Makaleler > Yrd. Doç. Dr. H. İbrahim KUTLAY > Siyer > İnsan İlişkileri ve İletişiminde Hz. Muhammed (sav)
Kategoriler :
Yazarlar :
İnsan İlişkileri ve İletişiminde Hz. Muhammed (sav)
Tarih : 22.04.2013 11:08:12
Kategori : Siyer
Yazar : Yrd. Doç. Dr. H. İbrahim KUTLAY
Okunma : 1430
 Allah Resûlü (sav), her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçakgönüllü idi. Aslâ sert, katı kalpli, kavgacı, hayâsız, kusur bulucu ve kıskanç değildi…(1)

ŞEMÂİL HADİSLERİ

Sevgili Peygamberimiz’in (sav) ahlâkî özellikleri ve yaradılış güzellikleri ile ilgili hadisleri konu alan ve “Şemâil” adı verilen eserler, Allah Resûlü’nü daha yakından tanıma, gözümüzün önünde canlandırma, O’nu model alma ve O’nun ideal hayat ölçülerini hayatımıza yansıtma konusunda bize yardımcı olmaktadır. İlk Şemâil kitabı, İmam Tirmizî’nin “eş-Şemâilü’l-Muhammediyye” adlı değerli eserdir. (2)

Şemâil hadisleri konusunda Ümmü Ma’bed, Enes b. Malik, Bera b. Âzib, Cabir b. Abdillah, Cabir b. Semüra (r. anhüm) gibi sahabîler yanında bilhassa O’nu daha yakından tanıyan Ehl-i Beytinin, Hz. Ali (ra) ve Peygamberimiz’in sevgili torunlarının rivâyet ve tespitleri çok anlamlıdır.

Bu makâlede bu konudaki bir hadisi açıklayarak “İnsan İlişkileri ve İletişimde Peygamberimiz’in Örnek Kişiliği”ni ele almaya çalışalım.

Peygamberimiz’in sevgili torunun Hz. Hüseyin (ra) anlatıyor: “Babam Hz. Ali’ye (ra), Peygamberimiz’in dost ve arkadaşlarına karşı nasıl davrandığını sorduğumda söyle anlattı:

ALLAH RESÛLÜ GÜLER YÜZLÜ, ALÇAK GÖNÜLLÜ İDİ

“Allah Resûlü (sav), her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçakgönüllü idi. Asla sert, katı kalpli, kavgacı, hayâsız, kusur bulucu ve kıskanç değildi.”

“Kim Allah için alçak gönüllü olursa Allah onu yüceltir”(3) buyuran sevgili Peygamberimiz (sav), tevazu konusunda ideal kişilik sergilemişti. O, daima güler yüzlü, tatlı dilli idi. Peygamberlik öncesinde Mekkeliler O’nun güzel ahlâkına, doğru sözlülüğüne ve kişiliğine hayran kalmışlardı.

Efendimiz, bu güzel ahlâkı zedeleyecek gurur, kibir, kabalık, hayâsızlık, kıskançlık, kindarlık gibi her çeşit davranıştan son derece uzaktı. Kur’ân’ın ifadesiyle; Allah’ın kendisine lütfettiği rahmet sebebiyle yumuşak davranıyor, sert ve katı kalpli olmadığı için birleştirici ve yapıcı tavır sergiliyor, dolayısıyla insanlık O’nun çevresinde halka halka toplanıyordu.

 KİMSEYİ BOŞ ÇEVİRMEZDİ

“Allah Resûlü, hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten gelir, kendisinden beklentisi olan kimseleri hayâl kırıklığına uğratmaz, istekte bulunan kişiyi eli-boş çevirmez, tamâmen mahrûm bırakmazdı.”

Sevgili Peygamberimiz (sav), Allah’ın (cc) emrine layık olması sebebiyle, üzüldüğü veya kızdığı bir şey olursa mutlaka o konudaki tavrını açık ve net bir şekilde ortaya koyardı. Bu durumda mübarek yüzü kızarır, alnının ortasında bir damar belirirdi. Bunun dışında hoşlanmadığı bir şey gördüğünde bunu görmezlikten gelirdi.

Sevmediği yemeği yemez ama kötülemezdi. Buyurun, siz yiyin, derdi. Kendisine keler yemesi teklif edildiğinde; “Keler, benim hoşuma gitmiyor, siz yiyebilirsiniz.” demişti.

Hiçbir kimseyi boş çevirmezdi. O’nun, kendisinden talepte bulunan bir kimseye “hayır” dediği görülmemişti. İhtiyaç sahibine vereceği bir şey yoksa sahabîlerden birine gönderirdi.

GEREKSİZ ve ÇOK KONUŞMAZDI

Allah Resûlü şu üç şeyden: “Gereksiz tartışmadan, çok konuşmaktan ve kendisini ilgilendirmeyen şeylerle meşgul olmaktan” titizlikle uzak dururdu.

Sevgili Peygamberimiz’in (sav) sükûtu hikmet, sözleri ibret idi. Lüzumsuz tartışmayı sevmez, haklı bile olsa tartışmayı terk eden kimsenin cennetin ortasına nail olacağı müjdesini verirdi. Kişinin kendisini ilgilendirmeyen şeyleri terk etmesi, onun güzel müslüman olduğunun alametlerindendir, derdi.

KİMSEYİ KÖTÜLEMEZ, KINAMAZ, KİMSENİN KUSURUNU ARAŞTIRMAZDI

Allah Resûlü, insanlarla ilgili şu üç husustan titizlikle sakınırdı: “Hiç kimseyi kötülemez, kınamaz ve gizli kusurlarını araştırmazdı. Sadece yararlı olacağını ümit ettiği konularda konuşurdu.”

Sevgili Peygamberimiz (sav), her konuda bize rehber idi. O (sav), tenkit için değil, ıslah için gönderilmişti. Özel hayatı ilgilendiren kusurları deşifre etmek yerine, bu kusurların giderilmesi için gerekli mânevî alt yapıyı hazırlamakla yükümlü idi. Toplumda yaşanan eksikliklere genel ifadelerle temas ederdi.

HUZURUNDAKİLER O’NU SESİZCE DİNLERDİ

“Allah Resûlü konuşurken, O’nun meclisinde bulunanlar, sanki başlarının üzerine kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan dinlerlerdi. O susunca da, konuşmak isteyen söz alırdı.”

Sevgili Peygamberimiz (sav) ile birlikte İslâm’ın ilk döneminde yaşayan, O’nun özel eğitiminden geçen ilk nesil O’nun sünnetini ve hayat anlayışını en güzel şekilde tespit etmişlerdi. Edeb Peygamberi’nden sabah – akşam edeb dersi alan örnek nesil “Sahabe” elbette edeble bize örnek olacaklardı.

Ashabının, O’nun huzurundaki durumunu tasvir edenler, son derece edeble ve sessizce O’nu dinlediklerini anlatmak üzere; “Sanki başlarının üzerine kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan O’nu dinlerlerdi” ifadesiyle anlatırlardı.(5)

O’nun huzurunda söz almak isteyenler, O sözünü bitirince söz alırlardı. Aradaki samimî diyalog sebebiyle O’na gayet rahat soru sarabilirler, ama hiçbir zaman edebi ihmal etmezlerdi.

HUZURUNDA AĞIZ DALAŞI YAPILMAZDI

“Allah Resûlü’nün ashâbı, O’nun huzurunda konuşurken birbirleriyle asla ağız dalaşında bulunmazlardı.

Sevgili Peygamberimiz (sav), gereksiz tartışmalardan hoşlanmazdı. Hele huzurunda tartışma yapılmasına hiç müsaâde etmezdi. Peygamber-i Zîşan huzurundaki tartışma onların helâk olmasına sebep olabilirdi.

 Bu üstün edeble yetişen Sahabe-i Kiram, O’nun sorularına “Allah ve Resûlü en iyisini bilir.” diye cevap verirlerdi. (6)

HUZURUNDA HERKESİN SÖZÜ DİKKATLE DİNLENİRDİ

“İçlerinden birisi, Allah Resûlü’nün huzurunda konuşurken, o sözünü bitirinceye kadar diğerleri can kulağı ile konuşanı dinlerdi. Allah Resûlü’nün nezdinde, onların hepsinin sözü, ilk önce konuşanın sözü gibi ilgi ile karşılanırdı.”

Herkese ayrı bir değer, ayrı bir önem veren sevgili Peygamberimiz (sav) herkesin sözünü dikkatle dinlerdi. Ashâbı da birbirlerinin sözlerini kesmez, birbirlerinin konuşmalarına müdahale etmezlerdi.

Onlar İslâm Medeniyetinin öncü kuşağı idiler. Her konuda oldukları gibi insanî ilişkiler konusunda da model toplum oldular. Tarih boyunca rahmetle anıldılar ve rahmetle anılacaklardır.

BİRLİKTE OLDUĞU KİŞİLERLE UYUMLU İDİ

“Allah Resûlü, Ashâbı’nın güldüğü şeylere güler, onların hayret ettikleri şeylerde kendisi de hayretlerini ifade ederdi.”

Sevgili Peygamberimiz (sav), Kur’ân ifadesiyle; “İçinizden, sizden bir elçi”(7) herkesin yediğini yer, herkesin giyindiği gibi giyinirdi. O’nun giyiminde sadelik, temizlik hâkimdi. O’nun insanlardan farklılığı sadece ruh, gönül vicdan farklılığı idi. Herkesin konuştuğu konulara takılır, güldükleri şeye gülerdi.

GÖRGÜSÜZ KİMSELERE SABIRLI ve TAHAMMÜLLÜ İDİ

“Huzurlarına gelen bedevîlerin kaba saba konuşmaları ile pervâsızca suâllerinin yol açtığı tatsızlıklara sabrederdi. Ashâbı ise, bedevîlerin gelip O’na soru sormalarını çok isterlerdi.”

Sevgili Peygamberimiz (sav) son derece müsamahakâr ve hoşgörülü idi. “Hoşgörülü ol ki sana da hoşgörü ile davranılsın.” buyuran Efendimiz (sav) bu konuda ölçülü söz ve tavırlarıyla örnek şahsiyetti.

Badiyeden kalkıp Medine’ye gelen, henüz nebevî edebden, İslâmî terbiyeden hissedar olmamış, medenî görgüden yoksun bazı bedevîler, Sevgili Peygamberimiz’in (sav) huzurunda kaba saba konuştuklarında Allah Resûlü onları sabırla dinler, kırmadan ve incitmeden cevap verirdi. Bu bedevîler, O’nun huzurunda ve O’nun civarında birkaç gün kalıpta İslâm Ahlâkı dersi aldıklarında ilk gün yaptıklarından dolayı utanır, özür dilerlerdi.

Huzurlarına gelen bedevîlerin kaba saba konuşmaları ile pervâsızca suâllerinin yol açtığı tatsızlıklara sabrederdi. Ashâbı ise, bedevîlerin gelip O’na soru sormalarını çok isterlerdi. Bu sebeple kendilerinin edeben sormaya cesaret edemedikleri konularda bilgi sahibi olma fırsatı bulurlardı.

Bazı sahâbiler bu görgüsüz tavırlara, bu tatsız konuşmalara müdahâle etmek istediklerinde Efendimiz (sav) onları teskin eder, hoşgörü ile davranmalarını isterdi.

Ebu Rifaa anlatıyor: “Allah Resûlü’ne vardığımda o hutbe okuyordu. Yâ Resûlallah!.. Garip bir adam, din hakkında soru sormak için geldi. Din nedir bilmiyor, dedim. Bunun üzerine Allah Resûlü (sav) bana yöneldi. Hutbesini bırakıp yanıma geldi. Bir sandalye getirdiler. Ayakları zannedersem demirdendi. Allah Resûlü onun üzerine oturdu. Allah’ın kendisine öğrettiği şeylerden öğretti. Sonra gidip hutbesini tamamladı.”(8)

İHTİYAÇ SAHİBİNE YARDIMCI OLMAYI EMREDERDİ

“Allah Resûlü, “İhtiyacının görülmesini isteyen bir ihtiyaç sahibi gördüğünüzde ona yardımcı olunuz” buyururlardı.

Sevgili Peygamberimiz (sav), İslâm kardeşliğini yaşamış, yaşatmıştı. İslâm kardeşliğinin gereği olan din kardeşimizle selâmlaşma, hasta olduğunda ziyaret etme, davetine katılma ve cenazesinde bulunma yanında; din kardeşimize yardımcı olma, destek olma, borç verme, derdiyle ilgilenme, ihtiyacını görme konularında tavsiyelerde bulunmuş, kendiside bizzat bu konuda örnek davranış sergilemişti.

“Kim din kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür.”(9) diyor, ihtiyaç sahiplerine kapısını kapayan kimseye Allah’ın rahmet kapısını kapayacağını söylerdi.(10)

AŞIRI ÖVGÜYÜ KABUL ETMEZDİ

“Allah Resûlü, ancak yapılan iyiliğe denk düşen ve dalkavukluğa kaçmayan övgüleri kabul ederdi.”

Sevgili Peygamberimiz (sav), kendisini kuru ekmek yiyen Kureyşli bir kadının oğlu olarak takdim eder, sürekli Allah’ın (cc) kulu olma şuuru aşılardı. Güzel Kur’ân okuyan Ebu Musa el-Eş’arî, Übeyy b. Ka’b ve Abdullah b. Mes’ud (r. anhüm) gibi sahabîlerin güzel Kur’ân tilâvetini takdir ederdi. Ancak hiçbir zaman aşırı medih yapanların, medh ettikleri kişiyi kör testere ile kesmiş gibi olacakları söylemişti. “Yüzünüze karşı sizi aşırı derecede övenlerin yüzüne toprak saçın,(11) yani bu övgüyü kabul etmeyin.” diyordu.

“Aramızda yarın ne olacağını bilen Peygamber vardır.” diye kaside okuyan kişiyi hemen uyarmış, “Yarın ne olacağını Allah’tan başka kimse bilemez.” demişti. (12)

HİÇ KİMSENİN SÖZÜNÜ KESMEZDİ

“Allah Resûlü, haddini aşmadığı müddetçe hiç kimsenin sözünü kesmezdi. Eğer huzurunda haddi aşacak şekilde konuşan olursa, o zaman ya o konuşanı susturur, ya da o meclisten ayrılmak sûretiyle ona engel olurdu.”

Sevgili Peygamberimiz (sav), küçük-büyük, genç-yaşlı, kadın-erkek herkese değer verir, hiçbir kimsenin sözünü kesmezdi. Ama her konuda olduğu gibi bu konuda da ölçülü idi. Haddi aşan olursa buna müsaâde etmezdi. Ya haddi aşan kişiye engel olur, ya da oradan ayrılırdı.

Kişisel gelişim, motivasyon, beden dili, pedagojik ve psikolojik prensipleri en güzel şekilde uygulayan, bundan 1400 sene önce henüz cahiliyye döneminden yeni kurtulmuş, çoğu bedevî olan insanlara medeniyet dersi veren Rahmet Peygamberi’nin nebevî mesajına günümüz sözde medenî (!) insanının çok daha fazla ihtiyacı vardır.

Nazik ve kibar konuşan, görgü kurallarından sık sık söz eden ama damarına bastığınızda, ya da çıkarına dokunduğunuzda birden kabalaşan ve vahşîleşen günümüz insanı; arzuladığı huzur ve mutluluğu, gerçek medeniyeti Allah Resûlü’nün (sav) edebî ölçülerine bağlılıkta bulacaktır.

Dipnotlar:

1-Tirmizî, Şemâil: Hadis No: 351; İbn Sa’d, Tabakat: 2/128; Taberânî, el- Mu’cemu’l-Kebîr: 22/155 Hadis No: 414; Hâkim, Müstedrek: 3/640; Ebu Nüaym, Delâil: No: 565; Beyhakî, Delâil: 1/386; bkz. Prof. Dr. Ali Yardım, Peygamberimiz’in Şemâili. Hadisimiz, “Hasen li-gayrihî” derecesindedir.

2-İmam Tirmizî’nin “eş-Şemâilü’l-Muhammediyye” adlı eseri, Prof. Dr. Ali Yardım tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiştir. İmam Tirmizî’nin Şemâil’i üzerine ondan fazla Arapça şerh yazılmış olup, bildiğimiz ilk şerh İmam Suyûtî tarafından yapılmıştır. Bu konuda en meşhur şerh, Molla Aliyyül-Karînin “Cem’ul-Vesâil” adını verdiği şerhtir.

3-Müslim: Birr 69; Tirmizî: Birr 82; Darimî: Zekât34; Malik, Muvatta: Sadaka 12: Ahmed b. Hanbel, Müsned: 2/386.

4-Âl-i İmran: 159.

5-Buharî: Cihad 37; Ebu Davud: Tıb 1, Sünnet 24; Nesaî: Cenaiz 81; İbn Mace: Cenaiz 37.

6-Buharî: İman 40, İlim 25, Salât 53, Tevbe 53.

7-Tevbe: 128.

8-Müslim: Cuma 60; Ebu Davud: Taharet 51; Nesaî: Taharet 75, Ziynet 131.

9-Buharî: Mezalim 3, İkrah 7; Müslim: Birr 58; Ebu Davud: Edeb 38; Tirmizî: Hudud 3.

10-Tirmizî: Ahkâm 6; Ebu Davud: İmare 13; Ahmed b. Hanbel, Müsned: 5/239.

11- Müslim: Zühd 68; Ebu Davud: Edeb 9; Tirmizî: Zühd 55; İbn Mace: Edeb 36.

12-Heysemî, Mecmeu’z-Zavâid: 8/129; Heysemî Mecmeu’l-Bahreyn: 4/178; Taberanî, el-Mu’cemu’s-Sagîr: 1/124
Namaz Vakitleri
Şehir :