Makaleler > Rasim ÖZDENÖREN
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Resûlullâh’ın (sav) Şahsında Babaca Tavır
Birileri bizim hâlâ ulusça olgunlaşmadığımız kanısını taşıyor. Biz, hâlâ özgürlüğümüzü elimize alacak denli özgürleşmiş değiliz. Biz hâlâ kendimizi yönetecek olgunlukta değiliz. Bu yüzden asla kendi başımıza bırakılmamamız gerekiyor. Çünkü çıkarımızın ne olduğunu bilemeyeceğimiz için özgürlüğümüzü nerelerde har vurup harman savuracağımız da belli olmaz. Biz özgürlüğün değerini bilemeyeceğimiz için başımıza onun değerini bilecek birileri dikilmelidir. O birileri hem özgürlüğün değerini bilir, hem bizim değerimizi bilir. Ve bu değerlerle bizim çıkarımızı uzlaştırmanın da üstesinden gelir. Biz ise zihinsel yorgunluk halini yaşarız. Biz, kendi değerimizi bilmediğimiz gibi, elimizdeki özgürlüğün değerini de bilemeyiz. Olay yeni değildir: Bu milletin henüz özgürlüğe alışık olmadığı, özgür bırakıldığı takdirde başını hangi taşa vuracağı belli olamayacağı için başına bir vasi atanması gereği yüzyıllardır söyleniyor. Karşımızda ne kadar kalın kafalı bir millet olmalı ki, olayı hâlâ kavrayabilmi...
» Devamı için tıklayınız ...
Sapkın Bir Tavır: Eğitimin Tersyüz Edilmiş Hali
İnsanların farklı görüşlerde olmasını yadırgayanlar az sayıda olmasa gerek. Aslında aralarında görüş ayrılığının bulunması, onların tam da diriliğine, canlılığına, sağlıklı oluşlarına ve sağlıklı düşünme yolunda bulunduklarına delâlet etmelidir. Ama durumu yadırgayanlar insanların tümünün aynı çarktan çıkmışçasına aynı görüş etrafında “yekvücut” olması gerektiğini öngörüyor. Oysa aynı temel ilkeleri paylaşan bir dînin sâlikleri bile farklı konularda farklı görüşe sâhip bulunabilir. Nitekim öyledir de. İslâm târihinde farklı görüşler çevresinde toplanmış insanlar her zaman var olagelmiştir. Durum böyleyken, günümüzde insanların tek bir görüş çevresinde “birleşmeleri gereği” üstünde duranlar oluyor. Aslında olmaması gereken ve sağlıksızlık işâreti olan husus, tam da budur! Aslında görüşlerin isâbetli olup olmaması o kadar önem taşımaz. İsâbetli olmasa bile, şâyet bir fikir silsilesi kendi içinde bir “görüş” (ictihâd) değeri taşıyorsa ona ödül vaad edilmiştir. O görüşte isâbet varsa ödül ...
» Devamı için tıklayınız ...
Genç Müslümanın Enerjisi
Geleceğin kapısını genç Müslümanın enerjisi açacak… Saklamaya gerek yok. Müslümanların egemen olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Dünyada birbuçuk milyar Müslümanın yaşadığı doğrudur. Fakat bu birbuçuk milyar Müslümana rağmen Müslümanların egemen olduğu bir dünyada yaşamıyoruz. Gelecek gençlerindir. Ancak dünyanın kurulu düzeni (dünyaya egemen olan sistem: barbar kapitalizm) bu geleceği karartıyor. Sahte avuntular, sahte mutluluk reçeteleri, geçici ikramiye vaatleri bilinci köreltiyor; dahası yanlış bir bilincin inşasına yol açıyor. Bu yanlış bilinç eşitsizliği, baskıyı, kötülüğü görünmez hale getiriyor. Görünmeyen kötülüğe karşı savaşım vermenin imkânsızlığı aşikârdır. Bir yandan her türlü eşitsizliği, baskıyı, kötülüğü yürürlükte tutan dünya sistemi, bir yandan da İslâm’a karşı büyük bir saldırı yürütüyor. Bu nedenledir ki, dünya genelinde genç Müslüman kuşaklar, dünya sistemini çökertmek üzere harekete geçtiklerinde sahip olacakları muhteşem gücün farkında olmaksızın gün dolduruyor. Müs...
» Devamı için tıklayınız ...
Tv Dizilerinin Kültürel Yayılmadaki ve Yozlaşmadaki Başat İşlevi
Modern çağ, kadim dönemlerde görülmedik biçimde kültürlerin yayılma, birbirinin içine girme halinin yaşandığı bir ortam yarattı. Ancak baskın kültürler kendi kültürel değerlerini başka kültürler üzerinde etkili kılmanın üstesinden gelmesini de bildiler. Medya, hele de televizyon bu alanda dikkate değer bir “başarı” gösterdi. İlkin Amerika’da başlayan TV dizileri, oradan bütün dünyaya yayılmakta gecikmedi. 1950’li yıllarda daha çok Hollywood filmlerinin yaptığı iş, 1960’lı yıların ortalarından itibaren TV dizi filmleri marifetiyle yürütüldü. Türkiye’ye televizyon yoğun biçimde özellikle 1970’li yılların ortalarından itibaren boy vermeye başladı. Aynı yıllarda –dönemin tek kanalı olan TRT ekranlarında- Amerikan TV dizileri, arkasından Brezilya’nın “sabun köpüğü” (soap opera) dizileri ekranları kaplamaya başladı. 1970’li yılların son çeyreğinde bir Amerikan TV dizisi, Dallas, yalnız Türkiye’de değil, bütün dünyada fırtınalar koparttı. O dizinin gösterildiği pazar geceleri, insanlar sırf o...
» Devamı için tıklayınız ...
Sünnetin Rehberliğine Başvurmadan İslâm’a Ulaşılmaz
Müslümanca yaşamın gündelik hayâta geçirilmesi, etkinliklerimizin gündelik hayatta Müslümanca bir karşılık bulması husûsunda başat yol gösterici Allâh Resûlü’nün (sav) uygulamalarıdır. Allâh Resûlü’nün uygulamasını rehber olarak kabûl etmeden Kur’ân’ın öngördüğü ilkelerin hayâta nasıl aktarılması gerektiği husûsunda başka hiçbir kaynak, başka hiçbir yol gösterici bulmamız söz konusu olmasa gerek. Büyük İslâm yorumcularının hâlen yol gösterici olarak kabûl görüyor olması, onların Kur’ân-ı Kerîm yanında bilhassa Sünnete dâir yorumlarının öne çıkmış olmasıyla açıklanabilir. Onlar son tahlilde reylerini bu yönde rehber ittihâz ettikleri Sünnete dayandırmak sûretiyle oluşturuyor. Salt kendi kafalarının kendilerine telkin ettiği keyfî kanaatlere dayanarak değil… Resûlullâh’ın Sünnetinin belli bir parçasını oluşturan Hadîs-i Şerifler dünyâsında minicik bir gezinti bile bize şu husûsu telkin etmede yeterli olabiliyor: Bu Hadîs-i Şeriflerden her biri bir diğeriyle interaktif bir ilişki içinde b...
» Devamı için tıklayınız ...
Fitneye Karşı Strateji
Türkiye’nin dış politika alanında her türden dış etki (daha dar anlamda fitne) karşısında izlemesi gereken stratejisi ne olabilir, ne olmalı? Bu sorunun cevabını bulabilmemiz için ilkin belli bir strateji tanımından hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Strateji kelimesi Yunanca“stratos” (ordu) ve “ago” (gütmek) kelimelerinden oluşuyor. Ordunun belli bir amacı gerçekleştirmek için tutacağı, tutması gereken yol ve tutum anlamını hedef alıyor. Kelime bu özel anlamıyla kayıtlı kalmamış, genelleşmek suretiyle her alanda kullanılır olmuştur. Örneğin ulusal strateji, ulusun çıkarını sağlamak üzere uygulamaya konulacak ulusal politika, plan ve programların tümünü ifade eder. Strateji kelimesi politikadan daha kapsamlı bir anlama sahiptir. Uygulanan politika, benimsenen stratejiyi hayata geçirmek üzere izlenen yolu belirler. Bir ülkenin yurt içinde ve dışında benimsediği strateji barış temeline dayanıyorsa, barışı sağlamak üzere izlediği, geliştirdiği iktisadî, siyasî, hukukî, askerî enstrü...
» Devamı için tıklayınız ...
İslâm Kardeşliği Versus Irkçılık
“Tüm mü’minler kardeştir, o halde her ne zaman araları açılırsa kardeşlerinizin arasını düzeltin...” (Hucurât, 10) 20. yy’ın sonlarına doğru dünyanın küreselleşme yolunda ilerlediği söylendi. Küreselleşme, Avrupa’nın evrensel site ülküsünün yeni koşullara uyarlanmasının sonucu olarak ortaya çıktı. Küreselleşme, Evrensel Sitenin temel ülküsü olan, 1789 Fransız Devrimi’nden tevarüs edilen eşitlik, özgürlük, kardeşlik ilkelerinin demokrasi, liberal ekonomi, insan hakları ilkeleriyle değiştirilmesi sonucu elde edilmiştir. Emperyalizm döneminde Avrupa’nın sömürgeci ülkeleri sömürgeleştirdiği ülkelere bu ilkeleri paravan olarak kullanarak giriyordu. Bu ilkeler de “uygarlık” ana başlığı altında toplanıyordu. Ne var ki, Avrupa, sömürgelerine götürdüğünü söylediği ilkeler çerçevesinde inandırıcı olamamıştır. Kendini arî ırk olarak gören Avrupalı insan kara derililere veya sarı derililere veya kızıl derililere ırkçı bir yaklaşımla tepeden bakıyor; onlara uygarlık getirdiğini, dolayısıyla onların...
» Devamı için tıklayınız ...
Dünyevileşme ve Kimlik Kaybı
Bir defasında kimliğin tanımı sadedinde şu belirlemeyi yapmıştık: “Bir kimseyi başka biri değil de kendisi yapan özelliklerin bütününe o kimsenin kimliği diyebiliriz.” (Düşünsel Duruş’ta “Müslümanın Düşünsel Özelliği ve Kimlik Sorunu” başlıklı yazı, İz Y. İst.). Bir kimse, yalnızca fizik özellikleriyle değil, ondan daha fazla onun moral (mânevî) özellikleriyle de belirlenir. Belki ilkin onun dış görünüşü dikkate alınır. Hele de polisiye konularda kişinin eşkâlinin belirlenmesi birincil öncelik taşır. Eşkâli belirlenirken giyim kuşamı da belirtilir. Kişinin üzerinde mont bulunması, gözlük takmış olması, şapkası bu tür belirlemelerde dikkate alınır. Böylece eşkâlin belirlenmesinde geçici ve kalıcı işaretlerin tümü sıralamada göz önünde tutulur. Bir kimsenin kimliğini belirlemede beden ölçüleri kadar, içinde yer aldığı kültürel özellikleri de hesaba katılır. Boyunun uzunluğu, teninin ve saçının rengi, tarama biçimi, yaşı, kilosu, ne kadar hızlı koştuğu gibi özelliklerinin yanı sıra o kims...
» Devamı için tıklayınız ...
Hadis-i Şerif Karşısında Şükür ile Nankörlük Sarkacındaki İnsan
Ebu Hureyre (ra) Peygamber (sav)’den işittiğini şöyle aktarıyor: “İsrailoğulları arasında biri ala tenli, biri kel, biri de kör üç kişi vardı. Allah onları sınamak istedi ve kendilerine bir melek gönderdi. Melek ala tenliye geldi: ‘En çok istediğin şey nedir?’ dedi. Ala tenli: ‘Güzel bir renk, güzel bir ten ve insanların beni çirkin gördüğü ve iğrendiği şu halin benden giderilmesidir.’ dedi. Melek onu sıvazladı ve alaca tenlilik ondan gitti, rengi güzelleşti. Melek ona: ‘Hangi malı daha çok seviyorsun?’ dedi. Alaca tenli adam da: ‘Deve yahut sığırdır’ dedi. Allah ona gebe bir deve verdi. Melek: ‘Allah sana bu deveyi bereketli kılsın’ diye duâ etti. Melek sonra kel olan adama gelerek: ‘En çok ne isterdin?’ dedi. Kel de: ‘Güzel bir saç ve insanların benden uzaklaştıkları şu kelliğin benden giderilmesidir.’ dedi. Melek de onu sıvazladı, kelliği yok oldu, kendisine gür ve güzel bir saç verildi. Melek sordu: ‘En çok hangi malı seversin?’ Adam da: ‘İnek’ dedi. Allah tarafından ona gebe bir i...
» Devamı için tıklayınız ...
Dostluk ve Mutlak Dost
Dost dediğimizde akla gelen ilk özellik onun güvenilebilir biri olması durumudur. Ancak bu güvenilirlik sıradan bir güvenilirlik değildir. İnsan, mahallesinin bakkalına da güvenir. Onun kendisini aldatmayacağını bilir. Dostluk bağlamındaki güvenilirlik insanın sırrını paylaşabileceği, mahremiyetini teslim edebileceği nitelikte birinin güvenilirliğidir. Mahalle bakkalının bize aldatmayacağı konusunda ona güven duysak bile, bu güven ona mahrem halimizi açma bağlamında bir nitelik taşımaz. Dost, kendisiyle sırrımızı paylaşabildiğimiz biridir. Gene de dostluğun kişi için bir “güvenlik alanı” oluşturduğunu söylemek dost ilişkisini gözümüzde birdenbire bir çıkar ilişkisine dönüştürebilir. Sözü geçen güvenilirlik alanı çitlerle çevrilip oluşturulmuş bir sınırı ifade etmiyor. Bilakis orada dostlar arasında sınırların sonsuzca açılmış olmasını öngören bir güven duygusu vardır. Dostluk ilişkisinin tek taraflı olmayıp en az ikili bir ilişki biçimi olduğunu düşünürsek tarafların sınırlarını birbir...
» Devamı için tıklayınız ...
Ümmet Coğrafyasının Entegrasyonuna Nasıl Bakmalıyız
Eğer ümmet coğrafyasını bir entegrasyon (bütünlük) halinde düşünüyorsak bu bütünlüğün farklı soylardan gelen, farklı coğrafyalarda yaşama durumunda bulunan Müslümanların halihazır durumuna saygı gösterilmesi gerektiğini de önkabullerimiz arasında saymayı içimize sindirebilmeliyiz. 1990 yılı Ağustosunda, Irak diktatörü Saddam Hüseyin, Kuveyt’i işgal etme olayını savunma zımnında o toprakların zaten Irak’a ait oluğu gerekçesini ileri sürmüştü. İleri sürdüğü gerekçenin yanlışlığı üzerinde durularak şayet tarihî gerekçelere dayanmak isabetli olsa, bundan Irak’ın da zararlı çıkacağı, çünkü bu takdirde Türkiye’nin de Musul ve Kerkük üzerinde hak iddia etmemesi için sebep kalmayacağı, söylenmişti. “Tarihî gerekçeler”e lehte veya aleyhte sığınırken, illiyet rabıtasını gözden kaçırmamak gerekir. Aksi takdirde yeryüzünün bugünkü parselleri üzerinde kıyamete kadar işin içinden çıkılamayacak problemlerle karşılaşmak mukadderdir. Fakat her şeye rağmen bugünkü Ortadoğu’nun hâlihazırdaki parsellenmes...
» Devamı için tıklayınız ...
İslâm' da Kardeşlik Ortak Paydası Ne Demek?
Bana öyle geliyor ki, biz Müslümanlar ne zaman kendimizi unutsak Allah bize bir uyarı göndermek suretiyle aklımızı başımıza devşirmemiz gerektiğini ferman ediyor. Bir Müslüman’ın kendini unutması ne demek oluyor? Bir Müslümanı Müslüman yapan hasletler her ne ise o hasletlerin unutulması veya dikkate alınmaması durumuna, ben kendini unutma diyorum. İslâm, onun ibadetlerinden ve hukukundan daha fazlasını içerir. İbadetlerini eksiksiz yerine getiren bir Müslüman acaba her zaman ideal bir Müslüman sayılır mı? Dahası, ibadetleriyle birlikte onun şeriatına da riayet hususunda hassasiyetini esirgemeyen bir Müslümana kâmil bir Müslüman dememiz mümkün müdür? Yoksa söz konusu ibadetler toplamının ve şeriat hükümlerinin birebir uygulanması bile iyi bir Müslüman olmaya yetmez mi dememiz gerekiyor? Fikrimi şöyle açıklamaya çalışayım. Kişi ibadetlerini eda etmekte kusursuz (öyle diyelim)... Artı, şeriatın buyruğu olan hükümlere riayet konusunda da sonuna kadar titizlik sahibi... Bu kişi söylenenden ...
» Devamı için tıklayınız ...
Kurban ve Kan
Kan, yemesi, içmesi haram veya mekruh olmakla birlikte, zatı itibariyle mukaddes ve mübarek, dirimsel bir sıvı, bir dokudur. Kanı, içinde yer aldığı bünyenin ırasını da belirleyen temel faktörlerdendir, diye kabul ediyorum. Kişinin nesebi onun kanının özelliği ile belirlenir. Kan ile ilgili sözler arasında kanı temiz veya kanı bozuk olma deyimleri, onun soyunun temizliği ile ilişkilidir. İmdi. Kimileri, kurban kesmenin, kurban bedelini sadaka olarak ödemek suretiyle yerine getirilebileceğinden bahsediyor. Gerekçe olarak da, tutulamayan oruçların yerine bu suretle bir kefaret ödemeyi misal gösteriyor. Aslında, burada iki husus karıştırılıyor. Oruç tutamamanın gerekçesi ile kurban kesememenin gerekçesi mahiyet itibariyle birbirinden farklıdır. Oruç, bedensel bir ibadettir, tutulamaması bedenin zafiyetiyle ilgili bir özellikten ileri gelir. Kurban ise, son tahlilde malî bir ibadettir ve yerine getirilememesi ancak malî yetersizlikle ilgili olabilir. Ve onu yerine getiremeyene bu bakımdan ...
» Devamı için tıklayınız ...
Selamı Yaymak
Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edildiğine göre Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “Canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinize sevgi ve saygınızın artacağı bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı ve selamlaşmayı yayınız.” (Müslim’den nakil, Riyâzü’s-Sâlihîn, 379 nolu Hadis). Bu Hadis-i Şerif’te şu unsurların ön aldığını görüyoruz: 1. İman etmedikçe cennete giremezsiniz 2. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız 3. Selamı ve selamlaşmayı yayınız;bu, birbirinize karşı olan sevgi ve saygıyı arttırır. Cennet, her Müslümana ufuk oluşturan İlahî müjdenin amilidir. Bir Müslümanın edimleri, onu cennete götürecek caddenin taşlarını döşemekten ibarettir desek yanılmış olmayız. İBADETLERLE BİRBİRİMİZE YÖNELECEĞİZ Allah Resulü ise bize her cümlesiyle bu caddenin taşlarının nasıl döşeneceğini öğretiyor. Her bir ibadet türünün kendine mahsus özelliklerinin her biri bizi cennete ulaş...
» Devamı için tıklayınız ...
Eğitimin Anlamı Bağlamında Din Eğitimi
Eğitim, bilginin, geleneğin ve alışkanlıkların nesilden nesile aktarılması olayıdır. Bu olay edilgen olmayıp bilakis etken bir işlemdir. Bu itibarla aktarılan bilgi, gelenek ve alışkanlık aynı zamanda yenilemeyi ve yenilenmeyi tazammun eder. Eğitim yalnızca edilgen yüzüyle geçerli olsaydı söz konusu bilgi, gelenek ve alışkanlığın aktarılması, başka bir söyleyişle onların öğretilmesi yeterli sayılabilirdi. Oysa eğitim etken bir faktörü içermektedir ve bu itibarla yalnızca öğrenimden ibaret kalan bir faaliyet değildir.Öğretilenlerin veya öğrenilenlerin öğrencide –ki, öğrenci kavramı yediden yetmişe veya beşikten mezara herkesi kapsar- içkinleştirilmesi sürecini de içine alır. Öyleyse eğitime bir kültürü meydana getiren tüm ögelerin bir nesilden ötekine aktarılması faaliyeti olarak bakabiliriz. KÜLTÜR NEDİR? Konu buraya gelince karşımıza “Kültür nedir?” sorusu çıkar. Kültürü insanın ihtiyacını karşılamak üzere ortaya çıkardığı her türlü el ve zihin ürünüdür diye tanımlamak mümkündür sanır...
» Devamı için tıklayınız ...
Tekkeler, Ah Tekkeler!
Tekke asal işlevi açısından halkın eğitim gördüğü yer (mekân) anlamına gelir. Orada öğretimden ziyade eğitim yapılır. Açılması özel bir izne bağlı olmaksızın serbesttir. Ancak böyledir diye her önüne gelenin bir tekke açması da pratikte söz konusu değildir. Orası bir eğitim yeri sayıldığı için asal işlevine uygun bir çerçevede faaliyet göstermesi gerekir. Bu nedenle de, tekkeyi yöneten kişinin toplumda sözüne itibar edilen, sohbeti, nasihati dinlenir, kısacası toplum önderi olarak kabul edilebilir bir kişi olması beklenir. Bu koşullar yerine gelmediğinde tekke diye açılmış olan yer bir boş mekân olarak kalmaya hükümlü olur.Demek ki, tekkenin hem itibar edilir bir kişi tarafından yönetilmesi gerektiğini söylüyoruz, hem de o yerin bir eğitim mekânı olarak kabul edilmesi gerektiği koşulunu arıyoruz. Tekkenin yönetiminden sorumlu olan kimse şeyh mertebesinde bulunan bir şahsiyettir. Şeyh, belli bir tasavvuf telakkisinin o mahaldeki temsilcisi mesabesindedir. İnsanlar oraya o şeyhin sohbeti...
» Devamı için tıklayınız ...
«12»
Namaz Vakitleri
Şehir :