Makaleler > Servet YALÇIN
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Kur’ân’a Göre Baba Yüreği Ya Da Yürekli Babalar
Yürek denince hep anneler akla gelir. Haddizâtında öyledir de. Peki ya babaların yüreği yok mu? Aslında mangal yürekli olanlar onlar. Ama bunu yansıtmayı pek beceremedikleri için arka planda kalıyorlar. Anneler hislerini ya da yüreklerinin derinliklerinde olanları gözyaşlarıyla ifâde ederler. Ama babalar bu gözyaşlarını içlerine akıtırlar. Onun için çok fazla yürekle anılmazlar. Hâlbuki annelerin gözü babaların ise yüreği yaşlıdır. Kerîm kitâbımızda Hazreti Meryem ve Mûsâ (as)’ın annelerinin evlatları için yaptığı mücâdele ve çektiği ızdırapdan bahseder Rabbimiz. Ancak Kur’ân evlatları için çırpınma konusunda annelerden daha çok babalardan bahseder. Onların Allâh’a yalvarışını ve yanık yüreklerini bize haber verir. Neyse biz sözü fazla uzatmadan Kur’ân’daki “yürekli babalar”la ya da “baba yüreği”yle sizi başbaşa bırakalım. NÛH (AS): EVLÂDI ALLÂH’A ÂSÎ OLAN BİR BABA Dokuz yüz elli sene insanların kurtuluşu için gayret sarfeden ulu’l-azm bir peygamber. İşkence görmüş, hakâret edilmiş, dı...
» Devamı için tıklayınız ...
Fedâke Ebî Ve Ümmî ve Nefsî Yâ Rasûlallâh (Sav)
Rûhum sana âşık, sana hayrandır Efendim, Bir ben değil, âlem sana kurbandır Efendim. (A. Ulvi KURUCU) Peygamberler Allah tarafından insanların kurtuluşu için gönderilen kimselerdir. Bütün peygamberler insanlar kurtulsun diye gayret etmişlerdir. Bu vazîfeyi yaparken her türlü fedâkârlığı yapmışlar ve her türlü zorluğa göğüs germişlerdir. Öldürülmüş, sürülmüş, işkence görmüş, hakâretlere mâruz kalmışlar ama onların ortak bir derdi olmuş: İnsanlar nasıl kurtulacak?!. Evet tek dertleri bu olmuş. Kelimenin tam anlamıyla söylemek gerekirse her bir peygamber kendisini insanların kurtuluşuna adamış birer “fedâî”dir. Menfaatleri için uğraşmamışlar, kendileri için birşey istememişler. “Ey kavmim! Buna karşı ben sizden herhangi bir mal da istemiyorum. Benim mükâfâtım ancak Allâh’a âittir.” (Hûd, 29.) demişler. Peygamber Efendimiz (sav) de kendisinden önceki diğer peygamberler gibi insanlar kurtulsun diye çalışmış, gayret sarfetmiştir. Ama bir farkla ki O rahmet elçisi bütün insanlara “Teslim olun...
» Devamı için tıklayınız ...
Kabrin Düşündürdükleri
İnsan yaratılışı gereği bilmediği ve görmediği bir şeye karşı şartlıdır. Hatta ondan korkar ve ürker. Ünsiyet peyda edinceye kadar bu hâl devam eder. İşte bu tedirginlikten dolayı insan, ana rahminden dünyaya geldiği zaman bilmediği bir ortama geldiğinden dolayı gözünü dünyaya açar açmaz ağlamaya başlar. Gıdasını bir damarla annesinden aldığı ve hiçbir geçim derdinin olmadığı o, sıcacık ve daracık ana rahmine göre geniş bir dünya ve Allah’ımızın annesinin göğüslerinden ikram ettiği tatlı içeceği içip sıcak bir kucak ve alâkayla karşılaşınca susuyor insanoğlu. “Oh be! Dünya varmış” diyerek derin bir nefes alıyor. Ruhlar âleminden ana rahmine, ana rahminden dünya âlemine, dünyadan kabir âlemine yani berzaha oradan da son durak âhiret âlemine yolculuğumuz devam ediyor. Dünya hayatımızdan sonra şimdi sırada ve önümüzde kabir hayatı var. Bu yolculuğa başlamak elimizde olmadığı gibi, devam etmemek de elimizde değil. Mecburi istikamet yani yol tek yönlüdür. Yönü belirleyen ise âlemlerin mutas...
» Devamı için tıklayınız ...
Ölümün Düşündürdükleri
İçinde yaşadığımız kâinatta ne varsa en küçüğünden en büyüğüne kadar hiç bir şey amaçsız, gayesiz ve boş yere yaratılmamıştır. Her şey ama her şey belli bir plana, programa göre yaratılmıştır. Kâinattaki bütün mevcudat, zerreden-kürre’ye, atomdan- galaksiye kadar her şey Allah’ımızın bu programına göre hareket eder. Hiçbir şey bu programın dışına çıkamaz. Çünkü Allah’ımızın kâinatın işleyişinde değişmez kanunları vardır. Kur’ân-ı Kerim bunlara “Sünnetullah” demektedir. Allah Teâlâ bu sünnetleri (kanunları) hiçbir şahıs, sınıf, zümre, coğrafya veya başka bir şey için veya başka bir sebeple değiştirmez. “Allah’ın kanununda bir değişme bulamazsın; Allah’ın kanununda bir sapma bulamazsın.”(Fatır/43) Eğer değişirse kanun olma özelliğini kaybeder. Çünkü kanun herkese eşit ve herkes için aynı olandır. Yukarıdan bıraktığımız bir cismin aşağı doğru hareket etmesi. Yer çekim kanunu. Geceyle gündüzün peş peşe gelmesi. Mevsimlerin birbirini takip etmesi. Suyun dünyanın her tarafında belli bir sant...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur’ân Ve Sünnete Göre Mutlu Bir Hayatın On Altın Kuralı
İçinde yaşadığımız bu dünya hayatının bin bir ahvali vardır. Bazen sevinç, bazen hüzün, bazen acı, bazen tatlı, kimi zaman mutlu, kimi zaman mutsuz. Ama her halükarda akıp giden ve tükenen bir hayat. İnsanoğlu bu hayatın geçiciliğini bildiği halde hep mutlu olmak ister, mutluluğu yakalamak için çırpınır durur. Kimi mutluluğu geçici heveslerde arar, onları elde edince sevinir. Mesela para gibi. Kimi makamda kimi de dünyanın bir başka zevkinde. Oysa dünyanın kendisi gibi geçici olan hiçbir şeyi mutluluğun kaynağı değildir. Belki insanın kendini mutlu addettiği geçici bir histir. GEÇİCİ HEVES... Eğer insanlar uğruna ahiretlerini bile feda ettikleri dünyanın geçici nimetlerinde mutluluğu yakalasalardı onlardan usanıp bıkmazlardı. Çünkü insan beğenerek aldığı elbiseyi bir müddet giydikten sonra hevesi kaçabilmektedir. Bu, aldığı araba ve içinde oturduğu ev vs. için de geçerli bir kuraldır. Hatta, insan bazen geçici bir mutluluk için kendisine zarar bile verebilmektedir. Uyuşturucu kullananl...
» Devamı için tıklayınız ...
Amellerde İhlâs ve Samimiyet
Allah’ımızın bize verdiği en büyük nimetlerin başında gelen ve yeri kalbimiz olan imanımızın organlarımızla dışa yansımasına amel denir. Bu amellerimizin bazılarını dışarı yansıtmayı imanımız bize zorunlu kılar. Farzlar bu sınıfa girer. Onun için bazı âlimler imanı;“Kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve erkân ile amel” diye tarif etmişlerdir. Sonra bunu vacipler, sünnetler ve günlük işlerimiz takip eder. Yani hayatımız kalbimizdeki imanın organlarımıza yansıyarak makes bulmasıdır. Onu için amel sadece ibadetle sınırlı tutulamaz.Memur masa başında, işçi işinin başında, esnaf ticaretinde, çiftçi tarlasında, kadın ev işlerinde, öğretmen ders verirken, öğrenci ders öğrenirken, imam cemaatine hizmet ederken, hâkim hüküm verirken kısaca kim ne yaparsa her şey ameldir. Onu için amel sadece ibadetle sınırlı tutulamaz. Çünkü imanımız hayatımızın her alanına müdahale eder. Sevgili Peygamberimizin (as) “İnsanlara eziyet veren nesneyi kaldırmayı imanla ilintilemesi” buna işarettir. İMANIN İKİ DÜŞMANI:...
» Devamı için tıklayınız ...
Sünnet ve bid’at
İçinde yaşadığımız dönem, Sünnet-i Seniyye’nin unutulup bid’atların hayatımızda çokça görülmeye başlandığı bir dönemdir. Dinimiz adına dinde olmayan birçok şeyin dindenmiş gibi kabul edildiğine, dinî olan birçok şeyin de unutulduğuna ya da yapılmadığına şahit olmaktayız. Böyle bir dönemde istikamet üzere yaşayabilmemiz için Peygamber Efendimizin (sav) sünnetini rehber edinmemiz gerekir. Çünkü biz ancak O’nun rehberliğinde bid’atlardan, hurafelerden ve yanlış dinî anlayışlardan korunabiliriz. Peygamber Efendimizin (sav) Sünnet-i Seniyyeleri’nin zıddı olarak düşünebileceğimiz “bid’at” kavramını açıklarken beraberinde “sünnetin” de bilinmesi gerektiği kanaatindeyiz. Bize düşen malumu ilam değil, bilakis sadece bu kavramları hatırlatmaktır. Zira ilmin ayağa düştüğü günümüzde herkes her şeyi biliyor ama sadece biliyor. Uygulama konusunda çeşitli sebeplerden dolayı sıkıntılarla karşılaşıyoruz. Bu küçük hatırlatmamızın uygulamalarımıza katkı yapmasını ve Sünnet-i Seniyye üzere yaşamımıza vesi...
» Devamı için tıklayınız ...
Namaz Vakitleri
Şehir :