam Şâh-ı Rusûl kovma kapından

Dîdârına müştak olan Subhân’dır Efendim

Mahşerde Nebiler bile senden meded ister

Gül yüzlü melekler sana hayrandır Efendim'

Ali Ulvi Kurucu üstâzımızın bu sözleriyle akşam sabah yatan âşıkları görürdüm üstâzımızın huzûrunda. Onlardan biri tren yollarında memur Adanalı Talib beydi. Huzur ehliydi. Onların alâmeti, mahzun bakışları olgun tavırlarıydı. Çocukken gördüm. Hâlâ unutamam onun gönlü şevkle dolduran sükûnet hâlini. Üstâzımız onun cebinden fakirlere teklifsiz infakta bulunur, Sıddîk-ı Âzam’ın kesesinden Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimizin harcama yaptığı gibi.

İmam Hatip okulunda öğrenciydim. Ankara’ya geldik. Sâmî Efendi Hazretlerinin görevlilerinden Mustafa Erbil beyi gördüm. Öyle bir oturuşu vardı, hayran kalmamak mümkün değildi. İlâhî hüznünden dolayı hasta zannederdiniz. Zâten kanser rahatsızlığıyla mustaripti. Hanımı “bir banyo yaptıralım” deyince, “iki gün sonra banyo yaparız” der. Dediği gün Hakk’a yürür.

Üstâzımız, kendilerinden genç olmasına rağmen, “Ayaklarını çekme öpeceğim” der. Hacı Bayram câmiinde mevlid okunurken üstâzımız gözyaşını tutamaz. Çünkü rûhunu okşayan haldaşı göçmüştü âhirete. Mevlithanlardan Nihat Ulu bülbül kasidesini okurken, Hakk Teâlâ bülbülünün seherde inleyişini, güle hasretiyle efgânını hatırladıkça kendinden geçer üstâzımız. Hacı Haşan Efendimizin rûhunu ta’zîz için yazıyorum bu şiiri.
Bahçelerde yurdun mu var?
Bencileyin derdin mi var?
Garip garip ötme bülbül

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter,
Bir de sen dert katma bülbül.

Bilirim âşıksın güle
Gülün hâlinden kim bile.
Bahçedeki gonca güle
Dolaşıp söz atma bülbül.

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter,

Bir de sen dert katma bülbül.

Bilirim âşıksın verde,
Cünûnun var gâyet serde.
Şu sînemde olan derde
Bir de sen dert katma bülbül.

Pervâz olup uçar mısın,
Deniz derya geçer misin?
Bencileyin nâ-çâr mısın?
Sen de hâlin söyle bülbül.

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter,
Bir de sen dert katma bülbül.

A bülbülüm uslu musun,
Kafeslerde beşli misin?
Bencileyin yaslı mısın?
Garip garip ötme bülbül.

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter,
Bir de sen dert katma bülbül

YÛNUS vücûdun pâk derken,
Cihanda mislin yok derken,
Seher vakti “Hakk Hakk' derken
Bizi de unutma bülbül.

Ötme bülbül ötme bülbül
Derdi derde katma bülbül
Benim derdim bana yeter,
Bir de sen dert katma bülbül.

Erenköy’de, H. Mehmet Öztürk amcanın evinde teravih namazı kılındı. Namazı müteakip, Sâmî Efendimizin sağ taraflarında oturan sarışın heybetli bir zât gördüm.
Hâlâ ismini bilmiyorum. Çaylar geldi. Sâmî Efendimiz kendi elleriyle yanındakilere ikrâm ediyordu. Zâten “Seyyidül kavm” kavmin efendisiydi. Sağ cânibinde bulunan, ne kadar iltifat buyursa vakarla oturuyordu. Hiç unutamadığım huzur ehli kimselerden biri de oydu, insan ne kadar kötü de olsa, manavda elmanın çürüğünü de iyisini de bilir. Bizi bu kabilden kimse olarak görün. Lütfen bir üstünlük atfetmeyin.

Söz erenlerin köyünden açılmışken, deryâlar misâli bitmeyen huzur ehillerinden bir katre olsun sunayım izn-i İlâhî ile. Üstâzımız Erenköy’e teşrif buyurdu, Fikri Kılıç beyefendinin hânesinde istirahat buyurdular. Bu anda içeriye bir mübârek kimse girdi. Aynen Fatih Sultan Mehmed Hân’a benziyordu. Onu görünce ayaklarını uzattı. O da bir güzel masaj yaptı. Ama hal ve tavrı başkalarına benzemiyordu. Bir bahçıvanın yetiştirdiği gül fidanı olduğu belliydi. Unutamadığım bu şahsı, yıllar sonrası Mehmet Birkan kardeşimize anlattım. O da “bu benim babam Vahdeddin Efendi” dedi.

Herkese mübârek ayaklarını ovalatmayan üstâzımız, Kayseri’de Ömer Çimen’in hânesinde Hava ikmalde çalışan bir işçiye müsaade buyurdu. Sakalı bıyığı yoktu. Fakat bu çehredeki olgunluk, kalbinin nûrunu yüzüne yansıtan kimse pek azdı. Sakalını bıyığını, hattâ kaşlarını kazıyan, insanların hor gördüğü, ama Sâmî Efendimizin yanı başında oturan Harrani Hazretleri gibi müferridûn zümre unutulur mu hiç?

Dedemin hemen hemen hep ihvânı aynı karakterde, sükûnet sâhibiydi. Onları üstâzımız şiirlerinde şu şekilde tanımlar:

Dışı soğuk içi güzel

Böyle şahsı sevdik ezel

Sen de bak böylece düzel

Kardeşlere numûne bu.

Yahyalı’nın Çiğilli mahallesinden H. Osman Fındıkçı’nın şahsı hedef alınarak yazılmıştır bu kıta.

Üstâzımızın mânevî evladlarından Musa Aydoğan, ihvânın toplandığı bir bahçeye geldi. Gelişindeki vakarı görenler, gözlerini ondan alamadılar. Çok az konuşurdu. “Üstâzımızın huzûrunda taşlar bile sükûta geçer, ben nasıl konuşayım” derdi.
Bazı ihvânın yüzü karanlıkta da parlardı. Üstâzımız bir seferdeydi. Eski evimizde, ekseriyâ dedemin ihvânı bir araya geldi. Işığı söndürüp zikre başladılar. Tevhid zikrinde İlâhiler okudular. Sobacı H. Hafız “Beled Sûresi’ni” okudu. Karanlık ortamda, ağzından çıkan Kur’ân harflerinin nûru yüzünü aydınlatıyordu. Ali (kv) “Eski dostlarımı bulamıyorum” der ve onların evsâfını şu şekilde sıralar: “Yüzleri sarı, renkleri uçuk, bedenleri zayıf, başları bir tarafa eğik, vücudları, rüzgârlı bir havada
ağaçların sağa sola meylettiği gibi meyleden kimselerdi.”

Bu hâtıralar bize Mevlânâ (ks)’un şu sözünü hatırlatır:

Adamın biri güpegündüz mum ışığıyla dolaşır. “Ne arıyorsun?” derler, O da “adam arıyorum” der. “Hiç mum ışığıyla gündüz adam bulunur mu?” derler. O da, “bulunmayanı arıyorum” der.

Huzur ehli Fecr sûresinin son üç âyetini yaşayan kimsedir.

“Ey huzûra eren nefis! Sen Rabb’inden hoşnud, Rabb’in de senden hoşnûd olarak Rabbine dön. Er sâlih kullarımın arasına, gir Cennetime.”
Rabbimizin (cc) ‘gören gözü, işiten kulağı, kavralayan eli, yürüyen ayağı olurum’ buyurduğu, önlerinde nûr, sağ taraflarında nûr Rabbimize ilticâlarında ‘nûrumuzu tamamla’
diyen kutlu erlerdir.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler