Kategoriler :
Alt Kategori :
Fena Halleri
Tarih : 14.09.2011 18:06:30
Okunma : 2761
Fenâ, yok olmak; kötü ahlaktan güzel ahlaka geçmektir. Allah’ın halk etmesiyle dünyaya, olgunluğun son sınırı olan, 'Ey huzur içinde olan nefis! Sen Rabbinden razı, O da senden razı olarak Rabbine dön.' (Fecr: 27-28) hitabındaki hâl ile Allah’a kavuşmaktır fena.

1. Fenâ fi’l-İhvan

Allah’a vuslatın, kavuşmanın yollarını açmak için evvela: 'İyilik ve takva üzere yardımlaşın da, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.' (Maide: 2) âyetinde ifade edilen salihlerle, Yusuf (a.s.)’un: 'Benim ruhumu Müslüman olarak al ve bizi salihler arasına kat.' (Yusuf: 101) duasında istenen hayırlı kimselerle bulunmak gerekir ki bu, fenâ fi’l-ihvan hâlidir.

Hasan Türkmenoğlu Hocamız (İpek Hoca) (ö. 2002): “Verdiğim bir kısım (diş, nikah vs.) fetvalardan dolayı, Efendim beni öyle ikaz etti ki döğecek zannettim.” derdi. Asıl dost, bizi Ahiret’te, mesul olacağımız hatalardan dolayı irşad eden kimsedir. Develi ilçesine bağlı Tombaklı köyünden, H. Ahmet Yalçın Efendi bize: 'Üstadımın bana verdiği öğüt ciltler dolusu kitap olurdu.' derdi. Şeyh Mustafa Hulusi (k.s.)’nin bir grup evladı aralarında şöyle bir ahid yaparlar. 'Hangimiz hata ederse, bir diğeri onu ikaz etsin.' Sırtımızı sıvazlayıp yüzümüze gülenden, bize bol müjdeler veren kimselerdense -Hasan-ı Basri (k.s.)’nin dediği gibi- ahiret ahvali hakkında, ciğerlerimizi sökercesine nasihat edenler daha üstündür. Asıl kardeş de onlardır. Unutmayalım! Dünya kardeşi değil, âhiret kardeşi olalım. İhtiyaç ânında ister dünya, ister ahiret olsun, kardeşini kendisine tercih eden bahtiyar zümreden olalım.

2. Fenâ fi’ş-Şeyh

Bize, Efendimiz (s.a.v)’in ve Cenab-ı Hakk’ın sevgisini aşılayan Nebilerin varisleriyle hemhâl olmak, fenâ fi’ş-şeyh olmaktır. 'Hidayet eyle bizi doğru yola! O, kendilerine nimet verdiğin mesutların yoluna.' (Fatiha: 6-7) buyrulan seçkin kulların sevgisine nail olmaktır fenâ fi’ş-şeyh hâli. 'Her kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet ihsan ettiği Peygamberler, dosdoğru kişiler, şehitler ve salihlerle birliktedirler. Bunlar ise ne güzel arkadaştır.' (Nisa: 69) Üstazımız sohbetlerinde: “Menkıbelerden, evliya ve asfiyanın hallerinden fenafi’l-ihvan ve fenafi’ş-şeyh olanlar çok istifade ederler; fenafi’r-Rasûl olanlar da hadis-i şeriflerden zevk duyarlar; Kur’an-ı Kerim okumaktan ise fenafi’llah olanlar haz alırlar.” buyurdular.

Emir Sultan (k.s.) (ö. 833/1429)’ın halifelerinden -aynı zaman da üçlerden olan Ace baba- Ace Sultan sürekli, efendilerinin kerametlerinden anlatarak çok büyük bir neşeye gark olur. 'Salihler anıldığı zaman, Allah’ın rahmeti yağar.' buyurur Efendimiz (s.a.v).

Fenâ fi’ş-şeyh olmak, Hakk’ın boyasıyla boyanan, her an Mevla’ya dayanan, her âzâsından Rahmâni kokular gelen Mürşid-i Kâmil’in, Allah’ın emrine tâzimini ve sünnet-i seniyyeye uymasını, riayetini hayatımızda yaşamaktır. Şeklini hatırlamaktan maksat, her fırsatta, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ve Zât-ı Kibriya’nın sevgisini, tavsiyesini yerine getirmektir. Şeklinden ziyade onu bir nur olarak hatırlamak en güzel yoldur.

3. Fenâ fi’r-Rasûl

'Seni anamdan, babamdan çok seviyorum.' diyen Ömer (r.a.)’e, Efendimiz (s.a.v)’in: 'Beni kendi nefsinden, canından da fazla sevmedikçe imanda kemale eremezsin.' hadis-i şerifinin ve: 'Peygamber, mü’minler için canlarından daha sevgilidir.' (Ahzab: 6) hitab-ı İlâhîsinin mazharı olmaktır fenâ fi’r-Rasûl.

Mehmet Akif (ö. 1936)’in, 'Safahat'ında anlatılan bağrı yanık Seylan’lının, Rasûlüllah (s.a.v)’ın kabr-i saadetini kuşatan demir parmakçıkların önünde feryat ederek ruhunu Hakk’a teslim etmesi, Yaman Dede (ö. 1962)’nin, renginin atıp, duvara yaslı kalmasının sebebi olan, 'Hatırıma Peygamberimiz gelince kendimden geçiyorum.' sözü, fenafi’r-Rasûl hâlidir.

Değil insanlar, Sıddîk (r.a.)’in ayağını sokan yılan,  Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihâlinde, kafasını yerlere vura vura ölen deve, hutbe okurken üzerine çıktığı hurma kütüğünün, Efendimiz (s.a.v)’in firakıyla inlemesi, hep Rasûlüllah (s.a.v)’ın aşkındandır.

Konya’da yaşlı bir amca Üstadımız Hacı Hasan Efendi (k.s.)’nin çok hoşuna gider. Oradaki ilgili bir zât da onun hakkında şunları söyler. 'Dersini yapıp, murakabe hâlinde iken amca, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir kürsi üzerinde onun karşısında oturur.' Şeyh Mustafa Hulusi (k.s.) bir seher vakti postu üzerinde çok ağlar. Sebebi sorulduğunda, 'Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i gördüm. Yemyeşil bir kürsinin üzerinden aşağıya indi, alnımdan öpüp kucakladı beni.' der. Sami Ramazanoğlu (k.s.)’nun iki yerde renklerinin değiştiği söylenir: Biri, Üstazı Esad-ı Erbili (k.s.) anıldığında, diğeri de Ravza-i Pâki Nebi’de, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in mescidinde.

Efendimiz (s.a.v.)’e çok âşık bir kardeşimize Nebiler Nebisi (s.a.v.), 'Yüzümdeki nûra tahammül edemezsin ama mühr-ü saadetime bak.' buyururlar. Onda yok olmak bütün gayretiyle sünneti seniyyesine uymakla gerçekleşir.

4. Fenâ Fillah

Bütün eşyayı, Yunusça, yaratandan dolayı sevmek, Hakk’ı bulup halka hizmet etmek, 'İman edenlerin Allah’a sevgisi daha kuvvetlidir.' (Bakara: 165) hitabına erişmek fenâ fi’llah makamıdır.

'İştiyakım, arzum, isteğim, aşkım Allah (c.c.)’adır.' buyuran Server-i Kainat (s.a.v)’a, irtihâlinde, 'Kıyamete kadar yaşaya da bilirsin, şu anda emr-i Hakk zuhur da edebilir.' denildiğinde, 'Ümmetimden ayrılmak zor ama, Rabbime kavuşmaya can atıyorum.' buyurarak Allah’a olan özlemini ifade eder.

Muhyiddin-i Arabi (k.s.) (ö. 638/1240): 'Allah’a olan aşkım, yedi kat semaya dökülse, sema kurşun gibi erir.' der.

Ebü’l-Hasen Harakani (k.s.) (ö. 425/1033): 'Cenab-ı Hakk, kırk yıldır gönlüme nazar eder de, kendi aşkından başka bir şey göremez.' der.

Muhammed Baki (k.s) (ö. 1014/1605), bir gecede Kur’an’ı hatmeder; sabah namazına kadar ibadetle meşgul olur; güneş doğana kadar yirmi bir Yasin-i Şerif okur, sonra da ellerini arşa kaldırarak: 'Geceler ne çabuk geçiyor, yâ Rab!' diyerek Mevla’nın aşkına doyamadığını ifade eder. “Ariflerden bir zata, ‘fenafi’r-Râsûl’ hâlinden anlatır mısınız?' denilince, 'Biz, kendimizde fâni olamadık ki, fenafi’r-Rasûl olalım.' demişti. Yerden göğe kadar haklı bu zât. Peygamberimiz (s.a.v)’in: 'Göz açıp yumuncaya kadar, ondan da daha az bir zaman da olsa bizi nefsimize terk etme Ya Rab!' dua ve niyazlarını her an yerine getirerek Rabbimizin şu hitabına da kulak verelim: 'Onlar bir kusur işledikleri veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı anıp ve hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenlerdir.' (Al-i İmran: 135) Başta nefsimizin şerrinden kurtularak nefsi, mutmain, tamamen Mevla’nın emrine itaatkar bir hâle getirmeliyiz. Şeytanın iğvasına, aldatmalarına kanmayarak, Hâlikımızı zikretmeliyiz. 'Her ne zaman şeytandan bir vesvese sana dokunacak olursa hemen Allah’a sığın.' (Araf: 200)

Dünyanın âlâyişine, süsüne kapılıp, ahireti ve oradaki güzellikleri, Allah’ın lutfedeceği nimetleri unutmamalıyız. 'Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.' (A’lâ: 16-17) 'Kişi arkadaşının dini (ahlakı) üzeredir.' hadis-i şeriflerine dikkat ederek, konuşup-görüştüğümüz kimselerde iki özellik aramalıyız: Ya zikrettirmeli, ya da Allah’ın yüce kudretini ve görevlerimizi fikrettirmeli, düşündürmeli. İnsanların kötü huylarından daima uzaklaşmalıyız. Aleyhisselat ü vesselam Efendimiz’in beyanlarına göre, zalimlerle göz göze gelmemiz bile kalbimizi yaralar. Nefsin emrini, şeytanın aldatmasını, dünyanın yersiz cazibesini terketmedikçe ve kötü sıfatlı insanların şerrinden emin olmadıkça fena hâline, yersiz duygulardan güzel duygulara, ahlak-ı Muhammediye’ye erişemeyiz.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler