Makaleler > Mahmud Sami RAMAZANOĞLU (K.s)
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Namazın Fazîletleri
Bihterîn-i ibâdât ve mu’teber-i tâât namazdır ki, sütûn-i dîndir. Müslim ile kâfirin meyânını müfârik, mübeyyindir. Beş vakit namazı cemâatle, cem’iyyetle ve ta’dîl-i erkân ile ve isbâğ-ı vudû’ ile müstahâb olan evkatta edâ eylemek lâzımdır. Hadîs-i şerifte buyurulmuştur ki: “Beş vakit namaz sizin birinizin dergâhında cereyân eden nehir gibidir ki, ondan her gün beş kerre gusledilse onda denes (kir) kalmaz.” Namaz, cemî mukarrebât-ı a’mâlin fevki olmuştur. Ol server-i Âlemiyân -aleyhi ve âlihi’s-salevâtü ve’t-teslîmât- Mi’râc gecesinde cennette müyesser olan devlet-i rü’yet, nüzûlden sonra o devletin neş’esine münâsib olanlara namazda müyesser olmuştur. Onun için buyurmuşlardır ki: “Namaz mü’minin mi’râcıdır.” ve “Kulun Rabbine en büyük yakınlığı namazda husûle gelir.” Ve onun kümmel-i tâbi’lerinin ol devletten bu neş’ede büyük nasibleri vardır. Eğer namaz ile emir buyurulmasaydı çehre-i maksûddan nikâbı küşâde ve tâlib-i matlûba delâleti edâda kim kâim olurdu? Namaz vardır ki, lezzet-...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
İlk iki “Oku” emri, Kur’ân değil, kırâat denilen fiile yaklaşmak için heceleme kabîlinden bir ihzâr ve teklîf idi. Üçüncü tazyikten sonra olan (Oku!) Cenâb-ı Hakk’ın emriyle, adı ile başlamıştır. Oku emri ilk nüzûlünde hem tekvînî bir mâhiyette Hazret-i Peygamber -sallallâhu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz’i okumaz, ümmî iken kudret-i İlâhî okur kılmıştır. Bir tefsîre nazaran ilk âyetlerin meâli: “Oku! Rabbının adıyla, Allah İsm-i Celîl’i ile başlayarak oku. İşte yaratmak denilen fiilin sâhibi olup kâinâtı yaratan ve seni yaratıp yetiştiren ve her işine mâlik bulunan Rabbin seni kudretiyle bir anda okur yaptı. Okunacak bir Kur’ân, bir Kitâb indirmeye başladı. Böyle ta’lîm olunduğu gibi O Rabbinin ismi ile başlayarak oku!” Pıhtılaşmış, katılaşmış kandan bir insan halk eden ve halk etmek kudret ve kuvvetinin sâhibi olan Rabbin hiç okumamış olanı da böyle okutur. Kalem ile yazıyı öğreten ve o vâsıta ile ilim belleten de O’dur. Yoksa bir kan pıhtısından yaratılmış olan insanlar ne kalem ...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
Hadîs-i Şerîf’te: “Erkek ve kadın her müslim için ulûm-i dîniyyesini taleb edip öğrenmek farzdır.” “Velev ki Çin’de dahî olsa ilmi taleb ediniz.” buyurulmuştur. Efendimiz (sav)’in bu hadîs-i şerîfte tahsîlini emir buyurmuş olduğu ilmi yalnız zâhirî ilme tahsîs etmek de doğru değildir. Çünkü ma’rifetullâh’a ve havf-i İlâhîye mukârin olmayan ve dünyâdan zühdünü artırmayan ilim, ind-i İlâhî’de şâyân-ı kabûl bir ilim sayılmaz. Nitekim hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: “Bir kimse ilmini tezyîd eder de o kimsenin iktisâb eylediği ilim o kimsenin dünyâ muhabbetinden zühdünü tezyîd etmezse, o, Cenâb-ı Hakk’tan uzak kalmaktan başka birşey kazanamaz.” Hakk Teâlâ Hazretleri: “Halbuki size ilim verilmedi, ancak az birşey verildi.” (İsrâ, 85.) buyurmuştur. Sahâbeden birisi; “Yâ Rasûlallâh! Bu âyet-i celîlede siz de muhâtab mısınız?” diye suâl edince “Evet” buyurulmuştur. Cemî’ enbiyâ ve evliyânın ilmi, Hakk Celle ve A’lâ Hazretlerinin ilmine nisbetle bir nokta kadar bile değildir. Hadîs-i Şerîf; kavlî...
» Devamı için tıklayınız ...
İlmin Fezâili
Bir kimse bir melikin hizmetine tâlib oldu. Melik de, “Git ilim ve edeb öğren ki, hizmetin sâlih olsun” dedi. O kimse de ilim tahsîline şurû’ eyledi ve ilmin zevkini, lezzetini tattı. Sonra Melik haber gönderdi ki: “İlmi terk etsin de artık gelsin, benim hizmetime ehil oldu.” İlim tahsîl eden kimse de dedi ki: “Beni senin hizmetine ehil görmediğin vakitte her ne kadar ben kendimi senin hizmetine ehil görmüş idiysem; şimdi sen beni kendi hizmetine ehil görüyorsun, lâkin ben nefsimi Allah Azze ve Celle Hazretleri’nin hizmetine devâma daha ziyâde ehil gördüm. Buna da sebep, evvelce cehâletimden dolayı zannediyordum ki kapı ancak senin kapındır. Fakat el’ân, şimdi bildim ki tahkîka kapı ancak Rabb-i Hakîkî olan, şerîki ve nazîri olmayan, Rabbü’l-erbâb, mün’im-i hakîkî Hâlık Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri’nin kapısıdır.” Böylece ilmi tahsîl ile hakîkî kapıyı fehm ü idrâk etmek saâdetine nâil oldu. İlim tahsîlinin senin üzerine suûbetli, meşakkatli olması, senin dünyâya fart-ı muhabbetinden nâ...
» Devamı için tıklayınız ...
Ümmet-i Muhammed ve Şefâatçileri
Günlerden bir gün, Rasûlullâh (sav) Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve Hz. Âişe -rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn- ile oturmakta idiler. Hepsi de Rasûlullâh’ın huzûrunda bulunuyorlardı. Rasûlullâh (sav) birden şiddetle ağlamaya başladı. Öyle bir ağlayış ki, dayanılmaz. Bunu gören Hz. Ebû Bekir şöyle dedi: – Anam, babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah! Niçin ağlıyorsun? Rasûlullâh (sav) buyurdular ki: – Ümmetimin önünde uzun ve zor bir yol, omuzlarında ağır bir yük ve birçok da mâ’sıyetleri bulunmaktadır. Âhirette azâba girerlerse ben nasıl ağlamıyayım! Hz. Ebû Bekir bundan duygulanarak: – Yâ Rasûlallah! Sen gönlünü hoş tut! Allah bana izin verirse, -kıyâmet gününde ümmetinin âsîleri hakkında durum vahimleşirse- günahlarının taşınmasını hafifleştirmek için onların günahlarının yarısını yüklenirim. Rasûlullâh (sav), Ebû Bekir’i senâ, tahsîn ve taltîf buyurarak duâ etti. Sonra Peygamber Efendimiz (sav), Hz. Ömer’e teveccüh ederek şöyle buyurdu: – Yâ Ömer! Ebû Bekir ...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’de Allah Sevgisi ve Rızâ
Hz. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- Allah ve Rasûlullah yolunda malını ve ıyâlini fedâ etmiş; ciğerpâresi kızını Rasûlullâh’a nikâhlamıştır. İbn-i Ömer -radıyallâhu anh- anlatıyor: – “Biz Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in yanında oturuyorduk. Hz. Ebû Bekir de orada idi ve yırtık bir abaya bürünmüştü. O sırada Cebrâil -aleyhisselâm- nâzil oldu. Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e selâm verdi ve ona şöyle dedi: – Yâ Rasûlallah! Ebû Bekir’i niçin yırtık bir abaya bürünmüş görüyorum? Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu: -Fetihten önce malını bana getirdi. Hz. Cebrâil -aleyhisselâm- Rasûlullâh’a şöyle dedi: – Ona Allâh’ın selâmını tebliğ et ve de ki; Allah Teâlâ sana şöyle buyuruyor: – Sen bu fakirliğinden dolayı Ben’den râzı mısın? Yoksa dargın mısın? Bunun üzerine Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’e döndü ve buyurdu ki: – Yâ Ebâ Bekir! İşte Cibrîl, sana Allâh’ın selâmını söylüyor ve diyor ki: – Sen bu fakirliğinden dolayı Ben’den...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halîfe Seçilmesi
Halîfe Olarak Yaptığı İlk İş Muhyiddîn-i Arâbi hazretlerinin “Muhâdaratü’l-Ebrar” ve “Müsâmerâtü’l-ahyâr” kitabında ve Hâmid-i İmâdi’nin “Dav’ul-Misbah fî tercemeti Seyyidinâ Ebi Ubeydeti’l-Cerrâh” nam kitabında yazıldığı üzere Hz. Ebû Bekir (ra) evvelâ Hz. Ömer Fârûk (ra) ile mahremâne müzâkere ve müşâvere ettikten sonra Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ı (ra) çağırmış. Ebû Bekir ve Ömer birlikte otururken Ebû Ubeyde yanlarına girdikte Hz. Ebû Bekir Sıddîk ona hitaben: – “Yâ Ebâ Ubeyde! Senin nâsıyen ne metindir, yüzünde hayır nasıl âşikardır. Rasûlullâh’ın (sav) indinde gıpta olunacak bir mertebede idin. Bir yevm-i meşhûd’da yâni cemiyyet-i aleniye’de Rasûlullah (sav) senin hakkında: “Ebû Ubeyde bu ümmetin eminidir” buyurdu. Cenâb-ı Hakk nice defa seninle İslâm’ı aziz ve fesadı defetmiştir. Sen dâima dîne melce ve müminîne rûh ve ihvanına muıyn olagelmişindir. Seni bir iş için istedim ki, hali üzere bırakılırsa sonunda korkulur. Islahı vâcibtir. – Ey Cerrah oğlu! Bu yara senin meylin, rifk ...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halife Seçilmesi
Hz. Ebû Bekir riyâset-i İslâmiye’yi deruhte etmekle pek müşkil ve mühim vazîfeleri yüklenmiş oldu. Bir tarafta sahte nübüvvet iddiasında bulunan müddeîler türemiş, ve diğer tarafta mürtedler, zekât münkirleri zuhur etmişti. Hz. Âişe, babasının deruhte ettiği vazifenin ağırlığını şöyle tasvir ediyor: - “Babamın karşılaştığı buhranlar dağlar başına inse idi onlar erirdi.” Hz. Ebû Bekir’in buhrandan, tehlikelerden zerre kadar yılmadığını gösteren bir hâdise de; en muhataralı vaziyet içinde önce Resûl-i Ekrem —sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin, Zeyd bin Hârise’nin oğlu Üsâme’nin kumandası altında ihzâr buyurduğu ordunun Şam’a doğru azimetini emretmesidir. Bu ordunun Medine’de kalması için müracaat vuku bulmuş ise de Hz. Ebû Bekir -radıyallahu anh-: - “Arslanların gelip beni kapacağını bilsem yine Üsâme’yi bekletmem.” demiştir. Diğer taraftan bazı Ensar, Üsâme’nin genç olduğunu, ashabdan yaşlı bir kumandanın tayin olunmasını münasip gördüklerini Hz. Ömer’le Hz. Ebû Bekir’den istemişl...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir'in Halife Seçilmesi
Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Ensar, Sa'd bin Ubâde’yi reis tayin etmek üzere “Sakıyfe”de toplanmışlardı. Hz. Ömer’i daha Resûl-i Ekrem’in (sav) hânesinde iken çağırmışlardı. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Ubeyde ile birlikte Sakıyfe’de içtimâ eden Ensar yanına vardılar. Hazrec kâbilesi, Sa’d bin Ubâde’yi tayin ile ona bey’at etmek istiyorlardı. Ensar hatibi: - “Biz İlâhi davanın yardımcıları Ensârız. Siz muhacirler bizim içimizde bir tâifesiniz. Bizi kökümüzden bir tarafa atmak, bizi bu işten bütün bütün uzaklaştırmak mı istiyorsunuz?” dedi. Hz. Ömer cevab vermek istediyse de Hz. Ebû Bekir geri çekti, kendisi merdâne metanetiyle ilerleyerek söze başladı: - “Ey Ensar! Siz kendi namınıza yâd ettiğiniz fezâili hâizsiniz. Fakat hakîkat şudur ki, Araplar Kureyş’in riyâseti ve hükümeti etrafında toplanırlar. Bu işi başkasına vermezler, size bir iki zattan birisini intihab etmenizi tavsiye ediyorum.” dedi. Bir eliyle Hz. Ömer’i diğer eliyle Hz. Ebû Ubeyde’yi tuttu, ikisini ileri sürdü ve...
» Devamı için tıklayınız ...
Peygamberimizin İrtihalinde
Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimizin (sav) cesed-i mübarekini gördükten sonra hücreden çıkarken kendini teessüre kaptırmadı. İslâmiyetin vücûda getirdiği inkılâbı yaşatmak ve yükseltmek ve vahdeti muhafaza etmek, islâmiyetin ilga eylediği câhiliyeti tekrar diriltmemek, İslâmiyetin nefhettiği hayatı idâme ve inkişâf ettirmek gayesinde idi. Hz. Ebû Bekir de bu işin tam ehli idi. Hz. Ebû Bekir’in ilk vazifesi cemaat-i müsliminin galeyânını teskin etmekdi. Bu sırada Hz. Ömer kılıcını sıyırmış, “Hz. Peygamber (sav) Efendimizin öldüğünü söyleyenlerin kellesini keseceğim, Resûl-i Ekrem’in (sav) ölmediğini, bayıldığını” ilân etmişti. Hücreden Hz. Ebû Bekir çıkarken Hz. Ömer hâlâ bunları söylüyordu. Hz. Ebû Bekir ona: “Sus!!!” dedi. O da sustu. Sonra kendisi konuşmaya başladı. Evvelâ Cenâb-ı Hakk'a hamdeyledi. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize salât ve selâm getirdi ve sonra şu kıymetli sözleri söyledi: - Ey nâs!.. Muhammed’e tapan bilsin ki, Muhammed (sav) ölmüştür. Hz. Allâh’a tapanlar i...
» Devamı için tıklayınız ...
Medine Devrinde Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Resûl-i Ekrem’in Vefatında Sehl ibn-i Sa’d es-Sa’dî’den mervidir ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-: - “Yâ Ebâ Bekir, ben makâmınızda, mihrabda sebât ediniz diye emretmiş iken niçin sebât etmediniz de geri çekildiniz?” buyurmuştu da buna karşın Ebû Bekir Sıddîk dahi: - “Yâ Rasûlallah! Ebû Kuhafezâde’ye yakışıyor mu ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-‘e namazda tekaddüm etsin?” diye i’tizâr eyledi. Özr-i mezkûr, nezd-i risâletpenâhîde makbûl oldu ki, takrir ve sükût buyurdular. Sonra Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- cemâate hitâben: - “Bana ne oldu, niçin ben sizin çokça el çırptığınızı gördüm? Her kim ki namazın içinde kendisine bir şey ârız olup işâret vermeğe mecbur kalırsa o kimse “Sübhânellah” desin. Zîrâ Sübhânellah denildikte nazar-ı dikkati celb ile ana iltifat olunur.”1 buyurdu. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz irtihâlinden dört gün evvel Müslümanları ihtilâftan korumak üzere bir şey yazdırmak isteyerek kalem, kâğıt istemişti. İb...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Resûl-i Ekrem Efendimizin Hilâfet İçin İşaretleri Rasûlullah (sav) Hazretleri Amr bin Âsi Zatü’s-selâsil nâm gazâya ordunun emiri olarak göndermişti. Amr bin Âs der ki: Gazay-i mezkûrden avdetimizde ben Rasûlullah (sav) Hazretlerinin huzûruna varıp: - “Ya Rasûlallah! Bütün nâs içinde en ziyade kimi seversiniz!” dedim. Buna cevâben Rasûlullah (sav) Hazretleri: - “Âişe'yi severim” dedi. Tekrar ben: - “Ya Rasûlallah! Erkeklerden en çok sevdiğiniz kimdir, dedim. Rasûlallah (sav) Hazretleri: - “Onun pederidir” buyurdu. Yani Hz. Âişe’nin pederi Ebû Bekir’i severim demek istedi. Tekrar ben: “Ebû Bekir'den sonra kimi seversin, dedim. “Ömer ibni Hattab’ı” buyurdular. Böyle birkaç kişiyi daha saydı sonra ben de sükût ettim. Yani Amr bin Âs kendisi o seferde Ebû Bekir ve Ömer hazerâtı da içinde bulunan askerler üzerine emir ta’yîn olduğundan nâs içinde Rasûlallah (sav) Hazretlerinin en sevdiği kendisi olduğunu zannetmiş idi. Hâlbuki öyle değil imiş. İbn-i Ömer (ra) der ki: Rasûlullah (sav) Hazret...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Hz. Ebû Bekir’in Afdal-i Ashab Oluşu İbni Abbas’dan mervidir ki: “Hakka ki, gerek mal ve gerek bedenen Kuhâfezâ Ebû Bekir Sıddîk’dan ziyâde beni minnettâr eden hiç bir ferd yoktur. Eğer nâs içinde birini kendime dost ittihaz etmiş olsa idim Ebû Bekir Sıddîk’i kendime dost ittihaz ederdim. Lâkin hullet ve uhhuvet-i diniyye daha efdaldir. Şimdi siz gözümüzün önünde mescid ve Harem-i Şerife açılan ne kadar kapı varsa Ebu Bekir Sıddîk’in kapısından maadâsını sed ve bend idiniz. Yani benden sonra Ebû Bekir Sıddık makam-ı hilâfete ve imâmet-i kübrâ’ya geçeceğinden müşarünileyh hazretlerine suhulet olsun demektir. Ebu’d-Derda, – radıyallahu anh- der ki: Ben Rasûlullah (sav) hazretlerinin huzurunda oturmakta iken Hz. Ebû Bekir kendi esvabının etrafını eliyle toplayıp diz kapakları bile meydanda olduğu halde meclis-i risaletpenâhi’ye müteveccihen gelmekte olduğunu görünce Rasûlullah (sav): “Arkadaşınız her halde birisiyle muhâsama ve münâkaşa etmiştir”, buyurdu. Yani, Ebû Bekir -radıyallahu anh...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)
Medine’de Rasûlullâh’ın (sav) mihmandarı Ebû Eyyûb el-Ensârî –radıyallahu anh- der ki: Rasûlullâh –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri Medine-i Münevvere’yi teşriflerinde: – “Medine’de bulunan akraba ve taallûkatımızın hânelerinden bize en yakın olan hâne kimin hânesidir ve hangi hânedir?” diye sual buyurunca Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh-: – “Ya Nebiyyallah benim hânemdir. Şu kuyu da benim kuyumdur.” dedi. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri Ebû Eyyûb’a: – “Öyle ise gidip bize hânenizde ikametimiz için yerimizi hazırla” buyurdu. Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh- da hazırladı. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleriyle Hz. Ebû Bekir’e hitaben: – “Allah Azîmüşşanın yümnü bereketi ve saâdeti üzere her ikinizde kalkınız lütfen ve tenezzülen hânemi teşrif buyurunuz.” meâlinde söz söyledi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri dahi Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh-‘ın hânesine teşrif buyurup orada bir müddet müsâferete...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)
Sonra onlara hitaben: “Amân” diye nidâ eyledim. Onlar tevakkuf eylediler, sonra ben hayvanıma bindim onların yanlarına vardım. Sonra bu yolda mûcize-i nebeviyye ile hayvanımın ayaklarının yere battığını ve kendimin hayvandan düşüp de bunlara zarar îrâsından men ve haps edildiğimi tehattur ve mulâhaza ederek Rasûlullah (sav) Hazretlerinin emri zâhir ve gâlip geleceği de hatırıma gelerek Rasûlullâh’a(sav) hitaben: – Senin kavmin Seni katl ve edene diyet vaadettiler, dedim. Ve Kureyş adamlarının, haklarından ne tür fikir beslediklerini haber verdim. Hem de ben onlara nezdimde bulunan zahîre ve metâımı arz ve takdim eyledim. Fakat onlar benden hiçbir şeyi eksik etmediler ve benden hiçbir şey istemediler. Ancak Rasûlullah (sav) Hazretleri bana hitaben: – “Sen bizim işimizi ketmet ve gizle” buyurdu. Bir rivayette, “Kureyşten hiçbir kimseyi arkamızdan gelmeğe bırakma” buyurdu. Sonra ben, Rasûlullah (sav) Hazretlerinden ahd ve emânımı hâvî kâğıt ve emannâme istedim. Aleyhisselâtü Vesselâm Hazr...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (RA)
Ebû Bekir dahi: - “Babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah ben de maiyyet ve sohbetleri­nizde bulunacak mıyım?” dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri de: “Evet, sen de beraberimdesin” buyurdu. Sonra Ebû Bekir: -“Yâ Rasûlullah! Babam Sana kurban ve fedâ olsun bu iki râhilenin hecin devemin birini alınız.” dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sel lem- Efendimiz hazretleri de: “Evet, alacağım amma ancak kıymet-i hakıkiyesiyle satın alacağım.” buyurdu. Hz. Âişe devamla: Biz çarçabuk dağarcık içinde her ikisinin levâzım-ı seferiyyelerini, zahirelerini ihzâr eyledik. Kız kardeşim Esma dahi nıtak tesmiye olunan kendi kuşağını ikiye şakkedip dağarcığın ağzını bağladı. Bu yüzden hemşirem Esmâ’ya “zâtünnıtakayn” tesmiye edildi. Yâni belinin ku­şağını ikiye şakkedip birisiyle zahire dağarcığının ağzını ve diğer parçasıyla da su kırbasının ağzı­nı bağladığından Esmâ -radıyallahu anha-’ya iki kuşak sâhibesi manâsına olan “zatünmtakayn” adı verildi. Sonra Rasûlullah -salla...
» Devamı için tıklayınız ...
«1234»
Namaz Vakitleri
Şehir :