Makaleler > Prof. Dr. Ali AKPINAR
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Alîm Olan Allâh’ın Kuluna İlim Yolunda Olmak Yakışır!
Yüce Rabbimizin isimleri arasında el-Alîm, Âlimü’l Ğayb ve’ş-Şehâde, Allâmü’l-Ğuyûb gibi isimler vardır. el-Alîm, her şeyi ayrıntı ve incelikleriyle bilen, sonsuz ilim kaynağıdır. O’nun bu ismi âyetlerde 162 kere geçer. O, her şeyi bilendir, O’nun ilmi her şeyi kuşatmış ve her bilginin üstündedir. O’nun ilmi zaman ve şartlara göre değişmez. O’nun ilmi, kulların bilgisi gibi düşünerek ve çalışarak elde edilen bir ilim değildir. O, her şeyin önünü ve sonunu, her zaman ve tüm ayrıntılarıyla bilir. O, gizli açık, görünen görünmeyen her şeyi bilir. O’nun için bilinmez, meçhul olan yoktur. Gönüllerde olanı, insanların gizleyip saklamaya çalıştıkları şeyleri O bilir. Allâhü A’lem/Allah her şeyin iç yüzünü en iyi bilendir. Buna göre Yüce Mevlâ, ilmin kaynağıdır. O, her şeyi bütün yönleri ve ayrıntılarıyla bilir. Kullarının da bilgilenmesini ister. Elbette O’nun eşsiz ve sonsuz ilminden kullarının payına düşen çok az bir şeydir. De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bi...
» Devamı için tıklayınız ...
Bana Gençliğin Yardımı Verildi
Peygamberimiz’in (sav) başlattığı İslâmî hareketin gençlerle başladığı ve gençlerle devam ettiği bir gerçektir. O’nun etrafında öncelikle gençler ve garibanlar toplanmış ona önce onlar îmân etmiş, O da onlara büyük değer vermiştir. “Bana gençliğin yardımı verildi, Yüce Allah kendisine ibâdet eden gençleri ayrı/özel sever, Allâh’a ibâdette yetişen genç, hiçbir korumanın olmadığı kıyamet gününde Allâh’ın koruması altında olacaktır” buyuran Peygamberimiz, kendisini hiç yalnız bırakmayan gençleri hiç yanından ayırmamış ve onları hep onura etmiştir. Mekke’nin ilkleri gençler: Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir, babası Ebu Kuhafe’den çok önce dine girmiş ve hareketin en ön safında yerini almıştı. Yine o ilklerden olan Zeyd b. Harise, Sad b. Ebî Vakkas, Talha b. Ubeydullah, Ebû Ubeyde b. Cerrah, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf, Musab b. Umeyr, Ebuzer, Abdullah b. Mesud, Ebu Seleme, Erkam, Osman b. Mazun, Ubeyde b. Haris, Hz. Ömer’in kız kardeşi Fatıma, Ebu Bekir’in kızları Esma ve Ayşe, Habbab, Umeyr...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur’ân’ın, Aileyi İnşa ve İhya Etmesi
Aile, toplumun temelidir. Güçlü toplumlar, güçlü ailelerden oluşur. İnsanlığın hayatı aile ile başlamıştır. Konuyla ilgili olarak Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabb'ınıza hürmetsizlikten sakının.” (4 Nisa, 1) Buna göre, aile insanlık için Yüce Yaratıcının bir lütfudur. İnsanlığa düşen, bu nimeti, onun asıl sahibinin ölçüleri doğrultusunda kurması ve yaşatmasıdır. Hayvanlar başta olmak üzere diğer varlıklarda da aileye benzer bir yapı varsa da insanlığın aile kurumu, insanlığa özel ve özgündür. Aile yuvasının kuruluşu, yaşatılması ve sonlandırılması konusundaki temel ilkeleri bizzat Yüce Rabbimiz belirlemiştir. Aile yuvası, aile fertlerinin ölümü ile sona ermeyen güçlü ve devamlı bir bağla fertleri birbirine bağlar. ALLAH’IN EMRİ, PEYGAMBERİMİZİN KAVLİ Aile yuvası Allah’ın emri ve Peygamberin kavliyle kurulur. Kur’ân, aile yuvasının nasıl kurulacağını, kimlerle hangi şartlarda...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur’ân’ın, İnsanın Söz ve Davranış Dünyasını İnşâ ve İhya Etmesi
SÖYLEM DÜNYASININ İNŞASI Kur’ân’ın davası kuru bir söz ve ideoloji davası değildir. Onun gayesi kuru sözlerle, sadece teorik bilgiler vermek hiç değildir. Aksine Kur’ân, söz ve davranış dünyasına yansımak ister, teorilerinin hayata geçirilmesini arzu eder. İçerisindeki cümlelerin güzelim hareketlerle müşahhas, mücessem ve müheykel hale dönüşmesini ister. Ruh bedenle, mânâ madde ile bütünleşirse Kur’ân’ın asıl hedefine ulaşılmış olur. Bu yüzden Kur’ân insanı, hayra doyumsuzdur, iyilik ve güzelliklere açtır. O hep iyilik güzellik düşünür, hayır projeleriyle dolar, iyilik ve güzel işlere doğrulur. Hayatını bu güzelliklerle inşa eder, değişir, gelişir ve güzelleşir. Değiştirir, geliştirir ve güzelleştirir. O, her coğrafya ve şartta, her zaman iyilik ve güzellik meyveleri üretir. O, bu hayırları çevresiyle de paylaşır. Bütün bunlar için önce söylem dünyasının inşası gereklidir. Bu iman ile başlar. Mü’min, kalbinde kökleşen imanı, önce diliyle söyler, ikrar eder. Kişinin imanını ikrar etmesi...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur’ân’ın Düşünce Dünyamızı İnşa ve İhya Etmesi
İnsanın en önemli özelliklerinden biri de onun düşünen ve akleden bir varlık olmasıdır. İşte Kur’ân ayetleri, ikna edici üslubu ile, apaçık delilleri ile, anlatım gücü ile beyinleri donatır, kuşatır ve onları harekete geçirir. Öyle doldurur ve harekete geçirir ki beyinlerden fışkıran enerji söz ve davranışlarla dış dünyaya yansımaya başlar. Bunun için Kur’ân sürekli çalışan, hareket halinde olan ve kullanılan bir akıl ister. Sürekli insanı düşünmeye çağırır, hem de derinlemesine ve ince ince düşünmeye, “taakkula, tefekküre, tedebbüre, teemümle” çağırır. Bu yüzden de akıl kelimesi yalın olarak Kur’ân’da geçmez, Kur’ân’da akletme ile ilgili kavramlar fiil kalıbında geçer.Kur’ân’ın bu yönünden yararlanabilmek için gönüller gibi, akılların da ona açılması gerekir. Akılların ön yargıların bağından kurtularak özgürce çalışması, Kur’ân’ın berrak ilkeleriyle donatılması, düşüncelerin onunla kurulması gerekir. Bunun için akılların nefis ve şeytanlara kiraya verilmemesi gerekir… DÜŞÜNEN KALPLER,...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur'an'ın Gönül Dünyasını İnşa ve İhya Etmesi
Cami dernekleri vardır, yaptırma ve yaşatma derneği adı altında kurulurlar. Gerçekten de bir kurumu yaptırma da önemlidir, yaşatma da. İnsan için de durum böyledir. Var olan insanın maddî yapısı gibi manevî yapısını inşa etmek kadar onu o doğrultuda yaşatmak da oldukça önemlidir. İşte bunun için biz inşâ ve ihyâ dedik ve önce insanın gönül dünyasının inşâ ve ihyasından başladık.Bunun ardından onun düşünce dünyasının, söylem ve eylem dünyalarının inşa ve ihyaları konusu gelecektir. KUR’ÂN TOPLUMU ÜTOPYA MIDIR? Yüce Rabbimizin biz kullarında en büyük emanet ve nimetlerinden biri olan Kur’ân, insan içindir, insana inmiştir ve insanı bütün yönleriyle inşâ ve ihyâ etmek için gelmiştir. Bu anlamda Kur’ân, önce yapıyı en güzel bir şekilde kuran kitaptır. Ardından kurduğu bu yapıyı en mükemmel bir şekilde yaşatan kitaptır.Kur’ân, yoktan var eden Yüce Yaratıcının ve her şeye hayat veren Hayyü lâ yemût olan Rabbimizin kelamı olmakla bu görevini ifa etmeye devam etmektedir.Kur’ân’ın hedeflediği i...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur'an Okumakla Emrolunduk
Kitabımız, Yaratan Rabbinin adıyla Oku emriyle başlar. Bu emre, kadın erkek, büyük küçük her Müslüman muhataptır. Her mükellef mü’min, yazılı metinden yahut ezbere Kur’ân’dan bir şeyler okumakla yükümlüdür. Zira Müslümanın onsuz olamayacağı namaz ibadetinin sahih olabilmesi için mutlaka Kur’ân’dan bir şeylerin okunması şarttır. Çünkü kıraat namazın rukünlerinden biridir. Namazda Kur’ân tercümesinin okunması ile bu rukün gerçeklemeyeceğine göre, her Müslüman mutlaka Kur’ân okumak zorundadır. Yeni Müslüman olmuş bir kimse de en kısa zamanda Fatiha suresini ve namazda geçerli olacak kadar birkaç Kur’ân ayetini öğrenmekle yükümlüdür. Kur’ân-ı Kerim’de okuma ile ilgili pek çok kavram ve ayet vardır. Kur’ân, kıraat, tilâvet ve tertîl kavramları ile kendisini okumaya bizleri davet eder. “O halde Kur’ân’dan kolayınıza geleni okuyun (fakraû)”(73 Müzemmil 20). “Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu hakkını gözeterek (hakka tilâvetih) okurlar (yetlunehu). Çünkü onlar ona iman ederler”( 2 Baka...
» Devamı için tıklayınız ...
Hayat Kitabıyla, Hayatı Anlamlandırmak
Kur’ân, ne edebiyat kitabıdır, ne de oku-yat kitabıdır. Kur’ân hayat kitabıdır. O, hayatı planlamak ve onu anlamlı hale getirmek için gelmiştir. Bazıları Kur’ân’ı ahiret kitabı sanır, oysa Kur’ân, bu dünya hayatını planlamak için gelmiştir. Ondaki bütün emir ve yasaklar, bu dünya hayatı ile ilgilidir. Kur’ân’ın çağrısı, Allah ve Rasülünün çağrısıdır. Bu konuda Kur’ân şöyle seslenir müminlerine: Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız. PEYGAMBERİN HİTABINA CEVAP VERMEK Rivayete göre bir defasında Peygamberimiz Hz. Übey b. Ka’b’ın evine gidip ona seslendi. Übey, o sırada namaz kılıyordu, bu yüzden Peygamberin çağrısına cevap vermedi. Bunun üzerine Peygamberimiz bu ayetle onu uyardı ve her halükarda peygambere icabetin gereğini ona hatırlattı. Evet, bugün bizler için namaz kılarken Peygamberimizin çağrısı söz konusu değildir. Ancak bu olay, Allah ve ...
» Devamı için tıklayınız ...
Namaz Vakitleri
Şehir :