Kategoriler :
Alt Kategori :
Mürşid-i Kamil'in Vasıfları
Tarih : 14.09.2011 17:04:31
Okunma : 1651
'Bu yol keramet yolu değil, istikamet yoludur.' Yunus Emre’nin: 'Bu kapıdan odunun da eğrisi girmez.' düsturunca, insanları eğiten bu mektebin mürebbilerinin bariz sıfatı istikamettir. Nebiyyi Muhterem (s.a.v.)’in saç ve sakallarını ağartan; namaz, oruç, hac ve zekat ayetlerinden ziyade, 'O halde emrolunduğun gibi dosdoğru ol.' (Hud: 112) ayet-i celîlesi olmuştur.

Bir kimsenin hayatı boyunca emr-i İlahi’ye aykırı bir davranışta bulunmadan takip ettiği yoldur istikamet. Ümmilerin intisabı kolay ama seyr ü sülûku (mânen yükselmesi, Allah’a vuslatı) zordur. Âlimlerin intisabı zor da olsa ‘seyr ü sülûku’ kolaydır. İlim nurdan bir perdedir. Nefsine tâbi olanlar bu perdeyi zor yırtarlar. Fakat, teslim olunca da şer’-i mübin’e riayet ettikleri için kolayca mesafe katedip Hakk’a ulaşırlar.

Hâce Muhammed Bahâuddîn Nakşbend (k.s.) (ö. 791-1389): 'Bu yol akreb (hedefe en çabuk ulaştıran) yoldur.' der. Allah (c.c.)’a; üç, yedi, nihayet kırk gün gibi kısa zamanda eriştirir. Gelibolu’da askerlik yapan, Kadirî mensubu, kutb-ı cihan, Yahyalı’yı2 irşad ve ıslahıyla yaşanacak bir belde hâline getiren, mânevî mimar Yahya Efendi (k.s.), nefsini bir türlü ıslah edemez. Bu hâle taaccüp eden üstazı, mürakabe hâlinde iken onun üzerinde bir kul hakkı olduğunu müşahede eder. 'Yahya Efendi! Nefsinizi ne kadar  ezmeye çalışsam muvaffak olamıyorum. Nefsiniz yılan gibi ayağa kalkıyor.' deyince, Yahya Efendi, Gelibolu’dan yola çıkar memleketine gelir, üzerinde hakkı olan hanımıyla helalleşir ve nefsi kısa sürede ıslah olur.

Şeyh Mustafa Hulusi (k.s.), az bir zamanda terakki edip icazet alınca dergâh-i Esad’dan, bu hâle hayret edenlere üstazı şu cevabı verir: “Evladımız, emr-i İlahi’ye son derece riayetiyle öyle bir ocak kurmuş ki; bir kibrite ihtiyacı var, onu da yakmayalım mı?” İrtihâlinde raziyye ve merziyye* makamlarını (kendileri Allah’tan, Allah’ın da kendilerinden hoşnut olduğu mertebeyi) ve cennet-i alaya girişi beyan eden Fecr sûresinin son ayetlerini okur. Kabre girince de melekler: 'Biz bu zâta ne sual sorabiliriz ki, bu ay Receb-i Şerif, Üstazı başında, kendisi de ilmiyle âmil biri.' deyip onu, Rasûlullah (s.a.v.)’ın sohbet halkasına, cennet ve Cemâl’e ısmarlayıp giderler.
 
Nefs-i Emmâre sâhibi, işlediği hatayı günah saymayan, yaptığnı hata olarak bilse bile korkusuzca hareket eden kişidir. İçtiği sigaraya, nimet olarak verilen nefesleri heba ettiğine aldırış etmeyen kimsedir o. Allah korusun yüzde doksanı imansız giden bu insanlara ne kadar da nasihat edilse söylenilenin tesiri olmaz. Biz sigarayı misal olarak verdik; bu husus diğer haramlarla kıyas edilebilir.

Sigara mübtelası yaptığı hatadan dolayı kendini ayıplarsa bunlar Nefs-i Levvâme sıfatında olanlardır. “Ne kadar fena bir adamım bir türlü içkiden, kumardan, zinadan ve her türlü hayasızlıktan kurtulamıyorum.” diye yakınır durur. Tevbe ederse, umulur ki Mevlamız af ve mağfiret eder.

İçtiği sigaranın küllerini de yiyecek kadar sigaraya meyyal ancak Allah korkusundan menhiyata meyil etmiyor, hata ve kusur işlemiyorsa bu kişiler Nefs-i Mülhime sahipleridir. Bu mertebede olan mülhime sahipleri günahından ağlar-sızlar, bir de bakarsın gafletle güler-eğlenir. Dün ağlayan kimdi bugün eğlenen kim? Mülhime sahiplerinin kalbini bazan nur bazan da zulmet kaplar. Bir kararda durmaz; tevbe eder, gönlünde tekrar isyana meyil başlar.

Nefs-i Mutmainne sahipleri, Cenab-ı Hakk (c.c.)’ın Musa (a.s.)’ya konuştuğu gibi Allah’tan gelen hitaba nâil olan gönül erleri, Hakk’ın dostlarıdır. Günahlarından, hatalarından bile geçmişlerdir. Üstadımız Hacı Hasan Efendi (k.s.) (ö. 1914-1987)’nin anneleri gibi mustakîm olur onlar. “Hamilelik devresinde ete ihtiyacım, şiddetle muhabbetim olduğu anda deseler ki bana, bu et haramdır, helal et de olsa benim gözüme köpek eti gibi gelir, tiksinirim o gıdadan.” der Aişe annemiz (r.anha).

Kader oluğundan akan, yılan veya akreb ne olursa olsun Hakk’dan Dost’tan, geldi der; lütfun da hoş, kahrın da hoş der Nefs-i Râziyye ashabı. Şikayet edip, taşkınlık gösterip feryat etmez hiçbir zaman. Şikayet etmemek ona zevk olur bu makamda.

Allah’tan gelene rıza gösteren salih kullardan Mevla razı olur bu hâli ile Nefs-i Merzıyye sıfatına erişir sadık kul.

Nefsi râziye ve merzıye makamlarına gelen kişi bundan sonra rûhi olgunluğunu tamamlayarak Nefs-i Kâmileye makamına erer.

____________________

*Nefsin Basamakları

Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler