Kategoriler :
Alt Kategori :
Murakabe
Tarih : 14.09.2011 18:34:52
Okunma : 5511
Nefy ü İsbattan, Murakabe Dersine Geçiş

Gönül âleminde, tarifi mümkün olmayan bir genişleme, suyun üstündeki saman çöpü gibi kendisini kaybetme olur ve rabıta-i mürşidi yapmada zorlanma hâli zuhur ederse, nefessiz, yirmi bir tevhidi okumada bir rahatlık hissederse, derviş, mürşidinin izni ve himmetiylemurakabe dersine geçer. Hakk’ın feyzini, arada vasıta olmaksızın direkt arş-ı âzamdan içer. Murakabe esnasında kalbi açılmazsa -cereyanın kesildiği anda, jeneratörün devreye girdiği gibi- sâlik rabıta yapar. Açılma olduğu zaman gönlü tekrar murakabe haline döner.

Murakabe Dönemi

Her biri bir sema katında bulunan Peygamber’in, ayakları altında yeralan letâifle, yedi kat semayı geçip, O’ndan başka her şeyi yok farz ederek, Allah (c.c.)’ın her an kulunu gözetlediğini tefekkür etmektir murâkabe.

'Mirsâd', gözetleme demektir. 'Şüphesiz Rabbin gözetlemededir.' (Fecr: 14) Yine gözetleme ve kontrol manasına gelen 'rakîb' kelimesi de bu manayı içerir.

'Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.' (Nisa: 1) Fiiliniz, sözünüz, özünüz, niyetleriniz ve bütün hâliniz Cenâb-ı Hakk’a mâlumdur.

'Çünkü O, şüphesiz gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.' (Taha: 7) 'Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin özünü bilir. (Kendilerinin vakıf olamadıkları gizliliklerin hepsini bütün yönleriyle bilir.) Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve herşeyden haberdardır.' (Mülk: 13-14)

Cibril hadisinde geçen şu Hadîs-i Şerif, murakabeyi en güzel şekilde tanımlar. 'İhsan nedir?” sorusuna Server-i Âlem Efendimiz (s.a.v.): “Sanki O’nu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir.' buyurmuşlardır.

 Murâkabe Basamakları

 

1- Murâkabe-i Ehadiyyet:

Yedi kat sema yok bilinerek, kalp, Arş-ı Âzam’a açılır. Doya doya Allah’ın feyzi içilir. Bu esnada ‘İhlâs-ı Şerîf’in, anlamı düşünülür. Yoksa, Hallâc-ı Mansur (ö. 309/922) gibi ‘ene Allah’ der sâlik. Mânevî sarhoşluk hâlinde ve diğer murakabelerde de hatırlanır İhlâs-ı Şerif.

Hacı Hasan Efendi (k.s.)’nin ‘Murakabe-i Ehadiyyet’ dersini talim ettiği bir derviş nurlar içinde yanmaya başlar. Hâlinde gariplikler görülür. Meğer bu derviş, İhlas-ı Şerif’in anlamını düşünmediği için acaib hallere düşmüştür. Ne kutlu, mutlu bir insanmış ki, bir Cuma günü, işrak vakti, namaz kılarken, secdede ruhunu Allah’a teslim eder.

Ashâb-ı Suffe’de oturan bir âşık, murakabe hâlinde iken gönlüne inen feyizle yanmaya başlar. Tedavi için çok mürşid ve halifeleri görür. Nihayet Hacı Hasan Efendimiz (k.s.), 'Kalbini dünyalardan da geniş düşün.' deyince normal hâle gelir. Kalb öyle açılır ki, dünyalar da onun içinde kaybolur.

2- Murakabe-i Maiyyet:

'Ve her nerede olursanız, O sizinle beraberdir.' (Hadîd: 4) âyet-i kerîmesinin anlamı düşünülür bu derste.

Sâlik, Allah’ın kudretini, görmesini, duymasını, bilmesini her an canlı tutar kalbinde. Hacca adam götüren bir dostumuz anlatmıştı bize. 'Öyle bir andı ki, her bir hacıdan yüzer riyal alsam ruhları bile duymazdı. Ama Hacı Hasan Efendimiz (k.s.)’in, 'Her hâlimize vâkıf olan Cenâb-ı Hakk’dır.' tavsiyesini hatırladığım için, bu yolsuzluğa gitmedim. Hakk’dan korktum, bu çirkin edepsizliği yapmadım.'

Hacı Hasan Efendimiz (k.s.)’in sohbetinde yetişen bir kardeş, kendisine maaş veren akrabasının, 'Hiç kimse duymasın, sana çift maaş veriyorum her ay.' sözünü işitince, ellerini yüzüne kapatıp ağlar. 'Her hâlimize vâkıf olan Mevlâ’ya yarın ne cevap vereceğim.' der.

Postunun üzerinde Mevlâ’nın yüce kudretini tefekkür eden derviş, masasının başında, kasasında, işinde-gücünde, murakabesi, gözetlemesi altında bulunduğu Rabbimizin azametini düşünür ve emr-i İlâhinin dışına çıkmaz.

3- Murâkabe-i Akrabiyyet:

Bu derste, 'Ve Biz ona şah damarından daha yakınız.' (Kaf: 16) âyet-i celîlesinin manası tefekkür edilir. Gerek maiyyette (beraberlik), gerekse akrabiyyette, Allah’ın ilminin, duymasının ve görmesinin bize bizden daha yakın olduğu tefekkür edilir.

Sami Efendimiz (k.s.) Üstadımız (k.s.)’a bir kitap verir. Üstadımız (k.s.) kitabı açar açmaz karşısına, 'Ve Biz ona şah damarından daha yakınız.' ayet-i celilesi çıkar. Bir kısım ilim ehlinin, bu damarın sırtta olduğunu söylemesine karşın Sami Efendimiz (k.s.), 'Hayır hayır, Hasan Efendi! Bu damar kalbe en yakın olan, Hakk’ı bilen damardır.' buyururlar. Radar gibi Allah (c.c.) ile alaka kuran bir damardır bu damar. Adeta telsiz gibidir. Bu damar, Mevla’nın aşkıyla, şevkiyle, zikriyle, fikriyle tecellileriyle iletişim sağlayan bir nimet-i İlâhidir.

Bize bizden yakınsın

Görünmezsin hicap nedir?

Hicap engel, Hakk’dan gayri düşünce ve hazlardır. Seherde murakabe hâlinde olan bir derviş kalbinin üzerinde bir tabaka görür. Bu tabaka, akan feyzin gönle inmesine mani olur. Meğer o kimse akşam içtiği kahveyi Allah’ımızı unutarak içtiği için bu hâle düşmüştür.

Sen çıkınca aradan,

Kalır seni Yaradan.

4- Murâkabe-i Muhabbet:

Bu derste, 'Hem Allah onları sever (dünya ve ahiret hayırlarını murad eder), hem de onlar Allah’ı severler (itaatına koşar, isyandan kaçarlar).' (Maide: 54) İlâhî kelâmının anlamı düşünülür. 'Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak, ancak, azamet ve ikram sahibi Rabbinin Zâtı bâki kalacak.' (Rahman: 26-27) 'O’nun zâtından başka her şey helak olacaktır.' (Kasas: 88) âyetlerinin muhatabı, fenâ (kötü huyların yok olması) ve bekâ (güzel huyların elde edilmesi) hallerini yaşayan, 'Vâhidiyyet' (Allah’n zatına kavuşma) makamı da vardır. 'Ey kullarım! Bu gün size korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz.' (Zuhruf: 68) 'Haberiniz olsun ki iman edip de, güzel ameller işleyenler (farzları, nafileleri, Allah’ın rızasına uygun davranışları, hayra muvafık hareketleri yerine getirip ve şerden sakınmaları sebebiyle) işte onlar, halkın en hayırlısıdırlar. Onların mükafatları, Rableri katında, altlarından ırmaklar akan Adn Cennetleri’dir. İçlerinde ebedi olarak nimetleneceklerdir. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. Bu mükafat ve rıdvan ise, Rablerinden korkanlara mahsustur.' (Beyyine: 7-8) 'Allah’ı en çok tanıyanınız, Allah’tan en çok korkanınızdır. Ben ise O’ndan en çok korkanınızım.' buyuran Efendimiz (s.a.v.)’in haşyet duygusuna, Allah’ın azametinden titreyip, ürperme evsafına nail olmaktır asıl murâkabe.

Fenâ ve Bekâ

Ölünün dünyayı, mal ve evlâdı terk ettiği gibi, nefsâni arzulardan çıkmaktır fenafillah. Bekâ ise, Allah’ın zât ve sıfatlarında yok olmaktır. Her güzelin, O güzelden bir eser olduğunu müşahede ederek, müessire, Cemâl-i Mutlak’a geçip, âşık olup, Hakk’ın varlığında var olmaktır.

Tevhid Bahsi

Bütün murâkabe derslerinden sonra, 'Tasavvuf, aynı Tevhid’dir.' anlamının gereği olarak, 'Kelime-i Tevhid', soldan sağa, sağdan da sola hafifçe meylederek, tarif olunduğu şekilde okunur. Tevhid iki kısma ayrılmaktadır: Vücûdî ve şuhûdi. Vücûdî tevhîd dille ifade edilen tevhiddir. Şuhûdî tevhid ise zevkine erilerek gerçekleşir.

Murakabelerden sonra yapılan tevhid önemlidir. Zira, kişi murakabe dersine geçmiştir ancak bir an olur nefs-i emmareye düşebilir. Bu, ahlâkın değişmeyişi sebebiyle ve muhlas, vehbî olarak Hakk (c.c.) tarafından verilen hâle (herşeyi Allah için yapma seviyesine) gelinmediği içindir. Murakabe dersinin sonunda okunan tevhid ile nefsin yok edilemeyen hasletleri bir bir terkedilir.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler