Makaleler > Mahmud Sami RAMAZANOĞLU (K.s)
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Hz. Ebû Bekir’in Halîfe Seçilmesi
Halîfe Olarak Yaptığı İlk İş Muhyiddîn-i Arâbi hazretlerinin “Muhâdaratü’l-Ebrar” ve “Müsâmerâtü’l-ahyâr” kitabında ve Hâmid-i İmâdi’nin “Dav’ul-Misbah fî tercemeti Seyyidinâ Ebi Ubeydeti’l-Cerrâh” nam kitabında yazıldığı üzere Hz. Ebû Bekir (ra) evvelâ Hz. Ömer Fârûk (ra) ile mahremâne müzâkere ve müşâvere ettikten sonra Hz. Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ı (ra) çağırmış. Ebû Bekir ve Ömer birlikte otururken Ebû Ubeyde yanlarına girdikte Hz. Ebû Bekir Sıddîk ona hitaben: – “Yâ Ebâ Ubeyde! Senin nâsıyen ne metindir, yüzünde hayır nasıl âşikardır. Rasûlullâh’ın (sav) indinde gıpta olunacak bir mertebede idin. Bir yevm-i meşhûd’da yâni cemiyyet-i aleniye’de Rasûlullah (sav) senin hakkında: “Ebû Ubeyde bu ümmetin eminidir” buyurdu. Cenâb-ı Hakk nice defa seninle İslâm’ı aziz ve fesadı defetmiştir. Sen dâima dîne melce ve müminîne rûh ve ihvanına muıyn olagelmişindir. Seni bir iş için istedim ki, hali üzere bırakılırsa sonunda korkulur. Islahı vâcibtir. – Ey Cerrah oğlu! Bu yara senin meylin, rifk ...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in Halife Seçilmesi
Hz. Ebû Bekir riyâset-i İslâmiye’yi deruhte etmekle pek müşkil ve mühim vazîfeleri yüklenmiş oldu. Bir tarafta sahte nübüvvet iddiasında bulunan müddeîler türemiş, ve diğer tarafta mürtedler, zekât münkirleri zuhur etmişti. Hz. Âişe, babasının deruhte ettiği vazifenin ağırlığını şöyle tasvir ediyor: - “Babamın karşılaştığı buhranlar dağlar başına inse idi onlar erirdi.” Hz. Ebû Bekir’in buhrandan, tehlikelerden zerre kadar yılmadığını gösteren bir hâdise de; en muhataralı vaziyet içinde önce Resûl-i Ekrem —sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin, Zeyd bin Hârise’nin oğlu Üsâme’nin kumandası altında ihzâr buyurduğu ordunun Şam’a doğru azimetini emretmesidir. Bu ordunun Medine’de kalması için müracaat vuku bulmuş ise de Hz. Ebû Bekir -radıyallahu anh-: - “Arslanların gelip beni kapacağını bilsem yine Üsâme’yi bekletmem.” demiştir. Diğer taraftan bazı Ensar, Üsâme’nin genç olduğunu, ashabdan yaşlı bir kumandanın tayin olunmasını münasip gördüklerini Hz. Ömer’le Hz. Ebû Bekir’den istemişl...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir'in Halife Seçilmesi
Resûl-i Ekrem’in vefatından sonra Ensar, Sa'd bin Ubâde’yi reis tayin etmek üzere “Sakıyfe”de toplanmışlardı. Hz. Ömer’i daha Resûl-i Ekrem’in (sav) hânesinde iken çağırmışlardı. Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Ubeyde ile birlikte Sakıyfe’de içtimâ eden Ensar yanına vardılar. Hazrec kâbilesi, Sa’d bin Ubâde’yi tayin ile ona bey’at etmek istiyorlardı. Ensar hatibi: - “Biz İlâhi davanın yardımcıları Ensârız. Siz muhacirler bizim içimizde bir tâifesiniz. Bizi kökümüzden bir tarafa atmak, bizi bu işten bütün bütün uzaklaştırmak mı istiyorsunuz?” dedi. Hz. Ömer cevab vermek istediyse de Hz. Ebû Bekir geri çekti, kendisi merdâne metanetiyle ilerleyerek söze başladı: - “Ey Ensar! Siz kendi namınıza yâd ettiğiniz fezâili hâizsiniz. Fakat hakîkat şudur ki, Araplar Kureyş’in riyâseti ve hükümeti etrafında toplanırlar. Bu işi başkasına vermezler, size bir iki zattan birisini intihab etmenizi tavsiye ediyorum.” dedi. Bir eliyle Hz. Ömer’i diğer eliyle Hz. Ebû Ubeyde’yi tuttu, ikisini ileri sürdü ve...
» Devamı için tıklayınız ...
Peygamberimizin İrtihalinde
Hz. Ebû Bekir, Peygamber Efendimizin (sav) cesed-i mübarekini gördükten sonra hücreden çıkarken kendini teessüre kaptırmadı. İslâmiyetin vücûda getirdiği inkılâbı yaşatmak ve yükseltmek ve vahdeti muhafaza etmek, islâmiyetin ilga eylediği câhiliyeti tekrar diriltmemek, İslâmiyetin nefhettiği hayatı idâme ve inkişâf ettirmek gayesinde idi. Hz. Ebû Bekir de bu işin tam ehli idi. Hz. Ebû Bekir’in ilk vazifesi cemaat-i müsliminin galeyânını teskin etmekdi. Bu sırada Hz. Ömer kılıcını sıyırmış, “Hz. Peygamber (sav) Efendimizin öldüğünü söyleyenlerin kellesini keseceğim, Resûl-i Ekrem’in (sav) ölmediğini, bayıldığını” ilân etmişti. Hücreden Hz. Ebû Bekir çıkarken Hz. Ömer hâlâ bunları söylüyordu. Hz. Ebû Bekir ona: “Sus!!!” dedi. O da sustu. Sonra kendisi konuşmaya başladı. Evvelâ Cenâb-ı Hakk'a hamdeyledi. Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize salât ve selâm getirdi ve sonra şu kıymetli sözleri söyledi: - Ey nâs!.. Muhammed’e tapan bilsin ki, Muhammed (sav) ölmüştür. Hz. Allâh’a tapanlar i...
» Devamı için tıklayınız ...
Medine Devrinde Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Resûl-i Ekrem’in Vefatında Sehl ibn-i Sa’d es-Sa’dî’den mervidir ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-: - “Yâ Ebâ Bekir, ben makâmınızda, mihrabda sebât ediniz diye emretmiş iken niçin sebât etmediniz de geri çekildiniz?” buyurmuştu da buna karşın Ebû Bekir Sıddîk dahi: - “Yâ Rasûlallah! Ebû Kuhafezâde’ye yakışıyor mu ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-‘e namazda tekaddüm etsin?” diye i’tizâr eyledi. Özr-i mezkûr, nezd-i risâletpenâhîde makbûl oldu ki, takrir ve sükût buyurdular. Sonra Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- cemâate hitâben: - “Bana ne oldu, niçin ben sizin çokça el çırptığınızı gördüm? Her kim ki namazın içinde kendisine bir şey ârız olup işâret vermeğe mecbur kalırsa o kimse “Sübhânellah” desin. Zîrâ Sübhânellah denildikte nazar-ı dikkati celb ile ana iltifat olunur.”1 buyurdu. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-Efendimiz irtihâlinden dört gün evvel Müslümanları ihtilâftan korumak üzere bir şey yazdırmak isteyerek kalem, kâğıt istemişti. İb...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Resûl-i Ekrem Efendimizin Hilâfet İçin İşaretleri Rasûlullah (sav) Hazretleri Amr bin Âsi Zatü’s-selâsil nâm gazâya ordunun emiri olarak göndermişti. Amr bin Âs der ki: Gazay-i mezkûrden avdetimizde ben Rasûlullah (sav) Hazretlerinin huzûruna varıp: - “Ya Rasûlallah! Bütün nâs içinde en ziyade kimi seversiniz!” dedim. Buna cevâben Rasûlullah (sav) Hazretleri: - “Âişe'yi severim” dedi. Tekrar ben: - “Ya Rasûlallah! Erkeklerden en çok sevdiğiniz kimdir, dedim. Rasûlallah (sav) Hazretleri: - “Onun pederidir” buyurdu. Yani Hz. Âişe’nin pederi Ebû Bekir’i severim demek istedi. Tekrar ben: “Ebû Bekir'den sonra kimi seversin, dedim. “Ömer ibni Hattab’ı” buyurdular. Böyle birkaç kişiyi daha saydı sonra ben de sükût ettim. Yani Amr bin Âs kendisi o seferde Ebû Bekir ve Ömer hazerâtı da içinde bulunan askerler üzerine emir ta’yîn olduğundan nâs içinde Rasûlallah (sav) Hazretlerinin en sevdiği kendisi olduğunu zannetmiş idi. Hâlbuki öyle değil imiş. İbn-i Ömer (ra) der ki: Rasûlullah (sav) Hazret...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (Radıyallâhu Anh)
Hz. Ebû Bekir’in Afdal-i Ashab Oluşu İbni Abbas’dan mervidir ki: “Hakka ki, gerek mal ve gerek bedenen Kuhâfezâ Ebû Bekir Sıddîk’dan ziyâde beni minnettâr eden hiç bir ferd yoktur. Eğer nâs içinde birini kendime dost ittihaz etmiş olsa idim Ebû Bekir Sıddîk’i kendime dost ittihaz ederdim. Lâkin hullet ve uhhuvet-i diniyye daha efdaldir. Şimdi siz gözümüzün önünde mescid ve Harem-i Şerife açılan ne kadar kapı varsa Ebu Bekir Sıddîk’in kapısından maadâsını sed ve bend idiniz. Yani benden sonra Ebû Bekir Sıddık makam-ı hilâfete ve imâmet-i kübrâ’ya geçeceğinden müşarünileyh hazretlerine suhulet olsun demektir. Ebu’d-Derda, – radıyallahu anh- der ki: Ben Rasûlullah (sav) hazretlerinin huzurunda oturmakta iken Hz. Ebû Bekir kendi esvabının etrafını eliyle toplayıp diz kapakları bile meydanda olduğu halde meclis-i risaletpenâhi’ye müteveccihen gelmekte olduğunu görünce Rasûlullah (sav): “Arkadaşınız her halde birisiyle muhâsama ve münâkaşa etmiştir”, buyurdu. Yani, Ebû Bekir -radıyallahu anh...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)
Medine’de Rasûlullâh’ın (sav) mihmandarı Ebû Eyyûb el-Ensârî –radıyallahu anh- der ki: Rasûlullâh –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri Medine-i Münevvere’yi teşriflerinde: – “Medine’de bulunan akraba ve taallûkatımızın hânelerinden bize en yakın olan hâne kimin hânesidir ve hangi hânedir?” diye sual buyurunca Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh-: – “Ya Nebiyyallah benim hânemdir. Şu kuyu da benim kuyumdur.” dedi. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri Ebû Eyyûb’a: – “Öyle ise gidip bize hânenizde ikametimiz için yerimizi hazırla” buyurdu. Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh- da hazırladı. Sonra Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleriyle Hz. Ebû Bekir’e hitaben: – “Allah Azîmüşşanın yümnü bereketi ve saâdeti üzere her ikinizde kalkınız lütfen ve tenezzülen hânemi teşrif buyurunuz.” meâlinde söz söyledi. Rasûlullah –sallallahu aleyhi ve sellem- hazretleri dahi Ebû Eyyûb el-Ensarî –radıyallahu anh-‘ın hânesine teşrif buyurup orada bir müddet müsâferete...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)
Sonra onlara hitaben: “Amân” diye nidâ eyledim. Onlar tevakkuf eylediler, sonra ben hayvanıma bindim onların yanlarına vardım. Sonra bu yolda mûcize-i nebeviyye ile hayvanımın ayaklarının yere battığını ve kendimin hayvandan düşüp de bunlara zarar îrâsından men ve haps edildiğimi tehattur ve mulâhaza ederek Rasûlullah (sav) Hazretlerinin emri zâhir ve gâlip geleceği de hatırıma gelerek Rasûlullâh’a(sav) hitaben: – Senin kavmin Seni katl ve edene diyet vaadettiler, dedim. Ve Kureyş adamlarının, haklarından ne tür fikir beslediklerini haber verdim. Hem de ben onlara nezdimde bulunan zahîre ve metâımı arz ve takdim eyledim. Fakat onlar benden hiçbir şeyi eksik etmediler ve benden hiçbir şey istemediler. Ancak Rasûlullah (sav) Hazretleri bana hitaben: – “Sen bizim işimizi ketmet ve gizle” buyurdu. Bir rivayette, “Kureyşten hiçbir kimseyi arkamızdan gelmeğe bırakma” buyurdu. Sonra ben, Rasûlullah (sav) Hazretlerinden ahd ve emânımı hâvî kâğıt ve emannâme istedim. Aleyhisselâtü Vesselâm Hazr...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (RA)
Ebû Bekir dahi: - “Babam sana fedâ olsun yâ Rasûlallah ben de maiyyet ve sohbetleri­nizde bulunacak mıyım?” dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri de: “Evet, sen de beraberimdesin” buyurdu. Sonra Ebû Bekir: -“Yâ Rasûlullah! Babam Sana kurban ve fedâ olsun bu iki râhilenin hecin devemin birini alınız.” dedi. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sel lem- Efendimiz hazretleri de: “Evet, alacağım amma ancak kıymet-i hakıkiyesiyle satın alacağım.” buyurdu. Hz. Âişe devamla: Biz çarçabuk dağarcık içinde her ikisinin levâzım-ı seferiyyelerini, zahirelerini ihzâr eyledik. Kız kardeşim Esma dahi nıtak tesmiye olunan kendi kuşağını ikiye şakkedip dağarcığın ağzını bağladı. Bu yüzden hemşirem Esmâ’ya “zâtünnıtakayn” tesmiye edildi. Yâni belinin ku­şağını ikiye şakkedip birisiyle zahire dağarcığının ağzını ve diğer parçasıyla da su kırbasının ağzı­nı bağladığından Esmâ -radıyallahu anha-’ya iki kuşak sâhibesi manâsına olan “zatünmtakayn” adı verildi. Sonra Rasûlullah -salla...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (RA)
Hâfız-ı Hakîkî Hak Teâlâ hazretleri vikâye buyurarak onları şaşırttığından gâr’ın içine bakmamışlardır. Onlar mağara önüne geldiklerinde Ebû Bekir -radıyallâhu anh- pek ziyâde mahzûn olarak: – “Yâ Rasûlallâh, beni öldürürlerse ne gam. Ben bir şahısım, amma Allah -celle celâluhu- göstermesin Sana bir ziyan eriştirecek olurlarsa bütün ümmetin helâkine sebep olur.” dedikte Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem – “Allah bizimle beraberdir, diye tesliyet verdi. Mağarada bulundukları vakitte Rasûlullâh arkadaşı olan Ebû Bekir’e: “Mahzûn olma; zîrâ Allah -celle celâluhu-’in inâyeti bizimle berâberdir.[1]” buyurdu. Müşrikler dönüp gittikten sonra Ebû Bekir -radıyallâhu anh-: – “Yâ Rasûlallâh! Eğer içlerinden birisi şöylece önüne bakıverseydi bizi görürdü.” dedikte Resûl-i Ekrem – sallallâhu aleyhi ve sellem-: – “Ya sen ne zannedersin o iki refik hakkında ki onların üçüncüsü Allah -celle celâluhu- ola” diye buyurdu. Ebû Bekir -radıyallâhu anh- mağaraya girdikte bir delik gördü, oradan yıla...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh)
Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, Ebû Bekir Sıddîk -radıyallâhu anh-’ın hânesine vardı. Kapısı önünde durdu, âdâb-ı Şer-i Şerif üzere: “İçeri girmeğe ev sâhibinin izni var mı?” diye sordu. Hz. Ebû Bekir de “Buyrunuz Yâ Resûlallâh” dedikten sonra Resûl-i Ekrem içeri girdi ve taraf-ı Bâri Teâlâ’dan hicrete mezun olduğunu bildirdi. Ebû Bekir Sıddîk -radıyallallâhu anh da “Ben de birlikte miyim?” diye sordu. Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem- de “Evet” buyurunca, Ebû Bekir Sıddîk’ın -radıyallâhu anh- sürûrundan gözlerinden yaşlar aktı. O gün Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- akşama kadar Ebû Bekir -radıyallâhu anh-’ın hânesinde oturup gece Ebû Bekir ile birlikte çıkıp Sevr dağında bir ıssız mağaraya girdiler. Derhal Kâdir-i mutlak Allah Teâlâ -celle celâluhu- hazretlerinin emri ile bir örümcek gelip o mağaranın ağzına ağını gerdi ve bir çift yabânî güvercin de gelip yumurtladı. Kureyş’in arayıcıları gelip Sevr dağının etrafını dolaştılar. Onlardan Ümeyye bin Halef be...
» Devamı için tıklayınız ...
Hicrette Hz. Ebû Bekir (RA)
İslâm târihinde en mühim bir hâdise olan Hicret-i Nebevî’de Ebû Bekir -radıyallâhu anh- âilesinin şerefli, büyük bir hizmeti vardır. Hicret-i Peygamberî târihin seyrini değiştiren mühim bir hâdisedir. İslâm güneşinin Medîne-i Münevvere ufuklarında bütün meş’alesiyle parlayarak, arzın her tarafını aydınlatmağa başlaması bu hicretten sonradır. Müslümanlar, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-’den aldıkları tâlimât üzerine birer ikişer Medîne-i Münevvere’ye hicret ederken Ebû Bekir –radıyallâhu anh- da Mekke-i Mükerreme’de kalmıştı. O da hicret etmeği arzu edince Hz. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- ona: - “Dur bakalım, belki Allah -celle celâluhu- sana bir arkadaş nasîb eder.” demiş, O da beklemeğe başlamıştı. Ashâb-ı Kirâm’ın Mekke’den Medîne’ye hicret etmeleri, Evs ve Hazreç kabîlelerinin de îmâna gelmeleri üzerine Medîne’de dîn-i İslâm kuvvet buldu. Müşriklerin akılları erdi ki, Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- de onların yanına giderse Medîne’ de büyük kuvve-...
» Devamı için tıklayınız ...
Habeşistan’a Hicret Teşebbüsü
Kureyş’in mezâlimi müslümanların fakir ve biçâre olanlarına münhasır değildi. Hz. Ebû Bekir de taarruza uğradığından diğer müslümanlar gibi Habeşistan’a hicret etmeği düşündü. 0 nüfûz ve mevki sahibiydi. O’nu hicrete sevkeden başlıca sebep ise “müşriklerin kendisini yüksek sesle Kur’ân-ı Kerîm okumaktan men’etmeleri” idi. Çünkü O’nu Kur’ân okur iken işitenler mutlaka dinliyorlardı. Kur’ân’ın uyandırıcı mânâsı ve Hz. Ebû Bekir’in rûhnüvâz sadâsı gayr-i müslimlerin ruhlarını sararak müslümanlığa yöneltiyordu. Kureyş ise İslâm’ın intişarına mâni olmak için her çâreye başvuruyordu. Bunun için Hz. Ebû Bekir’i de âşikâre Kur’ân okumaktan menettiler. Bu ona pek ağır geldi. Müsâade-i Nebevî üzerine Habeşistan’a hicret için Mekke’den çıkmış iken “Berkü’l-gımad” denilen, Mekke’den beş konak mesafede olan yerde “Kâre” kabilesinin reisi İbnüddağne’ye rast gelmişti. 0, ona “nereye gideceğini” sordu. Hz. Ebû Bekir -radıyallahu anh-da: - Kureyş benim içinde doğduğum ve büyüdüğüm şehirde serbestçe ika...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in (ra) Nesebi Resûl-i Ekrem’e Arkadaşlığı
Hz. Ebû Bekir, Müslümanlığı kabûl ettikten sonra Hz. Peygamberin (s.a.v.) irtihâline kadar onun yanından ayrılmamış, seferde ve hazarda onun sohbetinde bulunmuş ve onun dâimâ mahrem-i esrârı olmuş, malıyle, canıyle, dimağıyle ve bütün kudretiyle ona yardım etmiştir. İslâmiyet dâvâsı uğrunda ihtiyâr edemeyeceği bir fedâkârlık yoktu. Hz. Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in en hayırlı ve candan arkadaşı idi. Hicrette dahi yâr-ı gârı (mağara arkadaşı) olmuştur. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ebû Bekir -radıyallâhu anh- hakkında şöyle buyurmuştur: “Cenâb-ı Hakk beni size gönderdi, siz bana ‘yalan söylüyorsun’ dediniz; yalnız Ebû Bekir ‘doğru söylüyorsun’ dedi ve bana canıyle, malıyle yardım etti.” Resûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, her gün akşam ve sabah onun evine giderek orada onunla ve arkadaşlarıyle konuşurdu. Araplara İsIâmiyeti tebliğ ettikçe Hz. Ebû Bekir de ona refâkat ederdi. Mekke’de, müslümanlığı kabûl eden yabancı, zaîf kabîlelere mensûb olanl...
» Devamı için tıklayınız ...
Hz. Ebû Bekir’in (ra) Nesebi İlk Müslümanlar
İlk Müslüman ünvânını almak şerefini hâiz olmak hususunda dört zat vardır. Hz. Hâtice – radıyallahu anhâ- ilk müslüman olandır, diyenler olduğu gibi Hz. Ali, Hz. Ebû Bekir ve Hz. Zeyd bin Hârise -radıyallahuanh-’ın isimlerini de ileri sürenler vardır. Muhâlif gibi görülen bu rivâyetlerin hepsi de doğrudur. Çünkü ayrı ayrı itibarlarla ilk müslüman denilmeğe lâyık bu dört zattır. Kadınlar içinde ilk müslüman Hz. Hâtice, gençler için de Hz. Ali, hür erkekler içinde Hz. Ebû Bekir, köleler içinde Hz. Zeyd’dir -radıyallahu anhüm-. Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şâiri Hassân bin Sâbit -radıyallahu anh- Hz. Ebû Bekir’in bu yüksek şerefini şöyle medh eder: “Peygamberden sonra takvâ ve adâlet itibariyle insanların en hayırlısı, Hz. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’e inanan müslümanların birincisi olan Ebû Bekir’dir.” Fahr-i Âlem -sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Hıra dağında vahy-i ilâhîye nâil ve nübüvvetle ba’s olunduktan sonra, hârikulâde olan bu hâli evvelâ hayât...
» Devamı için tıklayınız ...
«123»
Namaz Vakitleri
Şehir :