Kategoriler :
Alt Kategori :
Günlük Yapılacak Evradı Ezkar
Tarih : 14.09.2011 18:16:03
Okunma : 14816
'Silsile-i Şerif'ten sonra yanık bir kalple, göz yaşlarıyla istiğfar-ı şerif okunur.

Doktor, hastasına ilaçlarını verirken, ne zaman kullanacağını da tembih eder. Aksi halde ilaçların pek tesiri olmaz. Evrad ü ezkarın çekilme zamanı da, değerini Peygamberimiz (s.a.v.)’in doğumundan alan, 'Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra, keyfiyeti meçhul olarak, Rabbimizin, her gün dünya semasına inerek: “Dua eden yok mu duası kabul edilecek; bir haceti olan yok mu isteği verilecek; istiğfar eden yok mu, günahları affolacak, bağışlanacak?' (Ebû Hüreyre (r.a.)’den) diye nida olunan seher vaktidir.

Sami Ramazanoğlu (k.s.): 'Seherde yapılmayan vazife, kazaya kalan oruç gibidir.' buyururlar. Rahmet-i İlâhînin yağdığı seher anındadır pîrân-i İzâm’ın gönüllere teveccühü, mânevî yardımı, Hakk’ın feyzini kalplere aktarması.

 Sâdık kullar, ateşin azabından, 'Seher vakitlerinde bağışlanma dileyenleri koru derler.' (Al-i İmran: 17)

Sâlihler, geceyi ibadetle geçirdikleri gibi, seher vakitleri de yatmaz, Cenâb-ı Hakk’dan kusurları için af talep ederler. Müttakiler, Hakk’dan korkup emrine uyup, nehyinden kaçarlar. 'Gecede pek az uyurlardı. Ve seher vakitleri onlar istiğfar ederlerdi.' (Zariyat: 17-18)

Hz. Yakub (a.s.)’un oğulları, babalarına: 'Ey babamız! Bizim için Allah’a istiğfar eyle. Biz gerçekten büyük günah işlemiştik.' dediler. Hz. Yakub (a.s.) da dedi ki: 'Sizin için Rabbime sonra istiğfar edeceğim. Şüphesiz O ğafurdur, rahimdir.' (Yusuf: 97-98) ayetlerinde Yakub (a.s.), oğullarına istiğfarı, duaların kabul olunacağı seher vaktine tehir etmiştir.

Seher, dört mevsim içinde, suların çağladığı, kuşların ötüştüğü, güllerin, çiçeklerin açtığı, tabiatın çimenlerle donatıldığı ilk bahar gibi kıymetlidir. Rabbi ile, maşûk-i hakikiyle mahrem olmak için âşıklar, seheri iple çekerler. Nihayetinde de, 'Geceler ne tez geçiyor Yâ Rab!' diye yakınırlar. Yunus’un:

'Dağlar ile taşlar ile

Çağırayım Mevlâm seni

Seherlerde kuşlar ile

Çağırayım Mevlâm seni.”

 

diye ifade ettiği zümredendir onlar.

Üstazımız, çocukluğundan itibaren pâk bir hayat geçirmesine rağmen, 'Yüz on bir istiğfarı tamamlayıncaya kadar hatalarım bitmiyor, karınca kadar işlediğim hata, gözüme Erciyes dağı gibi görünüyor.' buyururlardı. Bizim de Erciyes dağı gibi hatalarımız, karınca gibi görünmesin gözümüze.

Efendimiz (s.a.v.)’in son anlarında en çok okudukları; 'Sübhanallahi ve bihamdihi estağfirullahe ve etûbü ileyh.' duasını çokça okurlardı. Haşa günahı olduğundan değil, bize örnek olmak için. Allah’ın azametinden dolayı, 'Allah’ım! Seni hamd ile tesbih eder, hatalarım sebebiyle senden özür diler, sana yönelirim Rabbim.' diye yalvarırlardı.

'Hem de Allah’dan mağfiret dileyerek bütün hallerinizde sizi bağışlamasını isteyin. Çünkü Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.' (Müzzemmil: 20)

Peygamberimiz (s.a.v.): 'Israr ile (nedamet, pişmanlık ve azm ile) küçük günah yoktur. İstiğfar ile de büyük günah yoktur.' (Keşfü’l-Hafâ, 11, 490, 3071) 'Kim istiğfara devam ederse, Allah onun için her sıkıntıdan bir çıkış yolu, her kedere bir ferahlık ve çare kılar ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.' (Ebû Dâvud)

'Estağfirullah el-azîm' dendikten sonra, 'Kulun diyeceği (şu dua) istiğfarın efendisidir. Kim gönülden inanarak bunu gündüzün söylerse ve o gün akşam olmadan ölürse, o, cennet ehlinden olur. Kalpten inanarak bunu gece söyleyip de sabah olmadan o gece ölürse, yine o, cennet ehlinden olur.' (Buhari, Nesai ve Tirmizi) buyrulan 'Seyyidü’l-İstiğfar' bir adet okunur.

'Öyle ise şimdi iyi bil ki, Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Hem kendi günahın için, hem de mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için Allah’tan bağışlanma dile.' (Muhammed: 19) ayetindeki tevhid sırrına ermek, Peygamberimiz (s.a.v.)’in 'Kul, büyük günahlardan kaçınıp, tam bir ihlas içinde, 'Lâ ilâhe illallah' derse, arşa değin ona gök kapıları açılır.' (Tirmizi) 'Hiçbir amel 'lâ ilâhe illallah’'ı geçemez. O (silmedik) hiçbir günah bırakmaz.' hadis-i şeriflerindeki müjdeye nail olmak için 'Lâilâheillallahu’l-Melikü’l-Hakku’l-Mübîn.' tesbihi çekilir. Bir defa da, 'Muhammedü’r-Rasûlullahi Sadiku’l-Vadi’l-Emîn' denir.

'Salât ü Selâm', 'Allahümme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim' duası Peygamberimizle mânen irtibat kurularak okunur. 'Hiç şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat etmektedirler. Ey iman edenler! Siz de O’na salat edin ve tam teslimiyetle O’na selam verin.' (Ahzab: 56) 'Kim bana bir kere salavat-ı şerife getirirse, Allah ona on salat eder (rahmet eder, onun) on günahını siler, (onu) on derece de yükseltir.' (Nesâî) 'Kıyamet gününde bana en yakın olacak kişi, bana en çok salat ü selam getirendir.' buyurur Nebiler Nebisi (s.a.v.). İmam Şa’rânî (k.s.): 'Salât ü Selâm’a çokça devam edenler, Rasûlullah (s.a.v.)’ı evvela rüyada, sonra da açıktan görürler.' der.

Ahmed er Rufâî (k.s.) (ö. 578/1182), Rasûlullah (s.a.v.)’ı rüyasında görmediği gün, tecdîd-i iman ve tecdîd-i nikahla, yeniden iman ve nikahını tazelerdi. İçinde bulunmuş olduğu yüksek Peygamber (s.a.v.) aşkı ve bağlılığı kendisinde böyle bir hassasiyet oluşturmuştu.

Adetleri belirtilen istiğfar, tevhid ve salat ü selam’dan sonra üç İhlas, bir Felak, bir Nâs sûresi, Allahümme salli ve Fâtiha-i Şerif’e okunur. Hasıl olan sevap, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ruh-i tayyibelerine, ehline, ashabına, pîrân-i izâmın ruhlarına gönderilir. sâlikin hâline göre, 'Allah' Lafza-i Celâli talim edilir.

Dinin ve bu münevver yolun tasdik ettiği, Allah’ın hayırlı kulundan vazife alınır. Emredilmeyen kimsenin yaptığı tarife, verdiği ezkâra, şeytanın hilesi karışır. Tasdik olunan icazetli bir kimse ise, dersleri, zikirleri nuruyla verdiği için şeytan asla yaklaşamaz. Kendi kendimize tatbik etmemiz son derece sakıncalıdır. Verilen evradın dışında istiğfar, tevhid, salat ü selam ve sair zikirler, sayı tayin etmeden okunur. Kur’an-ı Kerim’le, hadis-i şerifler ve nafile taatlerle gecemizi-gündüzümüzü, bütün vakitlerimizi ihya etmeye çalışırız.

Verilen evrat ve ezkarın yapılmamasında bir sorumluluk var mı? diyenlere cevabımız: 'Münafığın üç alameti vardır. Söylerse yalan söyler. Verdiği söze muhâlif davranır (sözünde durmaz). Emanete hiyanet eder.' Hadis-i Şerif’idir. Alınan ders, bir ahit, bir sözleşmedir. Riayetsizlik bizi, amelde nifaka götürür Allah korusun.

Seherde yapılamayan vazife, gündüz de yapılır. Hepsini bir anda yapmak mümkün olmazsa, ara ara da yapılabilir. Görev alınırken niyetimiz, 'Bu aldığım ders vasıtasıyla ben, Rabbime kavuşacağım.' olmalı. Atılan adımdan asla dönülmemeli. 'İki günü denk olan ziyandadır.' Hadis-i Nebevi’sine kulak vererek daha ileriye adım atmalı. Mecnun nasıl, Leyla’nın çadırına varıncaya kadar durup-dinlenmedi ise, biz de aynen onun gibi bedenle yaptığımız taatle, gece-gündüz yolumuza devam etmeliyiz. O çadıra vardıktan sonra da, bedenimiz ruhumuza dahil olarak irfan semasına uçmalıyız.

Yapılan Vazifede Haz ve Huzurun

Bulunmamasına Sebep Şunlardır:

1- Şer’î görevlerdeki kusurlar.

2- Dünyanın geçici zevklerine duyulan ilgi.

3- Kalbi fesat insanlarla düşüp kalkma.

İbadet, sırf Mevla rızası için yapılır. Şer’î edeplerde kusurumuz yoksa, bundan keder edilmez.

Şâh-ı Abdullah Dehlevî (k.s.), (ö. 1240-1824) Mazhar-ı Can Canan Hazretlerine söylediği: 'Oğlum! Burası tuzsuz taş yalamaktır.' sözüyle, güzel rüyaya, kalplerden geçenleri bilmeye, keşif ve keramete meyletmemeyi öğütler. Keramet bir veli için puan kaybıdır. Yol, keramet yolu değil, istakâmet yoludur.

Cüneydi Bağdâdî (k.s.): 'İki ışıkla yürürüz. Sağ elimizde Kur’an, diğer elimizde de sünnet-i seniyye.' der.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler