Kategoriler :
Alt Kategori :
Boş Araziyi İşlemek
Tarih : 29.09.2011 15:17:49
Okunma : 936
Boş araziyi iki şartla ihya etmek (işletmek) caizdir

1- Araziyi ihya edenin (işletenin) müslüman olması.

2- Arazi boş olup üzerinde hiç bir müslümanın mülkiyetinin olma­ması.

Arazi için işletilmiş olduğunun sıfatı bulunduğu yöredeki adetler üze­rine işletilip canlandırılmasıdır.

Bir araziyi ihya edene üç şartla su vermek vacip olur:

1- Suyun ihtiyaçtan fazla olması.

2- Suyu alacak kişinin kendi nefsi veya hayvanı için suya muhtaç ol­ması.

3- Kuyu veya çeşme gibi alınan suyun yerini yeni suyun doldurur nite­likte olması.

Ölü araziyi işletip dirilmek sünnettir.

Daha önce onarılıp düzeltilmemiş ve hiç kimseye ait olmayan boş bir araziyi işler hale getirmek caiz olmakla birlikle İslam dini bunu maslahat­lar için teşvik etmiştir.

İslam dini ekonomik sistemiyle üretime çok önem vermiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyururlar

' iki günü birbirine eşit olan zarardadır'

Bu hadisi şerif uzaktan yakından konumuzla ilgilidir. Çünkü yüce Al­lah (c.c.) meşru bir şekilde kullarının çalışıp, gerek kendisine gerek diğer insanlara yararlı olmasını sever.

İnsanoğlunun kimseye zarar vermeyecek şekilde çalışması, yeni yeni çalışma ve üretim alanları bulması hayırlı olan işlerdendir.

Konumuzun aslını teşkil eden boş bir araziyi işletmek, ölü araziyi can­lı hale getirmek uygun görülmüştür.

İslam dini, insanların yerleşimde genişleyip yeryüzüne yayılmasını ge­rekirse dağları ve taşlık bölgeleri de işleterek, servetlerin çoğalmalarını, bolluk ve genişliğin artmasını teşvik etmiştir. Böylece servet ve kuvvet elde edilir.

Yukarıdaki şartlardan da öğrenmiş oluyoruz ki bir araziyi işletene su ihtiyacını karşılamak için ihtiyaçtan fazla olan suyu vermek vaciptir.

Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

' Her kim, kimsenin olmayan ölü araziyi işletirse onun hakkıdır.' [1]

Başka bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:

'Her kim ölü bir araziyi diriltirse, onda sevap yardır ve hayvanların ondan yediği de sadakadır' [2]

Ölü arazi işletilmeyen yahut cahiliye döneminde işletilmiş olup, daha sonra kimsenin onda hakkı bulunmayan meskun yerlerin harimi olmayan, Arefe, Müzdelife ve Mina'nın dışında olan ve İslam döneminde de kendi­sine sahip kimsenin bulunmadığı arazidir.

İşletilmediğinin araştırılıp ispatlanmasına gerek yoktur. İşletilmesinin izleri bulunmuyorsa, mesela ağaç, kanal, çevresinde duvar gibi işletildiği­ne dair alametler yoksa, işletilmemiş olduğuna dair yeterli delildir.

Ölü arazi bir İslam beldesinde ise mükellef bile olmazsa Müslüman hükümetten izin almadan onu ihya edip mülkiyetine alabilir. Velevki ca­hiliye döneminde işlenmiş olduğuna dair alametler bulunsun. Sahibi ol­madıkça, onu ihya etme hakkına sahiptir.

Zımmi biri, hükümetten izin almış olsa bile. ölü bir araziyi ihya eder­se, elinden alınır, fakat kullandığı için ondan ücret alınmaz. Herhangi bir Müslüman onu zımmiden alıp, ihya ettiği takdirde hükümetten izin alma­mış olsa bile mülkiyetine girmiş olur.

Gerek zımmi ve gerekse hiç bir dine bağlı olmayan şahıs, ölü arazide avlanabilir. Ondan ot veya odun toplayabilir ve müslümanlara zarar do­kunmuyorsa toprak alabilir.

Şayet arazi İslam döneminde işlendiğine'dair alametler taşıyor ve sahi­bi belli değilse; beytülmale ait olup, Devlet Başkanı dilerse onu bekletir, dilerse satar ve parasını sahibine vermek için emanete alır.

Ölü araziyi diriltme, kullanılacağı maksada göre değişir. Bu konuda örfe başvurulur.

Hayvanların barınması için yahut odununu kullanmak için ihya, çevre­sine duvar çekmekle gerçekleşir. İskan için ihya ediliyorsa, duvarlarını bina etmek ve tavan oluşturmakla gerçekleşir.

Ekin için ihya ediliyorsa; sınırının belirlenmesi, taşlarının ve zararlı-otların ayıklanması, tesviyesi ve yağmur suyu yetmiyorsa kanallar açıl­ması gibi çalışmalarla gerçekleşir.

Bahçe için ihya ediliyorsa, çevresine duvar çekilmesi, yukarıda anlatı­lan hususların yapılması, fidanların ekilmesi ve kuyusunun temizlenmesi gibi çalışmalarla gerçekleşir.

Ölü bir araziyi ihya ederken, onda işlenmeye ihtiyaç duyan veya duy­mayan bir maden çıkarsa ihya edene aittir. Çünkü o da tarlanın bir parça­sıdır. Ancak onu ihya etmeden önce, onda böyle bir madenin varlığını bil­memesi gerekir.

Şayet biliyor idiyse, maden kendisinin olmayacağı gibi tarla da kendi­sine ait olmaz. Çünkü, baştan niyeti tarlayı ihya değil, o madeni ihya et­mektir ki burada sadece menfaat söz konusu oluyor. Onun için caiz ol­maz. Halbuki boş araziyi ihya etmenin temel hikmeti üretimdir. Öyle bir üretim ki hem o şahıs ve hem de toplumun menfaati sözkonusu olur. [3]



[1] Buhari, 2210.

[2] Nesai ve İbn-i Hibban.

[3] Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 358-360.

Diğer Yazılar
Namaz Vakitleri
Şehir :
Hadisi Şerif (Kütüb-i Sitte)
Yevm-il Kıyame | İslami Bilgiler