Sanal Kütüphane > Tasavvuf > Hakkı Seven Aşıklar > Melek Huylu Sultan Sami RAMAZANOĞLU (ks)
Kategoriler :
Alt Kategori :
Melek Huylu Sultan Sami RAMAZANOĞLU (ks)
Tarih : 25.01.2016 21:43:02
Okunma : 448
Kaybolup da bulunan eşyasını, bir başkasının da böyle bir yitiği olur diye almayan, satın alınmak istenen evin pazarlığına yalan karıştı diye alınmasına izin vermeyen, muamele ehlinin öncüsü, müttakî, vâris-i enbiyâ idi o.

O, Kalbi Nûrla Dolu Bir Velîydi

Kardeşlerimiz Yeni Dünya Dergisi’nde yayınlanmak üzere, Sami Ramazanoğlu (ks) hakkında bizden yazı istediler. “Ne yazabilirim?” diye bir hayli düşündüm. Camide sabah evradını okurken, gönlümde hâtıralar canlandı; duygulanıp gözümden yaşlar boşaldı. Elime kâğıdı-kalemi aldığımda âdetâ kâğıt-kalem dillendi, ben sustum.

Kalem, “Hakk’ın; zikriyle, fikriyle, sonsuz azametini tefekkürle ve kalbi nûrla dolu bir velî idi o.” deyip ekledi durdu. Bi-iznillah bu nûrla baktığı gönüller hep aydınlıktı. Nazarlarıyla ölü kalpler dirilirdi. Huzûruna gelenlerin isyanla kuruyan göz pınarları, dâima aşk-ı İlâhî ile kaynayıp, sel olup coşardı. Baktığı her eşyadan ders alıp ibretle seyrederdi âlemi. Kulaklar günah kirlerini atıp, kuru topraktan sesler duyardı. Belki de semâda melekler, su altında semekler (balıklar), ağaçlar, taşlar, hülâsa cümle mevcûdât onunla dilleşirdi. Çünkü Rabbimiz ona, Kevser Sûresi’nin sırrının tecellîsiyle çok, pek çok hediyeler vermişti. Veren cömert olduğu için o da istidatlı, kabiliyetli gönüllere bolca infak ederdi. Bileğini bileğine yapıştırıp, kalbini kalbine dayadığı kimsenin nazarında, dünya, zerre kadar kalır, kişi, mânevî okyanuslarda yüzerek Habîb-i Zîşân’ın ve Zât-ı Kibriyâ’nın aşkında fânî olur, Hâlik-ı Lemyezel’in ve Rasül-i Ekrem (sav)’in ahlâkıyla, edebiyle edeplenirdi.

O, İnsanların İrşadı İçin Diyar Diyar Dolaşırdı

Yaratılış sırrına ererek, insanları irşad için diyar diyar dolaşır, herkesin kaldıramayacağı dert ve ıstırabıyla ziyaretçilerine saatlerce sohbet ederdi. Gönüllerde öyle bir tesir bırakırdı ki, ona bakanlar; yönünü âhirete, Mevlâ’nın rızâsına, aşkına, muhabbetine çevirirdi. Onu seyre dalanların gözünde dünyanın bir toz kadar bile değeri kalmaz; elleri çalışır, kafaları işleri tespit eder ama kalpleri dâima Hakk’ı zikrederdi. İnsanlar onların ellerinden ve dillerinden zarar görmezdi artık.

Üstadımız hakkında bir bilgiye sahip olma düşüncesi ile yola çıkanlar, onun gönülden bağlılarını; yıkayıcı elinde ölü gibi teslim olan, her türlü sıkıntıya katlanan, ibâdette dâim, isyandan kaçan, sabırlı, bütün varlığıyla Allah’a yönelmiş, tevekkül ehli, rızâ postuna bürünmüş, başına ne gelirse, yârdan, dosttan geldi diye bilen, birer Hakk (cc) âşığı olarak görürdü. İnsanın, son derece dikkatle dokunan halı ve kilime, çok sanatkârane işlenen bir el işine, mâhirâne yapılan bir mimarî esere bakıp, nakış böyle de nakkaş nasıl acaba dediği gibi.

Onu baş gözüyle görmediği halde ârif olanlar; seherlerde kalplerinin kalbine dayandığı, canlarının nûra boyandığı, Fahr-i Kâinât (sav)’ ın kendisini methettiği, Allah’ın izniyle elinden tutup isyandan kurtardığı, rüyasına girip irşad ettiği veliy-yi kâmili daha görür görmez tanırlardı.

Ricâlullahtan olan PakistanlI Muhammed Can Hazretleri, kalbini öyle bağlamıştı ki ona; yediği-içtiği, parası-pulu, her türlü ihtiyacı hallolur da, açılırdı Kâbe’nin yolu, kim görse derdi ona, Hakkın sevgili kulu.

O, Sıddîk-ı Azam Ahlâkını Kuşanmış Sabırlı Bir Kutbu’l-Aktab’dı

Ağır hastalıklarında bile, gayr-i ihtiyari söylediği âh u vahlara, göz yaşlarıyla istiğfar okurdu. Günlerce, haftalarca, aylarca, belki de yıllarca, iyi görmeyen gözlerinden şikâyet etmezdi. Ağrıyan dişinin ızdırabını yakın dostu Muhammed Mustafa (sav)’ya bile söylemeyen Sıddîk-ı A’zam ahlâkını hâiz, sabırlı bir kutbu’l aktab’tı o.

İşleri sağlam ve düzenli, sözleri hak ve doğru, özleri Allah (cc)’a âşık, marifet ve hakikat ehli, sıdk deryasında mâhir bir kaptandı o.

Elinde avucunda ne varsa Hâlikımızın yolunda sarfeder, infak ettiğine bolca verirdi. Hatta, sürekli sadaka verdiği bir dilenci, tanınmamak için kılık-kıyafet değiştirerek geldiği halde yine de onu tanımıyormuş gibi yapmış ve ona sadakasını vermişti. Cömertler cömerdi Cevâd-ı Kerîm’in sehâ ve kerem umanında; münfik, mükrim bir mürşid-i kâmildi o.

O, Kemâl Ehlinin İncisiydi

Seherlerde istiğfar âdeti olan, geceleri pek uyumayan, kaldığı hânelerin üzerine nûrdan bir sütun dikilen, murâkabe halinde mânevî alev ile yanıp kül olan; mü’min, müslim, âbid, muhlis bir kuldu o.

Kaybolup da bulunan eşyasını, bir başkasının da böyle bir yitiği olur diye almayan, satın alınmak istenen evin pazarlığına yalan karıştı diye alınmasına izin vermeyen, muamele ehlinin öncüsü, müttakî, vâris-i enbiyâ idi o.

Her zaman ve her işte Allah (cc)’ın rızâsını arayan, malını-mülkünü, canını, O’nun yoluna koyan evvâb, emr-i İâhî’ye son derece saygılı hafîz, kemâl ehlinin incisiydi o.

Sırr-ı İlâhî’ye mahremiyetle gaybe imanı, bütün hücresiyle, zerresiyle, olanca varlığıyla Allah (cc)’a teslimiyetle münîb, esrâr-ı vahdet; arzusu Zât-ı İlâhî’ye vuslat; medhi, senâsı Hakk’a âit bir saf velî idi o.

Yazdı kalem bunları

Nasıl anlatsın dil

Bu makbul kulları.

Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler