Kategoriler :
Alt Kategori :
Kuran Okumak
Tarih : 14.09.2011 18:37:13
Okunma : 1708
Namazı müteakip hafız bir kardeşimiz, 'Efendim! Kur’an’ı bir günde hatmetmek istiyorum.' deyince, 'Kardeşim! Kur’an’ı bir günde hatmetmen güzel ama bunu her zaman yapabilir misin? Çünkü Efendimiz (s.a.v), 'Ameli Allah’a en güzel olanınız, az da olsa devamlı olandır.' buyuruyor, dedim ve onun Kur’an’a olan muhabbetine hayran kaldım.

Hafız kardeşlerimiz günde en az bir cüz, okumakta yetenekli olanlarımız yarım cüz, kıraatte zorluk çekenlerimiz bir sahife ama en az üç ayet de olsa okumalı, Kur’an-ı Kerim’i okumadığımız gün olmamalı.

Kur’an Size nazil olduğu halde Size Kur’an mı okuyayım, diyen İbn-i Mesud (r.a)’a Peygamberimiz (s.a.v): 'Dinlemeyi severim Kitab-ı Kerim’i.' buyurdukları gibi, ehlullah da okumaya ve dinlemeye aşıktırlar Mushaf-ı Şerif’i.

Kürdoğlu Mehmet Efendi isimli zâtın kardeşi irtihâl etmişti. Evlerine taziye için gitmiştik. Onu Kur’an okurken bulduk. Büyük bir aşk içinde bize şunları söyledi: 'Hafız olmadığım hâlde, haftada bir hatim indiriyorum, öyle hâle geldim ki, Kur’an-ı Mübîn’in sahifelerini de yiyesim geliyor.'

Üstadımız Hacı Hasan Efendi (k.s) buyurdular ki: 'Fena fi’l-ihvan, fena fi’ş-şeyh olanlar, birbirini canı gibi seven, üstazına saygı duyanlar, veli menkıbelerine; Rasûlullah (s.a.v.)’ın aşkından yananlar Hadis-i Şeriflere, fenafillah olan Hakk sevgilileri de Kitab-ı Kerim’e çokca muhabbet ederler.' Bizler de, Rabbimizin lütfu keremiyle, Allah’a vuslata vesile olan bu makamları geçerek, Kur’an ve namaza aşık olalım. Kulağımızı, gözümüzü, kalbimizi isyandan muhafaza ederek, O’na layık kul olmaya gayret edelim. 'Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına gitme. Çünkü kulak, göz, gönül bunların her birinden sorumludur.' (İsra: 36)

Bir seferden dönmüştüm. Kimseyle meşgul olacak bir hâlim yoktu. İç alemime dalmıştım. Bu esnada yakınlarımızdan birinin evine davet edildik. Yersiz konuşmalar oldu, hiç razı olmadım. Ortaya bir meddah attılar, 'Bu adam taklid edeceği kimseyle helalleşmiş.' deyip yersiz tavırlarda bulundular. Eve çok mahzun döndüm. Sabaha kadar dedem Şeyh Mustafa Efendi (k.s)’nin şu dörtlüğü hatırımda canlandı:

 

Elden bize ne lazım

Gıybet etmeyin gözüm

Ağarsın iki yüzün

Siyah yüzü sevmezem

Sami Ramazanoğlu (k.s), huzuruna gelen kişi altmış yaşında biri de olsa, eğer Kur’an okumayı bilmiyorsa: 'Bir elif cüzü alalım, öğrenelim Kur’an-ı Azîmü’ş-şan’ı.' buyururlardı. Üstadımızın 'Musahabe' adlı eserlerinde Kur’an’a ait bilgiler çokça yeralmaktadır. Lütfen okuyalım!

İlkokulu yeni bitirmiştim. Veladet kandilinde, Hacı Hasan Efendimizle Sami Efendimiz (k.s)’in İstanbul’da sohbetine katıldık. Yanlarına oturma bahtiyarlığını Rabbim lütfetti bize. Ceketimi Üstâz-ı Âli’mizin hırka-i saadetlerinin altına koydular. Meleklerin katıldığı bu güzide mecliste, cezbeli bir hafızın aşka gelip, sesini son haddine kadar yükseltip aşr-ı şerif okuması, cemaatin de mest ü hayran kalması hiç çıkmaz hatırımdan. Sami Efendimiz (k.s), Kur’an okuyanları yüksek bir mahalle çıkartıp, ellerini dizlerinin üzerine koyup huzurla dinlerlerdi.

Kur’an’ın Doyumsuz Tadı

Kayseri’li Halil İbrahim Amcanın yıkık, karanlık, mahrum hanesine, Allah’ın feyzini, aşkını, muhabbetini tatmak için gidildiğinde, ziyaretçilerine hep Kur’an okutur; kendisi de büyük bir huşu, haz içinde dinlerdi Mevla’nın kelamını.

Bir dostumuz anlatmıştı: 'Teheccüd namazımızı dağ başında bir türbede kıldık. Sabah namazını kılmaya erken başladık. İmamımız Fatiha’dan sonra, Bakara Sûresini, iki yüz seksen altı ayeti okudu. Dizlerimizde canlılık, ruhumuzda zindelik hasıl oldu. Gözlerimiz ağlıyor, ciğerlerimiz dağlanıyor, kendimizi başka alemlerde hissediyorduk. Bir de ne görelim, ne kadar hayvanat varsa çevremizi kaplamış, rengarenk kuşlar cıvıl cıvıl, Allah diye ötüyordu.'

Üseyd b. Hudayr (r.a), geceleyin Bakara Sûresini okurken atı yanı başında bağlıydı. At şahlandı. Üseyd (r.a) Kur’an okumayı kesince at sakinleşti. Yine okudu, at yine şahlandı. Sustu yine sakinleşti. Sonra tekrar okudu, yine şahlandı. Bunun üzerine okumaktan vazgeçti. Atın, oğlu Yahya’ya zarar vermesinden çekindi. Gözünü göğe kaldırdı, bir de ne görsün, içi kandillere benzeyen parlak şeylerle dopdolu olan sis bulutu. Sabahleyin hadiseyi Efendimiz (s.a.v)’e anlatınca Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu. 'İşte onlar sesini dinlemek için yaklaşan meleklerdi. Eğer devam edip sabaha kadar okusaydın, onlar da oradan uzaklaşmazlardı ve insanlar onlara bakıp (onları) rahatlıkla seyrederlerdi.'

Beylerbeyi’nden Naci Özmine anlattı: 'Medine’de yıllarca kalan, tedavi olmak için İstanbul’a gelen Hafız Tahir Efendi bizde misafirdi. Sami Ramazanoğlu (k.s) evimizi şereflendirdi. Sohbeti müteakip Hafız Tahir Efendi’ye Kur’an okuttular. Öyle bir aşk, cezbe zuhur etti ki hepimiz yandık tüttük. Bir de ne göreyim evin tavanı göçtü, yıldızlar görünüyor. Sonra öğrendim ki, Fahr-i Kainat’ın ruhaniyeti iştirak etmiş, ona ikram için ev bark da tazime durmuş.'

Esad-ı Erbili (k.s)’nin dergahında sürekli Kur’an okunur, meczup, aşık kullardan biri, 'Yanlış okundu.' diye ikaz edermiş. 'Nereden biliyorsun hatayı?' dediklerinde, 'Levh-i Mahfuza bakıyorum, nur bir ara kayboluyor da ondan.' dermiş. Cafer-i Sadık (k.s) (ö. 148/766) Kur’an okur. Manasını tefekkür eder. Anlayamadığı hususlarda müşkilini Rabbimizden sorardı.

Bayezid (k.s), Kur’an ve Hadislerde izaha muhtaç konuları, Rasûlullah (s.a.v)’ın ruhaniyetiyle buluşarak hallederdi. Bizzat Fahr-i Kainatla açıktan görüşür, bu süre üç günü geçerse, imanından şüphe ederdi.

Muhammed Baki (k.s) her gece Kur’an-ı Kerim’i hatmeyler, teheccüd namazını kılar, evrat ve ezkarını yapar, sabah namazını da kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar 21 Yasin-i Şerif okurdu. Güneş doğunca da, 'Ya Rab! Geceler ne tez geçiyor.' derdi.

Peygamberimiz (s.a.v)’den Ebu Hureyre (r.a) şöyle rivayet etmiştir: 'Kim Allah’ın kitabından bir ayet dinlerse, Allah ona kat kat sevap yazar. Kim onu okursa, kıyamet gününde o, onun için bir nur olur.' 'Kur’an bir zenginliktir. Ondan sonra fakirlik olmaz. Ondan başka zenginlik de yoktur.'

Sehl b. Muaz el-Cühenî, babasından (r.a) rivayet ettiğine göre, Aleyhissalat ü vesselam Efendimiz şöyle buyurdular: 'Kim Kur’an okuyup da onunla amel ederse, kıyamet gününde babasının başına ışığı dünya evlerindeki güneşin ziyasından daha parlak bir taç giydirilir. Varın, Kur’an’la bizzat amel edenin ışığı nasıl olacak, bir düşünün.'

Cibrîl-i Emin vasıtasıyla, Allah tarafından Peygamberimiz (s.a.v)’e gönderilen bu İlahi kitap hakkında asla şüpheye düşülmez. 'Bu Kur’an Allah’tandır. Başkası tarafından uydurulamaz. Ancak o, önündekini doğrulayan ve o kitabı açıklayıcı olarak Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Bunda hiç şüphe yoktur.' (Yunus: 37)

Bize bu Kur’an, Hakk’tan, Küfre, şirke, nifaka, her türlü isyana düşmemek için gelmiştir. 'Elif, Lâm, Râ. Bir kitap Sana indirdik ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan nura çıkarasın. Doğruca o yüce ve övgüye lâyık olanın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.' (İbrahim: 1)

Allah (c.c) korusun, 'Semi’na ve asayna.' duyduk ve isyan ettik diyen zümreden olmak yerine, bizi. 'Semi’na ve ata’na.” duyduk ve itaat ettik diyen kullardan kılmasını dileriz O’ndan. 'Sadece işitmesi olanlar davete icabet eder. (Ölü gibi duygusu olmayanlar değil.)' (En’am: 36)

Kırk yıl Kur’an’la konuşan şerefli hatun, bu kitaptan daha güzel bir kelam bulamadığı için böyle konuşmuştur. 'Allah sözün en güzelini, ikişerli (uyumlu ve ahenkli) bir kitap olarak indirdi.' (Zümer: 23)

Dünyaca meşhur bir müzik sanatçısı, Muhammed Hamidullah’a: 'Kur’an’ı inceledim, diğerlerindeki fesahat ve belagata (eşsiz sanata) yalnız bir kelime uymuyor.' der. O da, Bakara Sûresinin sonundaki 'Tüehizna' kelimesidir. Bu kelimenin 'Tüâhizna' olduğunu öğrenince hakkı teslim ederek, Kur’an’ın eşsiz üstünlüğü karşısında hayranlığını gizleyemez.

Maddi ve mânevî dertlere şifa, bunalan, daralan gönüllere safadır bu Kur’an. 'Ey insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet geldi.' (Yunus: 57)

Tırnak kesiminden tutun da, ev hayatına, ticaret ve gök cisimlerine, yer altı ve yer üstü kaynaklarına kadar her şeyi haber verir bu muazzam Kitab-ı Kerim. 'Yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, o, her şeyi açıklayan kitapta bulunmasın.' (Enâm: 59)

Sadece Hatırlatmak İçin Birkaç Misal

Bir hocaya adamın biri, her şeyi yazan bu kitap, bir çuval undan ne kadar ekmek çıktığını da yazıyor mu? der. Hocaefendi, adamın elinden tutup fırıncıya götürür: 'Bir çuval undan ne kadar ekmek çıkar fırıncı baba?' diye sorar. O da: 'Yirmi tane ekmek.' der ve hoca efendi şu ayeti okur: 'Bilmiyorsanız ilim sahiplerine (iyi bilene) sorun.' (Nahl: 43)

İndiana Üniversitesi mikrobiyoloji profesörü Carl Filiersmans: “Modern biyoloji, canlıların asla evrimle ortaya çıkmadıklarını ispatlamakla, Allah’ın üstün yaratışına şahit olur.” der. Yeri göğü bir plan dahilinde yaratan hâlik-i zülcelali inkar, akıl kârı değildir. 'Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök hâlinde düzenleyen O’dur. O, her şeyi hakkıyla bilendir.' (Bakara: 29)

Bilim yokluk kavramını ancak sıfır hacmindeki noktayla tanımlar. Sıfır hacmindeki nokta yokluk anlamına geldiğine göre, kainat da yoktan varolmuştur. 'O, göklerin ve yerin örneksiz yaratıcısıdır. Bir işi yapmayı isteyince ona yalnız 'ol' der. O da oluverir.' (Bakara: 117)

Işığı on altı milyar yıl sonra gelen 'kuasar' adı verilen gök cisminden tutun da, içinde güneş gibi iki yüz milyon yıldız barındıran samanyolu galaksisi ve sayılamayacak kadar çok, yaklaşık iki yüz milyar galaksiyi en küçük zaman biriminde yaratan hiç şüphesiz Allah Teâlâ’dır. 'Big Bang' dedikleri söze, Dr. Allan Sandage, bilim Allah’a götürüyor diyerek, Kur’an-ı Azîmüşşandaki şu gerçeği ifade eder. 'O’nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece 'Ol' demektedir. O da oluverir.' (Yasin: 82)

Kur’an, diğer kitaplar gibi belli bir zamanla da sınırlı değildir. İleriye dönük birçok hususlara dikkat çeker Kur’an-ı Kerim. 'Hem binesiniz diye, hem de zînet olmak üzere atları, katırları ve merkepleri de yarattı ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratacak.' (Nahl: 8) Yerde, karada, denizde, havada bulunan, iki bin ellide hava trafiği diye sözü edilen ve nasıl olacağı bilinmeyen vasıtalara işaret eder bu muazzam Kitab-ı Kerim.

Her zaman olduğu gibi, bilhassa Ramazan-ı Şerif’te gece gündüz, manasını düşünerek, ahlakıyla ahlaklanarak, şükrünü eda ederek, huzurla okuyalım Kur’an-ı Kerim’i.

Peygamberimiz (s.a.v)’den Ebu Hureyre (r.a) şöyle nakletmiştir: 'Allah’ın evlerinden birinde toplanıp Allah’ın Kitabını okuyan, onu aralarında öğrenip öğreten hiçbir grup yoktur ki Allah, onların üzerlerine huzur indirmesin. Rahmet onları kaplamasın. Melekler onları kuşatmasın. Allah onları kendi katındakiler içinde anmasın.'

Efendimiz (s.a.v)‘den İbn Amr bin el-As (r.a) şöyle nakletmiştir: 'Kur’an’ı okuyup gereğince amel edene şöyle denir. Oku ve yüksel (Cennet derecelerine). Dünyada nasıl ağır ağır okumuşsan burada da böylece oku! Çünkü senin asıl makamın okuyacağın en son ayetin yanındadır.'

İbn Abbas (r.a)’dan Allah Rasûlü (s.a.v): 'Kur’an’dan bir ayet bilmeyen kimse, harap olmuş ev gibidir.' buyurmuşlardır.

 
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler