Makaleler > Mahmud Sami RAMAZANOĞLU (K.s)
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Muhabbet-i Rasûlillah (sav)
Kıymetli kardeşlerim! Rabbimiz Âl-i İmrân sûresinin otuz birinci âyet-i kerîmesinde şöyle buyuruyor: ‘Habîbim Ahmed, Resûlüm yâ Muhammed de ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.’ Hadîs-i şerifte de buyurulur ki: ‘Bir defa bana salavât gönderene, Cenâb-ı Allah on defa rahmet eder.’[1] Tek bir salavât okuyacağız, Hâlik-ı Zül-Celâl on defa rahmet edecek. Niçin böyle? Peygamberimiz (sav) çok büyük olduğundan, Allah yanında çok sevgili olduğundan; Resûlullâh’ı (sav) memnûn edenlerden Allah da memnûn oluyor. Galip Efendi şöyle vasfediyor Peygamberimizi (sav): Hutben okunur minber-i iklîm-i bekâda, Hükmün tutulur mahkeme-i rûz-i cezâda, Gülbank-ı kudûmun çalınır arş-ı Hüdâ’da, Esmâ-ı şerîfin anılır arz u semâda, Sen Ahmed ü Mahmûd u Muhammedsin Efendim, Hakk’tan bize Sultân-ı müeyyedsin Efendim Molla Câmî de: ‘Bahçe tarafına gitmiştim. Bütün gülleri açılmış gördüm. Gül bahçesinden Hz. Muham...
» Devamı için tıklayınız ...
Ümmet-i Muhammed ve Şefâatçileri
Günlerden bir gün, Rasûlullâh (sav) Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve Hz. Âişe -rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn- ile oturmakta idiler. Hepsi de Rasûlullâh’ın huzûrunda bulunuyorlardı. Rasûlullâh (sav) birden şiddetle ağlamaya başladı. Öyle bir ağlayış ki, dayanılmaz. Bunu gören Hz. Ebû Bekir şöyle dedi: – Anam, babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Niçin ağlıyorsun? Rasûlullâh (sav) buyurdular ki: – Ümmetimin önünde uzun ve zor bir yol, omuzlarında ağır bir yük ve birçok da mâ’sıyetleri bulunmaktadır. Âhirette azâba girerlerse ben nasıl ağlamıyayım! Hz. Ebû Bekir bundan duygulanarak: – Yâ Rasûlallah! Sen gönlünü hoş tut! Allah bana izin verirse, -kıyâmet gününde ümmetinin âsîleri hakkında durum vahimleşirse- günahlarının taşınmasını hafifleştirmek için onların günahlarının yarısını yüklenirim. Rasûlullâh (sav), Ebû Bekir’i senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti. Sonra Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ömer’e teveccüh ederek şöyle buyurdu: – Yâ Ömer! Ebû Bekir ...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’de Allah Sevgisi ve Rızâ
Hz. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- Allah ve Rasûlullah yolunda malını ve ıyâlini fedâ etmiş; ciğerpâresi kızını Rasûlullâh’a nikâhlamıştır. İbn-i Ömer -radıyallâhu anh- anlatıyor: – “Biz Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in yanında oturuyorduk. Hz. Ebû Bekir de orada idi ve yırtık bir abaya bürünmüştü. O sırada Cebrâil -aleyhisselâm- nâzil oldu. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e selâm verdi ve ona şöyle dedi: – Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir’i niçin yırtık bir abaya bürünmüş görüyorum? Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu: -Fetihten önce malını bana getirdi. Hz. Cebrâil -aleyhisselâm- Rasûlullâh’a şöyle dedi: – Ona Allâh’ın selâmını tebliğ et ve de ki; Allah Teâlâ sana şöyle buyuruyor: – Sen bu fakirliğinden dolayı Ben’den râzı mısın? Yoksa dargın mısın? Bunun üzerine Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’e döndü ve buyurdu ki: – Yâ Ebâ Bekir! İşte Cibrîl, sana Allâh’ın selâmını söylüyor ve diyor ki: – Sen bu fakirliğinden dolayı Ben’den...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halîfe Seçilmesi
Halîfe Olarak Yaptığı İlk İş Muhyiddîn-i Arâbi hazretlerinin “Muhâdaratü’l-Ebrar” ve “Müsâmerâtü’l-ahyâr” kitabında ve Hâmid-i İmâdi’nin “Dav’ul-Misbah fî tercemeti Seyyidinâ Ebi Ubeydeti’l-Cerrâh” nam kitabında yazıldığı üzere Hz. Ebû Bekir (ra) evvelâ Hz. Ömer Fârûk (ra) ile mahremâne müzâkere ve müşâvere ettikten sonra Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ı (ra) çağırmış. Ebû Bekir ve Ömer birlikte otururken Ebû Ubeyde yanlarına girdikte Hz. Ebû Bekir Sıddîk ona hitaben: – “Yâ Ebâ Ubeyde! Senin nâsıyen ne metindir, yüzünde hayır nasıl âşikardır. Rasûlullâh’ın (sav) indinde gıpta olunacak bir mertebede idin. Bir yevm-i meşhûd’da yâni cemiyyet-i aleniye’de Rasûlullah (sav) senin hakkında: “Ebû Ubeyde bu ümmetin eminidir” buyurdu. Cenâb-ı Hakk nice defa seninle İslâm’ı aziz ve fesadı defetmiştir. Sen dâima dîne melce ve müminîne rûh ve ihvanına muıyn olagelmişindir. Seni bir iş için istedim ki, hali üzere bırakılırsa sonunda korkulur. Islahı vâcibtir. – Ey Cerrah oğlu! Bu yara senin meylin, rifk ...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halife Seçilmesi
Hz. Ebû Bekir riyâset-i İslâmiye’yi deruhte etmekle pek müşkil ve mühim vazîfeleri yüklenmiş oldu. Bir tarafta sahte nübüvvet iddiasında bulunan müddeîler türemiş, ve diğer tarafta mürtedler, zekât münkirleri zuhur etmişti. Hz. Âişe, babasının deruhte ettiği vazifenin ağırlığını şöyle tasvir ediyor: - “Babamın karşılaştığı buhranlar dağlar başına inse idi onlar erirdi.” Hz. Ebû Bekir’in buhrandan, tehlikelerden zerre kadar yılmadığını gösteren bir hâdise de; en muhataralı vaziyet içinde önce Resûl-i Ekrem —sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin, Zeyd bin Hârise’nin oğlu Üsâme’nin kumandası altında ihzâr buyurduğu ordunun Şam’a doğru azimetini emretmesidir. Bu ordunun Medine’de kalması için müracaat vuku bulmuş ise de Hz. Ebû Bekir -radıyallahu anh-: - “Arslanların gelip beni kapacağını bilsem yine Üsâme’yi bekletmem.” demiştir. Diğer taraftan bazı Ensar, Üsâme’nin genç olduğunu, ashabdan yaşlı bir kumandanın tayin olunmasını münasip gördüklerini Hz. Ömer’le Hz. Ebû Bekir’den istemişl...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir'in Halife Seçilmesi
Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Ensar, Sa'd bin Ubâde’yi reis tayin etmek üzere “Sakıyfe”de toplanmışlardı. Hz. Ömer’i daha Resûl-i Ekrem’in (sav) hânesinde iken çağırmışlardı. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Ubeyde ile birlikte Sakıyfe’de içtimâ eden Ensar yanına vardılar. Hazrec kâbilesi, Sa’d bin Ubâde’yi tayin ile ona bey’at etmek istiyorlardı. Ensar hatibi: - “Biz İlâhi davanın yardımcıları Ensârız. Siz muhacirler bizim içimizde bir tâifesiniz. Bizi kökümüzden bir tarafa atmak, bizi bu işten bütün bütün uzaklaştırmak mı istiyorsunuz?” dedi. Hz. Ömer cevab vermek istediyse de Hz. Ebû Bekir geri çekti, kendisi merdâne metanetiyle ilerleyerek söze başladı: - “Ey Ensar! Siz kendi namınıza yâd ettiğiniz fezâili hâizsiniz. Fakat hakîkat şudur ki, Araplar Kureyş’in riyâseti ve hükümeti etrafında toplanırlar. Bu işi başkasına vermezler, size bir iki zattan birisini intihab etmenizi tavsiye ediyorum.” dedi. Bir eliyle Hz. Ömer’i diğer eliyle Hz. Ebû Ubeyde’yi tuttu, ikisini ileri sürdü ve...
» Devamı için tıklayınız ...
Peygamberimizin İrtihalinde
Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimizin (sav) cesed-i mübarekini gördükten sonra hücreden çıkarken kendini teessüre kaptırmadı. İslâmiyetin vücûda getirdiği inkılâbı yaşatmak ve yükseltmek ve vahdeti muhafaza etmek, islâmiyetin ilga eylediği câhiliyeti tekrar diriltmemek, İslâmiyetin nefhettiği hayatı idâme ve inkişâf ettirmek gayesinde idi. Hz. Ebû Bekir de bu işin tam ehli idi. Hz. Ebû Bekir’in ilk vazifesi cemaat-i müsliminin galeyânını teskin etmekdi. Bu sırada Hz. Ömer kılıcını sıyırmış, “Hz. Peygamber (sav) Efendimizin öldüğünü söyleyenlerin kellesini keseceğim, Resûl-i Ekrem’in (sav) ölmediğini, bayıldığını” ilân etmişti. Hücreden Hz. Ebû Bekir çıkarken Hz. Ömer hâlâ bunları söylüyordu. Hz. Ebû Bekir ona: “Sus!!!” dedi. O da sustu. Sonra kendisi konuşmaya başladı. Evvelâ Cenâb-ı Hakk'a hamdeyledi. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize salât ve selâm getirdi ve sonra şu kıymetli sözleri söyledi: - Ey nâs!.. Muhammed’e tapan bilsin ki, Muhammed (sav) ölmüştür. Hz. Allâh’a tapanlar i...
» Devamı için tıklayınız ...
Medine Devrinde Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Resûl-i Ekrem’in Vefatında Sehl ibn-i Sa’d es-Sa’dî’den mervidir ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-: - “Yâ Ebâ Bekir, ben makâmınızda, mihrabda sebât ediniz diye emretmiş iken niçin sebât etmediniz de geri çekildiniz?” buyurmuştu da buna karşın Ebû Bekir Sıddîk dahi: - “Yâ Rasûlallah! Ebû Kuhafezâde’ye yakışıyor mu ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-‘e namazda tekaddüm etsin?” diye i’tizâr eyledi. Özr-i mezkûr, nezd-i risâletpenâhîde makbûl oldu ki, takrir ve sükût buyurdular. Sonra Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- cemâate hitâben: - “Bana ne oldu, niçin ben sizin çokça el çırptığınızı gördüm? Her kim ki namazın içinde kendisine bir şey ârız olup işâret vermeğe mecbur kalırsa o kimse “Sübhânellah” desin. Zîrâ Sübhânellah denildikte nazar-ı dikkati celb ile ana iltifat olunur.”1 buyurdu. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz irtihâlinden dört gün evvel Müslümanları ihtilâftan korumak üzere bir şey yazdırmak isteyerek kalem, kâğıt istemişti. İb...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Resûl-i Ekrem Efendimizin Hilâfet İçin İşaretleri Rasûlullah (sav) Hazretleri Amr bin Âsi Zatü’s-selâsil nâm gazâya ordunun emiri olarak göndermişti. Amr bin Âs der ki: Gazay-i mezkûrden avdetimizde ben Rasûlullah (sav) Hazretlerinin huzûruna varıp: - “Ya Rasûlallah! Bütün nâs içinde en ziyade kimi seversiniz!” dedim. Buna cevâben Rasûlullah (sav) Hazretleri: - “Âişe'yi severim” dedi. Tekrar ben: - “Ya Rasûlallah! Erkeklerden en çok sevdiğiniz kimdir, dedim. Rasûlallah (sav) Hazretleri: - “Onun pederidir” buyurdu. Yani Hz. Âişe’nin pederi Ebû Bekir’i severim demek istedi. Tekrar ben: “Ebû Bekir'den sonra kimi seversin, dedim. “Ömer ibni Hattab’ı” buyurdular. Böyle birkaç kişiyi daha saydı sonra ben de sükût ettim. Yani Amr bin Âs kendisi o seferde Ebû Bekir ve Ömer hazerâtı da içinde bulunan askerler üzerine emir ta’yîn olduğundan nâs içinde Rasûlallah (sav) Hazretlerinin en sevdiği kendisi olduğunu zannetmiş idi. Hâlbuki öyle değil imiş. İbn-i Ömer (ra) der ki: Rasûlullah (sav) Hazret...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Hz. Ebû Bekir’in Afdal-i Ashab Oluşu İbni Abbas’dan mervidir ki: “Hakka ki, gerek mal ve gerek bedenen Kuhâfezâ Ebû Bekir Sıddîk’dan ziyâde beni minnettâr eden hiç bir ferd yoktur. Eğer nâs içinde birini kendime dost ittihaz etmiş olsa idim Ebû Bekir Sıddîk’i kendime dost ittihaz ederdim. Lâkin hullet ve uhhuvet-i diniyye daha efdaldir. Şimdi siz gözümüzün önünde mescid ve Harem-i Şerife açılan ne kadar kapı varsa Ebu Bekir Sıddîk’in kapısından maadâsını sed ve bend idiniz. Yani benden sonra Ebû Bekir Sıddık makam-ı hilâfete ve imâmet-i kübrâ’ya geçeceğinden müşarünileyh hazretlerine suhulet olsun demektir. Ebu’d-Derda, – radıyallahu anh- der ki: Ben Rasûlullah (sav) hazretlerinin huzurunda oturmakta iken Hz. Ebû Bekir kendi esvabının etrafını eliyle toplayıp diz kapakları bile meydanda olduğu halde meclis-i risaletpenâhi’ye müteveccihen gelmekte olduğunu görünce Rasûlullah (sav): “Arkadaşınız her halde birisiyle muhâsama ve münâkaşa etmiştir”, buyurdu. Yani, Ebû Bekir -radıyallahu anh...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)
Medine’de Rasûlullâh’ın (sav) mihmandarı Ebû Eyyûb el-Ensârî –radıyallahu anh- der ki: Rasûlullâh –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri Medine-i Münevvere’yi teşriflerinde: – “Medine’de bulunan akraba ve taallûkatımızın hânelerinden bize en yakın olan hâne kimin hânesidir ve hangi hânedir?” diye sual buyurunca Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh-: – “Ya Nebiyyallah benim hânemdir. Şu kuyu da benim kuyumdur.” dedi. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri Ebû Eyyûb’a: – “Öyle ise gidip bize hânenizde ikametimiz için yerimizi hazırla” buyurdu. Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh- da hazırladı. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleriyle Hz. Ebû Bekir’e hitaben: – “Allah Azîmüşşanın yümnü bereketi ve saâdeti üzere her ikinizde kalkınız lütfen ve tenezzülen hânemi teşrif buyurunuz.” meâlinde söz söyledi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri dahi Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh-‘ın hânesine teşrif buyurup orada bir müddet müsâferete...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)
Sonra onlara hitaben: “Amân” diye nidâ eyledim. Onlar tevakkuf eylediler, sonra ben hayvanıma bindim onların yanlarına vardım. Sonra bu yolda mûcize-i nebeviyye ile hayvanımın ayaklarının yere battığını ve kendimin hayvandan düşüp de bunlara zarar îrâsından men ve haps edildiğimi tehattur ve mulâhaza ederek Rasûlullah (sav) Hazretlerinin emri zâhir ve gâlip geleceği de hatırıma gelerek Rasûlullâh’a(sav) hitaben: – Senin kavmin Seni katl ve edene diyet vaadettiler, dedim. Ve Kureyş adamlarının, haklarından ne tür fikir beslediklerini haber verdim. Hem de ben onlara nezdimde bulunan zahîre ve metâımı arz ve takdim eyledim. Fakat onlar benden hiçbir şeyi eksik etmediler ve benden hiçbir şey istemediler. Ancak Rasûlullah (sav) Hazretleri bana hitaben: – “Sen bizim işimizi ketmet ve gizle” buyurdu. Bir rivayette, “Kureyşten hiçbir kimseyi arkamızdan gelmeğe bırakma” buyurdu. Sonra ben, Rasûlullah (sav) Hazretlerinden ahd ve emânımı hâvî kâğıt ve emannâme istedim. Aleyhisselâtü Vesselâm Hazr...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (RA)
Ebû Bekir dahi: - “Babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah ben de maiyyet ve sohbetleri­nizde bulunacak mıyım?” dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri de: “Evet, sen de beraberimdesin” buyurdu. Sonra Ebû Bekir: -“Yâ Rasûlullah! Babam Sana kurban ve fedâ olsun bu iki râhilenin hecin devemin birini alınız.” dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sel lem- Efendimiz hazretleri de: “Evet, alacağım amma ancak kıymet-i hakıkiyesiyle satın alacağım.” buyurdu. Hz. Âişe devamla: Biz çarçabuk dağarcık içinde her ikisinin levâzım-ı seferiyyelerini, zahirelerini ihzâr eyledik. Kız kardeşim Esma dahi nıtak tesmiye olunan kendi kuşağını ikiye şakkedip dağarcığın ağzını bağladı. Bu yüzden hemşirem Esmâ’ya “zâtünnıtakayn” tesmiye edildi. Yâni belinin ku­şağını ikiye şakkedip birisiyle zahire dağarcığının ağzını ve diğer parçasıyla da su kırbasının ağzı­nı bağladığından Esmâ -radıyallahu anha-’ya iki kuşak sâhibesi manâsına olan “zatünmtakayn” adı verildi. Sonra Rasûlullah -salla...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (RA)
Hâfız-ı Hakîkî Hak Teâlâ hazretleri vikâye buyurarak onları şaşırttığından gâr’ın içine bakmamışlardır. Onlar mağara önüne geldiklerinde Ebû Bekir -radıyallâhu anh- pek ziyâde mahzûn olarak: – “Yâ Rasûlallâh, beni öldürürlerse ne gam. Ben bir şahısım, amma Allah -celle celâluhu- göstermesin Sana bir ziyan eriştirecek olurlarsa bütün ümmetin helâkine sebep olur.” dedikte Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem – “Allah bizimle beraberdir, diye tesliyet verdi. Mağarada bulundukları vakitte Rasûlullâh arkadaşı olan Ebû Bekir’e: “Mahzûn olma; zîrâ Allah -celle celâluhu-’in inâyeti bizimle berâberdir.[1]” buyurdu. Müşrikler dönüp gittikten sonra Ebû Bekir -radıyallâhu anh-: – “Yâ Rasûlallâh! Eğer içlerinden birisi şöylece önüne bakıverseydi bizi görürdü.” dedikte Resûl-i Ekrem – sallallâhu aleyhi ve sellem-: – “Ya sen ne zannedersin o iki refik hakkında ki onların üçüncüsü Allah -celle celâluhu- ola” diye buyurdu. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- mağaraya girdikte bir delik gördü, oradan yıla...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)
Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir Sıddîk -radıyallâhu anh-’ın hânesine vardı. Kapısı önünde durdu, âdâb-ı Şer-i Şerif üzere: “İçeri girmeğe ev sâhibinin izni var mı?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir de “Buyrunuz Yâ Resûlallâh” dedikten sonra Resûl-i Ekrem içeri girdi ve taraf-ı Bâri Teâlâ’dan hicrete mezun olduğunu bildirdi. Ebû Bekir Sıddîk -radıyallallâhu anh da “Ben de birlikte miyim?” diye sordu. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem- de “Evet” buyurunca, Ebû Bekir Sıddîk’ın -radıyallâhu anh- sürûrundan gözlerinden yaşlar aktı. O gün Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- akşama kadar Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın hânesinde oturup gece Ebû Bekir ile birlikte çıkıp Sevr dağında bir ıssız mağaraya girdiler. Derhal Kâdir-i mutlak Allah Teâlâ -celle celâluhu- hazretlerinin emri ile bir örümcek gelip o mağaranın ağzına ağını gerdi ve bir çift yabânî güvercin de gelip yumurtladı. Kureyş’in arayıcıları gelip Sevr dağının etrafını dolaştılar. Onlardan Ümeyye bin Halef be...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (RA)
İslâm târihinde en mühim bir hâdise olan Hicret-i Nebevî’de Ebû Bekir -radıyallâhu anh- âilesinin şerefli, büyük bir hizmeti vardır. Hicret-i Peygamberî târihin seyrini değiştiren mühim bir hâdisedir. İslâm güneşinin Medîne-i Münevvere ufuklarında bütün meş’alesiyle parlayarak, arzın her tarafını aydınlatmağa başlaması bu hicretten sonradır. Müslümanlar, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den aldıkları tâlimât üzerine birer ikişer Medîne-i Münevvere’ye hicret ederken Ebû Bekir –radıyallâhu anh- da Mekke-i Mükerreme’de kalmıştı. O da hicret etmeği arzu edince Hz. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- ona: - “Dur bakalım, belki Allah -celle celâluhu- sana bir arkadaş nasîb eder.” demiş, O da beklemeğe başlamıştı. Ashâb-ı Kirâm’ın Mekke’den Medîne’ye hicret etmeleri, Evs ve Hazreç kabîlelerinin de îmâna gelmeleri üzerine Medîne’de dîn-i İslâm kuvvet buldu. Müşriklerin akılları erdi ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- de onların yanına giderse Medîne’ de büyük kuvve-...
» Devamı için tıklayınız ...
«123»
Namaz Vakitleri
Şehir :