Kategoriler :
Yazarlar :
Çeçenistan' da Son Durum
Tarih : 14.12.2012 08:16:21
Kategori : Güncel
Yazar : Yunus Emre ALTUNTAŞ
Okunma : 1782
 İmam Mansur, İmam Gazi Muhammed, İmam Şamil, İmam Hamzat Bek, Muhammed Emin, Cahar Dudayev, Aslan Maşadov, Şamil Basayev, Abdulhalim Sadullayev... Kafkasya’da 300 yıldır süren mücadeleyi anlamak için ömürlerini harcamış, canlarını feda etmiş bu isimlerin hayatlarına bakmak dahi hâlihazırdaki durumu anlamlandırmak için yeterlidir. Fakat çağın Müslümanlar için getirdiği en büyük sorun bu; unutmak! Bizi kapitalist bir hegemonyaya hapseden günümüzün hâkim medeniyeti her birimizi geçmişimizden koparan bir unutkanlığa sürükleyiveriyor. Üzerimize çöreklenen sefahat hali, dünyevi zevklerin hanelerimize getirdiği rahatlık hemen burnumuzun dibinde olan biteni görmemizi engelliyor. Aslında görmek ve duymak istemiyoruz. Rahatımız bozulsun, keyfimiz kaçsın istemiyoruz. 300 yıldır dinlerinin, vatanlarının, namuslarının derdiyle toprağa düşen onbinlerce Kafkasya’lı mücahidden bugüne miras kalan şey onurlu tarihleridir.

Bugün Kafkasya’da işgalci Rus güçlerine ve onların kukla yönetimlerine karşı mücadeleye devam eden Müslümanların derdi işte bu şerefli tarihin üzerlerine yüklediği ağır sorumluluktur. Bugün halen İstanbul’daki Çeçen sığınmacılarının arasına karıştığınızda görürsünüz ki Çeçen çocuklarının hayalini süsleyen şey bir an önce büyüyüp vatanları için şehit olmayı dilemeleri bu şerefli tarihin farkında olduklarıdır. Savaşla, yıkımla, esaretle, sürgünle amaçlarına ulaşamayan zalimler çıkarlarını korumak adına kukla yöneticiler peydahlayarak işgallerini farklı bir boyutta sürdürmek gayreti içerisindedirler. Esed’in Suriye’si, Mübarek’in Mısır’ı, Kral Abdullah’ın Ürdün’ü, Kaddafi’nin Libya’sı, Mahmud Abbas’ın Filistin’i neydiyse Kadirov’un başına getirildiği yeni özerk Çeçenistan da odur. Bunu böyle bilmek ve zalimlerin kanlı ellerine mihmandarlık yapan yerli kuklaların karşısında durmak Kafkasya’nın onurlu şehitlerinin mirasına sahip çıkmak anlamına gelecektir. Çeçenistan’da şu an Rusya neye ne kadar izin veriyorsa onlar yapılmaktadır. Devlet dairelerindeki Putin resimleri, Kadirov’un Putin’le sarmaş dolaş fotoğrafları şehirleri süslemektedir. Bu durum onurlu bir tarihe sahip olan Çeçenler ve tüm Kafkasya halkları için kabul edilemez bir teslimiyetin işaretinden başka bişey değildir.

BİTMEYEN SAVAŞ

İmam Mansur’la başlayan Kafkasya’nın Müslüman halklarının savaşı bugüne kadar aralıksız olarak devam etmiştir. Kafkasya dediğimiz bu stratejik topraklarda gözü olan Rusya 17. Yüzyılda yoğunlaştırdığı saldırılarını işgalle sürdürmüş ve bu kanlı işgalin neticesi olarak bölgede yaşayan onlarca farklı halk İslam çatısı altında birleşerek Rusya’ya karşı mücadeleye girişmişlerdir. Halen Rusya’nın yumuşak karnı olarak nitelenen bu sorununda neticeye ulaştırdığı bir savaşı yoktur, olamaz da! 30-35 milyonluk Kafkas Halklarının çok büyük kayıplar vermesine karşın devasa büyüklükteki bu güce karşı onca yokluğa rağmen mücadelelerini sürdürmeleri sadece ve sadece inançlarının getirdiği bir güçtendir. Nitekim onurlu bir Kafkasya’lı için esir düşmek ölümden daha beterdir. Bu sebepledir ki her yürekli Kafkasya’lı şehit olmayı onurlu tarihlerine düşecek bir harf olarak görmektedirler.

SSCB’nin dağılmasıyla birlikte Cehar Dudayev’in liderliğinde bağımsızlığını ilan eden Çeçenler yürüttükleri I. Çeçen savaşından galip çıkarak şanlı bir zafere imza attılar. Hazar-Karadeniz hattında çok önemli bir coğrafi bölge olan Kafkasya’daki çıkarlarından vazgeçmek Rusya için kabul edilemez bir durumdu. Bu sebepledir ki aynı yıllarda bağımsızlığını ilan eden ülkelerin aksine Çeçenistan ve genel olarak Kafkasya toprakları Rusya’nın gözden çıkaramadığı, enerji geçiş yollarında bulunması dolayısıyla mutlaka sahip olması gereken bölgelerden birisi olarak belirdi.  1999 yılında başlayan ikinci Rus işgalinin temel gerekçesi de budur. Büyük Rusya’yı tekrar kurmak arzusundaki yeni Rus Çarları yüzbinlerce askerle bölgeyi işgal etmeye başladılar ve bu işgal sebebiyle başlayan Çeçen Savaşı 2012 yılı itibariyle halen devam etmektedir.

RUSLAŞTIRILAN ÇEÇENİSTAN

Şimdilerde Rusya’nın sınırsız desteğini alan Ramazan Kadirov kurduğu yeni Grozni ile Çeçen halkına savaşın ve mücadelenin yersiz olduğunu anlatmaya çabalamaktadır. Yeni açılan alışveriş merkezleri, havalimanları, pavyonlar, lüks konutlar, sınırsız tüketim çağrıları bu açılımı destekleyici unsurlar olarak lanse edilmektedir. Bunların yanı sıra Türk firmalarına yaptırılan devasa camiler de yeni kukla yönetimin -güya- dine verdiği değeri simgelemektedir. Çeçenistan’daki değişimi bu camiler üzerinden anlatmak üzere uçaklarla Grozni’ye taşınan ilahiyatçı akademisyenler, siyasiler, gazeteciler cep telefonlarına düşen “Rusya’ya hoş geldiniz” mesajıyla karşılanmakta, türlü ikramlarla ağırlanmakta ve yenilenen şehirler gösterilerek “savaşa ne gerek var, işte halkımız refah içinde, hem camiler de var, namaz kılma diyen de yok, şu halde derdimiz ne” diyerek Moskova merkezli siyasi projenin paravanlığına davet edilmektedirler. Yazıktır ki bu duruma aldanan ve Türkiye’ye dönüşlerinde kanal kanal dolaşarak Kadirov’un meziyetlerini sıralayan, Çeçen mücahidlere mücadeleye son vermeleri çağrısında bulunan ilahiyatçı akademisyenlerimiz ve gazetecilerimiz de çıkmaktadır. Kimi zaman da Çeçen mücahidlerin tamamı vahhabilerle irtibatlandırılarak itibarsılaştırılmaya çalışılmaktadır.

Oysa Çeçenistan’daki mücahidlerin %90’ının Çeçen, geriye kalanların ise başta Türkiye olmak üzere pek çok İslam coğrafyasından gelen mücahidler olduğu bilinmektedir. Ve yine bilinmektedir ki Kafkas toplulukları müridizm(Kadirilik) akımının etkisiyle kavrulmuş mutasavvıf topluluklardır. Yüzyıllardır süregelen bu yaşam tarzını tek kertede tasavvuf karşıtı vahhabilik ile eşleştirmek şark kurnazlığı değildir de nedir? (Konuyla ilgili olarak batılı bir isim Sebastıan Smıth’in “Allah’ın Dağları/Çeçenistan’da Savaş” isimli kitabını tavsiye ederiz)  Kadirov’a gelince...  Aklı başında ve onurlu Müslümanlar; Kadirov’un geceleri pavyonlardan çıkmadığını, gündüzleri ise takkeyi başından çıkarmadığını yakinen bilmektedir. Son olarak Türkiye’de oniki kilo altını kaçak yollarla ülkeden çıkarmaya çalışırken yakalanan Kadirov’un danışmanının sorguda  söyledikleri de kukla yönetimin kişisel servetini artırma yolundaki yolsuzluklarını ifşa etmiştir. Bunların dışında Çeçenistan’da Kadirov’cu çetelerin şatafatlı caddelerin hemen ardındaki banliyölerde Çeçen halkını nasıl sindirdiğini ve türlü işkencelerle insanlara korku saldığının da farkındadır. Bunun adı Ruslaşmaktır! Rusların yüzyıllardır yapamadığını televizyonlar, ajanslar ve siyasi toplum mühendisliği çalışmalarıyla yeni Kafkasya’lı nesiller üzerinden başarmak gayretidir. Yozlaştırılan, tarihlerinden koparılan Çeçen gençleri, kumar-içki-kadın- uyuşturucu gibi belalara bulaştırılarak mafyalaştırılmakta ve yavaş yavaş Rusya’nın çıkarları için yaşayan sömürge vatandaşlarına dönüştürülmektedirler.     

TÜRKİYE’DEKİ ÇEÇENLER

Çoğu İstanbul’da bulunan Çeçen sığınmacılardan kaçımız haberdarız acaba? I. ve II. Çeçen Savaşı sırasında ülkemize gelen bu kardeşlerimiz halen Ümraniye, Beykoz, Fenerbahçe başta olmak üzere pek çok farklı kampta misafir edilmektedirler. Sığınmacı olarak temel pek çok haktan yoksun olan Çeçenler gündelik hayatlarını sürdürmekte dahi çok büyük sıkıntılar çekmeye devam etmektedirler. Çocuklar okullara gitse de karne alamamakta, vatandaşlık talepleri geri çevrilmekte, çalışma hakkı tanınmamakta, sağlık imkânlarından faydalanamamakta ve yurt dışına çıkışlarına izin verilmemektedir. Kimi zaman Rusya tarafından talep edilen isimler ise kendi yetkililerimiz tarafından sorgusuz sualsiz sınırdışı edilerek Rus istihbaratına teslim edilmektedir. Daha geçtiğimiz yıl Zeytinburnu’nda Rus tetikçiler tarafından güpe gündüz şehit edilen üç Çeçen mücahidle ilgili emniyet yetkilileri tarafından halen açıklama yapılmamış olması bundan sonra da bu tür suikastlar için kapı aralamak anlamına gelmez mi? Türk istihbaratı Çeçen kardeşlerimize ihanet etmiyorsa bile bunun adı zafiyet değildir de nedir?  Topraklarımıza misafir olan bu kardeşlerimizle yakından ilgilenen birkaç dernek ise türlü baskılara maruz bırakılmaktadır. Tüm bu olanlara rağmen başta İHH olmak üzere her dönemde Çeçen kardeşlerimize sahip çıkan bu kurumları desteklemeye devam etmeliyiz. Bu misafirlerimizin bürokrasiden kaynaklanan sorunları aşması noktasında duyarlı olunmalı ve ilgili mercileri sorunu çözmeleri noktasında zorlamalıyız. Çeçen sığınmacılara yapılanlar ne örfümüze uyar ne de insanlığımıza... Dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara el uzatırken gözümüzün önündeki bu kahraman gazilerimize ve ailelerine duyarsız kalmak düşünülebilir mi?

MÜCADELE DEVAM EDECEK

Yazımızı bir mücahidin şu sözleriyle tamamlamak istiyorum; “Kafkasya tarihi masa başında oluşmuş bir tarih değil, karlı dağlarda mermilerle yazılmış bir tarihtir. Bu dağlarda teslimiyeti kabul edip yatakta ölmek en büyük zillet, elinde silahıyla ayakta direnerek ölmek en büyük izzet kabul edilir. Mezarlarda anaların ağıtları ile dağlarda cihad marşları her an beraber yankılanır semada. Her kıyam ettiğinde soykırım yapılan, sürgüne gönderilen, işkenceden geçirilen bir halk yeniden kıyam etmişse artık onları ne ile korkutabilirsiniz ki? Göğsüne sıkılan mermileri “madalya” gören mücahidlerin Kafkasya kıyam tarihi, gelecek kuşaklara direnmenin estetiğini ve onurunu taşımaktadır aslında. Son mücahid son damla kanını verene ya da son Rus bayrağı da yakılıp Tevhid Sancağı dalgalana kadar mücadele devam edecektir. Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!”
Namaz Vakitleri
Şehir :