Kategoriler :
Alt Kategori :
Evliyâ İpek Hocamız
Tarih : 25.01.2016 20:41:40
Okunma : 479
Hocamız güzel ahlâk sahibiydi. Toplumun her kesimi onu severdi. Gönlü şendi, yaptığı latif latifelerle bulunduğu meclisi de neşelendirirdi. Küçüklerle küçük, büyüklerle büyük olurdu. Tabiatının güzelliğinden halk onu İpek Hoca diye tanırdı.

Güzide Bir Âile Ortamında Yetişti

Babaları, Yahyalı’nın müderrisi, Kayseri’deki “Melik Gazi” medresesinin mezunu H. Mustafa Efendi (rha)’nin (1869-1932) talebesi Hafız Veli Hoca (rha)’dır (1882-1950). İstanbul’da da ilim tahsiliyle meşgul olmuştur. Yahyalı’da bir müddet öğretmenlik yapmıştır. Hat ve tezhip sanatında ileri seviyeye ulaşmıştır. Manâ âleminde yükselmekte zorlandığında, imdadına Hacı Hasan Efendimiz (ks) yetişmiştir. Hafız Veli Hocamız, bir rüya üzerine Üstadımıza intisap eder. Anaları, edep ve hayâ timsali Âmine hanımdır. Hocamız, böyle güzide bir ortamda yetişmiştir.

İlimde “Rüsûh” Sahibiydi

İpek Hocamız ilim erbabıydı. İlim halkasında hocalarına çok soru sorarmış. Bir kısmı bu tavrından rahatsızlık duyarak okutmak istemezmiş onu. Bu derdini Üstadımıza açınca, o “Seni de Allah okutsun Hasan Hoca.” buyurmuşlar. Üstadımızın himmetleriyle en ağır tefsirlerden okumaya başlamış ve çok kısa bir zamanda da ilim, irfan sahibi olmuşlardır. Bağında, bahçesinde, tarlasında çift sürerken hep ilimle meşgul olurlardı. Yatağının hemen yanı başında bir lamba vardı. Gecelerini İlmî çalışmalarla ihya ederlerdi. 1926 yılında Yenice Mahallesinde dünyaya gelen Hocamız, 1953 yılında imamlık, 1959 yılında da vâizlik görevi yapmışlar, 1982 yılında da emekli olmuşlardı. Allah (cc) yolunda hizmete bundan sonra kendisini daha çok vermiştir. Âlimdi ama bir başkası gibi âlim değildi. İlimde “rüsuh” sahibi, bildiğini ve bilmediğini ayırt edebilen, bildikleri sayesinde bilmediklerinin değerini anlayabilen bir ilim erbabı idi. Gönlüne, Cenâb-ı Hakk’ ın nûr verdiği kimselerdendi.

İlmi Ledünnîydi

Bir gün Sanayi Camii’nde, “Elbiseni artık temizle Habibim.” (Müddessir, 74/4) âyetine pek çok mânâlar verdiğine şâhit olmuştuk. Üstadımız (ks), “Oğlum! Hocamızın ilmi, le-dünnî, Hak tarafından ihsân edilen bir ilim olmuş.” buyurdular. Kalender Camii’nde, Arş-ı A’zam’ın gölgesinde gölgelenen yedi sınıf insanı anlatırken maddeleri sıralamadan gölgeyi anlatarak vakti tamamladılar. Mâlûmâtının çokluğundan başladığı bir konuyu neticelendirdiği pek görülmemiştir.

Sohbetlerine Hiç Doyulmazdı

Vaazları tatlı olmakla birlikte sohbetlerine hiç doyulmazdı. “İfk” hadisesinde Hz. Âişe (ranha) annemize yapılan iftirayı anlatan sohbeti hiç hatırımızdan çıkmaz. İlâhîyat Fakültesi’nden bir hocaya, letâifler üzerine yaptığı konuşma hakîkaten dinlemeye değerdi.

Bir mesele için soru sormaya gelen, ondan aldığı fetva ile gönül huzuruyla ayrılırdı. Evine giriş, çıkış çok rahattı. Kapıda nöbetçileri yoktu. Gece yarısı bir müşkil iş için rahatsız ettiğinizde, yatağından kalkar, giyinip kuşanır, yüzünde hoşnutsuzluk belirtisi olmadan misafirlerini karşılardı. Gelenlerini yolcu ederken, çocuk da olsa yollara çıkardı.

Hazırlayıp bastırmaya fırsat bulamadığı eserleri, sıradan birer kitap değildir. Notlarını incelediklerinde, öğretim görevlileri bile hayranlıklarını ifade etmiştir. Sami Ramazanoğlu (ks)’nun sohbetlerinin bastırılamadığı günlerde, elle yazılan eserleri, güzel hattı ile kaleme alırdı. Üstadımızın vaaz notlarını, tebrik ve mektuplarını, hocamız yazarlardı.

Yahyalı ve civarından gelen talebeler, hocamızın medrese gibi olan evinde talim görerek; imam, müezzin, vâiz ve müftü olmuşlardır.

İlmi Kendisini Tevazua Götürmüştü

İlmi, kendisini tevazua götürerek, meyveli bir ağaç gibi dalları yerde idi ve alçak gönüllüydü. Dervişliği galipti, kibretmezdi. Ne diyelim, güzel ahlâk nümûnesi bir velî idi.

Hasan Hocamız, Hakk’a itaatkâr bir kuldu. İlmi sayesinde İlâhî korkusu artan Hocamız, âilesinin anlattığına göre hiçbir zaman teheccüd namazını geçirmemiştir. Felç olduğu son anlarda bile gece, güzelce giyinip seccadenin üzerine otururmuş. Hanımı, “Tekrar soyunup yatacaksın, neden kendine bu kadar eza ediyorsun.” deyince, cevabı “Hanım! Azamet sahibi Rabbimin huzuruna çıkacağım.” olurmuş.

Her Durumda Ölçülüydü

Kaza namazı olmadığı halde kaza namazları kılardı. İbadette aşırılığı sevmez, her durumda ölçülü olmayı tavsiye ederdi.

Bazı konuları kendileriyle istişare ederdik. Evlerine gittiğimizde, minderini bize bırakır nekadar hayâ etsek bile kendisi karşıda diz çöker otururdu. Bize dedi ki, “Siz kardeşlerimize demir elbise giydiriyorsunuz, bu kadar ağır görevler verilmez.” ben de ona dedim ki, “Demir değil, çelikten elbise giydiriyoruz.”

Yazdığı duaları, eserleri, düşkünleri tutup kaldırmalarıyla eli; yıllarca yaptıkları vaaz ve sohbeüeriyle dili; güzel ahlâkıyla halkın gülü olan Hasan Hocamız, her hâliyle ibâdet ve taatteydi.

Güzel Ahlâk Sahibiydi

Hocamız güzel ahlâk sahibiydi. Toplumun her kesimi onu severdi. Gönlü şendi, yaptığı latif latifelerle bulunduğu meclisi de neşelendirirdi.

Küçüklerle küçük, büyüklerle büyük olurdu. Bir asker cenazesinin programında karmaşa yaşanır. Hocamız cemaati tatlı bir ikazla yatıştırınca, askerî bir yetkili onu hiç tanımadığı halde, “Bu ipek gibi zât kim?” der. Zaten tabiatinin güzelliğinden halk onu İpek Hoca diye tanır.

Üstadımıza ilk intisap yıllarında adı Melek Hoca’dır. Ağabeyi, marangoz A. Latif amcanın yanında çalışmaktadır. Nasıl olduysa Melek Hoca öfkelenir. “Melek de öfkelenir mi?” dediklerinde, “Ben de öfkeli meleğim.” der.

Üstadımız (ks), şu hatırasını ara ara naklederlerdi: Develi’nin Din Adamları Lokali’nde oturuluyordu. Herkese çay ikram edildi. “Tekrar içen var mı?” dediklerinde İpek Hocamızın, “Bir daha çay verirseniz iki teşekkür ederim.” demesi, cemati neşelendirdi, güldürdü.

İrfan Mektebinin Halis Müdâvimiydi

İpek Hocamız, irfan mektebinin hâlis müdavimlerindendi. İhsân mektebinin talebesi olmak için geldiği ilk günlerde, “Sünnet-i Seniyye’ye uygun su içme tarzını anlatayım Efendime.” der. Daha oturur oturmaz Üstadımız (ks), “Hasan Hoca! Besmele ile üç yudumda, anadan süt emer gibi, sonlarında da hamdele ile içilir su.” buyururlar.

Üstadımızı Cuma günleri ziyaret ederdi. Efendimiz’in istirahat odalarında, çok yakınına oturmuştu. Sohbet esnasında rengi değişti, dudakları titreyerek ağlamaya başladı. Çay getirdik, gözyaşından içemedi. Üstadımızın ayaklarına kapandı, hâlâ ağlıyordu.

Efendimiz (ks),

-    “Bu yolun esası muhabbettir.” buyurduklarında, Hocamız,

-    “Efendim! Bu muhabbeti nasıl temin edeceğiz.” diye sorunca, Üstadımız (ks),

-    “Muhabbetin kaynağı, edep6 ve râbıtadır7” buyurdular.

Hocamız, Üstadımız’ı ziyarete bir başkası gibi gelmezdi. “Bana birkaç gün müsaade edin, madden ve mânen bir hazırlık yapayım.” derdi. Gönül arsasını, manevî tohumun atılmasına hazır bir hâle getirir, istifade ederek ayrılırdı sohbetten.

Hocamız, Yunus Emreler (ks), İbrahim Edhemler (ks) gibi mürşidine candan hizmet etti. Üstadımız (ks)’ın, gaz lambasını içine çekip, zikir halkasını kurduğunda nûrlara battığını; bahçemizde yemek yenirken, gönlüne pompalanan füyuzatın sebebinin ne olduğunu düşünürken, başını kaldırıp baktığında Üstadımızın balkondan mübarek gözlerini yumup teveccüh ettiğini8 engin bir ruh hâletiyle anlatırdı bizlere.

Üstadımız (ks)’ın irtihallerinden sonra bizi en güzel teselli eden Hasan Hocamız’dı. Mahzun mahzun otururken, İpek Hocamız, “Sen niçin gerilerde bulunuyorsun? Hacı Babanın minderine, başköşeye otur. Seni bize o emanet etmedi mi?” deyince gönlümüze bir sürür, bir neşe geldi.

Kendilerinde Hiç Hasetlik Yoktu

Onda hasetlik yoktu. Üstadımız, Sanayi Camii’nde, coşkun vaazlar ediyor, halk mescidi lebalep dolduruyordu. Hasan Hocamız vaazlarında cemaatin azlığını görünce, kürsüden inerek, “Haydin arkadaşlar, Efendim’in sohbetine gidelim.” der.

Üstadımızdan zâhiren uzak kaldığımız ilk günlerde bir rüya gördüm. Hacı Hasan Efendimiz (ks)’in yanlarında bir boşluk vardı. Oraya birilerinin oturması gerekiyordu. Hasan Hocamız da o boşluğa çok yakın bulunuyordu. Bu esnada Üstadımız, bizim elimizden tutup yanlarına oturttu. Hasan Hocamız Üstadımız (ks)’a, bu kadar yakındı.

Teslimiyet Sahibiydi

Teslimiyette bir taneydi o. İpek Hocamız, Efendimiz (ks)’den sonra evimizde otururken, “Hacı Hasan Efendimiz (ks)’e elimden geldiği kadar hizmet ettim, bu Efendim’e de hizmet nasip olur mu acaba?” diyerek hizmet arzusunu izhar eder. Islahları için evlatlarını, etrafını, talebe ve yârânını hep bu kapıya yönlendirirdi. Küçük oğulları Sami Efendi’ye, “Oğlum! Üstadına muhabbetini artır.” der. Büyük oğulları, sevgi duyduğumuz Veli Efendi’ye de “Seni Efendim’in rüyası kurtardı.” biiznillah der.

Gördüğüm rüya şu idi: Onu -birilerinin peşine takılıp gitmesine üzülerek- “Gel bu tarafa.” diye gözyaşlarıyla çağırıyordum. Veli Efendi, insanları kötülüklerden kaçındırmak için bir takım insanlarla bulunuyordu. Yoksa onda kötü bir niyet yoktu.

Bayramlaşmalarda diğer ziyaretçiler gibi sıraya girer, üstünlük taslamazdı. Biz onun bu halini görünce hemen en başa alır, ellerini öpmeye çalışırdık. Büyüklerimiz bizden tazim istemezler fakat kişi tavrıyla kendi değerini ortaya koyar.

Elimden gelse Hacı Hasan Efendi (ks)’nin idam sehpasında ipini ben çekerim diyen kimseye vermiş olduğu karşılık çok şiddetlidir: “Bana bak! Şu sakalımı kazır, hocalığı da bir tarafa kor, elime silahı alır seni vururum.”

Üstadımız (ks)’ ın Bir Çok Keşf ü Kerâmâtına Şahit Olmuştu

Üstadımızdan gördüğü kerametlerin ancak binde birini anlatırdı bize. Gelin bu menkıbeleri onun dilinden dinleyelim:

Ev yaptırıyordum, param da azdı. Bir ara Efendim geldi, “Hasan Hoca! Borçsuz, harçsız yaptırırsın inşallah.” dedi. Bir kat yaptıracağım evi, iki kat yaptırdım, hiç de darlık görmedim elhamdülillah.

Hanımım çok hasta idi. Vücûdu serum kabul etmiyordu, tansiyonu da düşüktü. Doktor, tıbben bir imkânın kalmadığını söyledi. O anda güzüm yumuldu, baktım iğnelerle bizim hanıma müdahale ediyorlar. Doktor, “Hocam hasta diriliyor.” dedi. Sırrını gizleyen Efendim, daha sonra hastanın hatırını sordu.

Almanya’da bir şehre sohbet için gitmiştim, geç kalmışım. Müsaade alıp dışarı çıktığımda Alman gençleri etrafımı sardı, kendi dillerince, “Öldürün, öldürün bunu.” dediklerini duydum.

İçime bir korku girdi. O anda Efendim’in, “Korkma Hasan Hoca!” dediğini duydum.

Hayatlarında anlatılmasına müsaade edilmeyen birkaç mânevi halini ıslahımız için nakledeyim.

Bir tarih Hacc’a adam götürdüm. Peygamberimiz (sav)’in Mescid-i Saadet’lerine geldiğimde, İki Cihân Güneşi Fahr-i Âlem Efendimiz (sav), mübarek kollarını açarak “Buyur Hasan Efendi evladım.” dedi. O heyecanla hacıların parasını, dokuz bin riyali olduğu gibi dağıtmışım sadaka olarak.

Üstadım (ks) elimden tutup bana bir pencereden bakmamı söyledi. Tarifi mümkün olmayan bir nûr gördüm, Allah (cc)’ın Cemâlini seyrettim.

İpek Hocamızın letaif, nefy ü isbat ve murakabe9 derslerini talim etme hizmeti de bu fakire nasip oldu -elhamdülillah-. Bu köleliğimiz vesilesiyle Rabbimden şefaatine mazhar oluruz diye ümit ediyorum.

İpek Hocamızın Son Günleri

Birkaç senedir rahatsızdı Hocamız. Ramazan-ı Şerif umresindeyken felç geçirdiğini duydum, gönlüm pek yandı. Ara ara bu rahatsızlık devam etti. Efendimiz (sav), Sivas’ta bulunan kerimelerine, “Babanı biz tedavi ettik.” buyurmuşlar.

Sıhhatli anlarında, hemen hemen bütün Cuma namazını Kalender Camii’nde kılarlardı. Rahatsızlıklarında da mescide, kardeşlerimizin kolları arasında teşrif buyururlardı. Namaz kılmak için ayağa kalktığımızda “Ben Efendimle namaz kılacağım.” dedi ve en son görüşmemiz de bu oldu.

Bu sene Hac dönüşünde Kayseri Tıp Fakültesinde yoğun bakımda olduğunu duyduk. Ailecek ziyaret ettik onu. Kırk gün sonra da bir Perşembe günü, on bir otuzda Dâr-ı Bekâ’ya göç eylediğini duyduk. Yolda karşıladık; teçhiz, tekfin işlerinde bulunduk ve Cuma namazını müteakip büyük bir katılımla cenaze namazını kıldık.

Meydan âdeta huzurla dolmuştu. Sanki cenazeye, melekler ve ârifler de katılmış gibi bir hâl geldi bize. Daha sonra öğrendim ki Fahr-i Alem (sav) de iştirak buyurup Hocamız da kendi cenaze namazlarını kılmışlar.

Vefatından üç gün önce de Üstadı Hacı Hasan Efendi (ks), onu, vâsıl-ı ilallah olması için rûhen ve manen arıtmışlar. Salâyı verdirirken kardeşlerimize, “Allah’ın velisi, H. Hasan Türkmenoğlu vefat etti, diye ilan edin.” demiştik.

İrtihalinden önce pek çok rüyalar görülmeye başlandı. Yahyalı’nın deniz olduğunu, Hocamızın bir gemiye bindiğini anlattılar. Yalnız bu gemi âriflerin, âşıkların gemisi. Kendileri de hayatiarında böyle bir geminin hazırlandığını haber vermişler.

Kalender Camii’nde Hocamızın evsafından konuşurken, cemaatten biri bize şunu anlattı:

“Ben Rabbimize yakın bir meclis gördüm, o huzurda îpek Hocamız da bulunuyordu.” Dostlardan biri de, kabirler görür rüyasında. Bir kabir var ki, onun ortasında Beyt-i Muazzam’a, Kâbe var. Bu kabir, İpek Hoca’nın kabri, bu kabristan da Cennetü’l-Muallâ derler.

İpek Hocamız, Cennetten çok anlatır ve içinden de çıkamazdı.

Hocam! Bahsinde içinden çıkamadığın Cennet’te ebedî kal ve Rabbimiz (cc)’in izniyle, Cemâlini de doya doya seyret inşaallah.


Notlar:

6    Sünnet-i Seniyye’ye riâyet etmek.
   Mürşid-i kâmilin kalb-i saadetinin altına gönlü koyup Hakk’ın feyzinden kana kana içmek.
   Mürşid-ı kâmilin mânen müridin kalbine yönelmesi.

   Allah (cc)’ın her an bizi müşahede ettiğini düşünmek, Hakk’ın sonsuz kudret ve tecellîlerini tefekkür etmek.
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler