Kategoriler :
Alt Kategori :
Mürşid-i Kamil'in Vasıfları - Firaset
Tarih : 14.09.2011 17:10:10
Okunma : 1822
İnce anlayış, sezgi, keşif ve ileri görüşlülük olarak tanımlanır firaset. 'Elbette bunda düşünce ve anlayışı olanlara deliller vardır.' (Hicr: 75) ayetinde belirtilen 'mütevessimin' kelimesi, firaset olarak tanımlanır hakikat ehline göre.

İnsanın fiziki yapısından ahlaki yönünü sezmek diye de tarif edilir firaset. Yahyalı’nın nahiye müdürü, yoldan geçen bir hocaya, 'Bu zat iki evli.' der. Sebebini: 'Adımlarını atışından anladım.' sözleriyle açıklar. Kılavuz Hafız diye maruf bir âşıka da, 'Vallahi bu zât, bin kişiye denktir.' senasında bulunur. 'Nerden bildiniz?' diyenlere: 'Etrafına bakmadan, ayaklarının ucuna nazar ederek, huzurlu yürüyüşünden fark ettim.' der.

'İlmü kıyafeti’l-eser'le Araplar, İslam’dan önce, ayak izlerinden, kişinin ahlaki yapısını haber verirlerdi. Efendimiz (s.a.v.), hicretlerinde, iz sürücünün delaletinden istifade etmişlerdir.

Firâset iki kısma ayrılır:

1- Riyazi
2- İlâhî

Riyazi metotla, aç kalarak bile isabetli tahminler yapanlar olmuştur. Hristiyanın biri aç kalmak suretiyle sihirbazlığa soyunur. Hâl ehli bir zat, 'Ben bu sihirbazı öldüreceğim.' diye eline silahını alıp kapıyı çalar. Hristiyan kapıyı açmaz. 'Elindeki silahı bırak da açayım.' der. Ehl-i hâl zat ona: 'Sen bu hâle nasıl eriştin?' der. O da, 'Nefsime zor geleni terk ederek.' diye cevap verir. Arif olan kişi: 'Nefsine İslam’ı teklif et, kabul edecek mi?' deyince: 'İslam’ı nefsime teklif ettim de kabul etti.' diyerek, Kelime-i Şehadet getirip Müslüman olur.

İlâhî firasetin, 'Ey iman edenler! Allah’a sığınıp korunursanız, O size, iyiyi kötüden ayırt eden furkan, bir ölçü verir.' (Enfal: 29) ayetinde, İlâhî bir nur olduğu beyan edilir. 'Mü’minin firasetinden sakınınız. Zira o Allah’ın nuruyla bakar.' (Suyûti, el-Camiu’s-Sağir, 1, 24) Münafıkların konuşma tarzından (Münafikun: 4), mü’minlerin secde eserinden (Feth: 29) tanınmaları, 'Onları simasından tanırsın.' (Bakara: 273) ayetleri, firasete işarettir. İlâhî firaset, sünnet-i seniyyeye uyan, nafile taatlerle Allah’a yaklaşan, gözünde, kulağında, elinde, ayağında nur olan kimselere hastır. Sehl b. Abdullah et-Tüsteri (k.s.) (ö. 273/887 veya 283/897), yoldan geçen bir kâfir için, 'Bu adamda iman nuru var.' buyurur. Yıllar sonra kâfire, bu söz hatırlatılınca, 'Kabrine gidelim, aynı sözü tekrarlarsa iman ederim.' der. Kabre vardıklarında, Efendi Hazretleri kabrinden kalkarak, 'Cennet ehli mi, yoksa cehennem ehli mi olmak daha iyidir?' deyince kafir, Kelime-i Şehadet’i getirerek Müslüman olur.

Hace Muhammed Baba Simâsi (k.s.) (v. 755), tabileriyle Muhammed Bahaeddin (k.s.)’in evinin yanından geçerken, 'Bu evden bize bir ârif, Allah erinin kokusu geliyor.' buyurur. Doğunca da bağrına basıp, 'Biz bunu şimdiden kabul ettik.' diyerek, onun ileride kemal ehli bir zât olacağını firasetleriyle haber verirler.

Es’ad Erbili (k.s.), Galata köprüsünden geçerken, o dönemde askerliğini yapmakta olan Sami Ramazanoğlu (k.s.)’nu görür ve ona, 'Makamımıza geçecek olan asker geliyor mu?' buyurarak, Allah’ın kalplerine bahşettiği irfan nuruyla, bu sırrı keşfeder.

Adana’dan iki kişi, İstanbul’a Es’ad-ı Erbili (k.s.)’yi ziyarete gelir. Hizmette bulunan Sami Efendimiz (k.s.) için birbirlerine, 'Bu delikanlı kim?' derler. Adana’dan denince, 'Belki doğum yeri Adana olabilir ama edebine, ahlakına bakılacak olursa bu delikanlı, Medineli.' diye övgüde bulunurlar.

Söylenildiğine göre, üstazının huzuruna, gusül abdesti almadan çıkmazlarmış. Şimdi ise, sandalyelerde ayak ayak üstüne atan kimselere de tesadüf edilebiliyor.

 Es’ad-ı Erbili (k.s.), büyük bir cemaatin huzurunda, 'Melek görmek ister misiniz?' deyince, 'Evet' derler. Pir Efendimiz de, 'O melek Adana’lı Sami evladımız.' buyururlar. Sami Efendimiz (k.s.) konvoy hâlinde Niğde’den Adana’ya giderlerken; trafik memuru, geriden takip eden arabayı durdurur ve, “Allah için söyleyin, önde giden taksideki zat, peygamber miydi yoksa melek miydi?' diye sorarak şaşkınlığını ifade eder.

Biz, Kayseri imam Hatip Okulunda okurken, Hacı Hasan Efendimiz (k.s.) teşrif ettiler okulumuzu. Arapça hocamız Süleyman Uğur Bey, üstazımızı görünce, birden afallar, 'Bu zat-ı âlî kim?' der. Daha sonra girdiği bütün sınıflarda, Yahyalı’lı öğrencilere seslenerek, 'Sizin memleketinizden bir kâmil veli gördüm, ona son derece saygı gösterin.' der.

Efendimiz (s.a.v.): 'Cenâb-ı Hakk’ın velileri onlardır ki, görüldüklerinde Allah (c.c.) hatıra gelir.' buyurur. Hayız hâlinin bitimini öğrenmekten utanan bir kadın, İmâm-ı Azam (rh.a.) (ö. 150/767)’ın önüne, yarısı beyaz, bir yarısı da ala bula olan bir elmayı bırakır, gider. Hz. İmam (rh.a.) da, tamamen temizlenmeyi ifade için, elmayı ikiye bölüp kadına vererek yüksek firasetini ortaya koyar.

Esadı Erbili (k.s.): 'Firaset, kerametten üstündür.' buyurur. Nefsini mutmain, tamamen Hakk’ın emrine itaat eden bir makama eriştiren; ruhunu geliş gayesine uygun bir hareketle kemâle ulaştıran; malını ve bedenini, her şeyini Rabbimize feda eden salih kullar ancak gerçek firasete, ince anlayışa nail olurlar.

Yahyalı’nın Elmabağ köyünde; bakımlı, güzel, yemyeşil bir bahçede, suların şırıl şırıl aktığı, kuşların öttüğü bir anda Üstazımız, kendisini ziyarete gelenlere sohbet buyuracaklardı. Tam karşılarında da kimseden rencide olmamalarına rağmen ahlakî bakımdan kötü bir adam oturuyordu. Bize yapacakları sohbetin mâneviyatını zedeler düşüncesiyle endişelendim. Onu incitmeden kaldırayım dedim. Bahçenin bir tarafı güneşli diğer tarafı gölgeli idi. Adam güneşli tarafta oturuyordu. 'Amca güneşli tarafta oturuyorsun gölgeye gel.' dedim. Efendimiz de bu ince anlayışı sezerek: 'Evladımız doğru söylüyor, şöyle gölgeye gelin.' buyurdular.
Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler