Makaleler > Ali Ramazan Dinç Efendi Hazretleri (K.s)
Kategoriler :
Yazarlar :
Görünüm :
Asr Sûresi
Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:“Asra yemîn olsun ki hiç şüphesiz insan hüsran (zarar)dadır. Ancak inanıp sâlih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabırlı olmayı tavsiye edenler bunun dışındadır.” (Asr, 1-3.) Asr, bir zaman birimidir. Uzun veya kısa. Kısa olan Belkıs’ın tahtının getirilme hâdisesidir. Cinlerden bir ifrit, “Sen yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm ve şüphesiz ben, buna güç yetirecek güvenilir biriyim.” dedi.Kitaptan bilgisi olan biri, “Ben onu, gözünü kapayıp açmadan önce sana getiririm.” dedi. Süleyman, tahtı yanında yerleşmiş hâlde görünce şöyle dedi: “Bu, şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemek için, Rabbimin bana bir lütfudur. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse (bilsin ki) Rabbim her bakımdan sınırsız zengindir, cömerttir.” (Neml, 39-40.) Lemh, göz açıp yumma kadar bir zaman. “Buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir.” (Kamer, 50.) “Kün” ol emri, “Bir şeyi dilediğinde O’nun buyr...
» Devamı için tıklayınız ...
Başarı
İbâdette niyet şarttır. Ulemâmız âdî işlerde bile niyet vardır derler. Emri bil ma’ruf nehyi anil münker, Allah Teâlâ için sevgi ve buğuzda, cihadda niyet olduğu gibi, normal işlerde bile niyet mevcuttur. Meselâ eve girer çıkarken, arabaya binip sürerken, telefon açıp konuşurken, işyerinin kapısını açarken de niyet edilebilir. Yapılan her bir işde rızâyı İlâhi kasdedilir. Dünyâya geliş amacımız düşünülse, Dîn-i Mübîn-i İslâm’ın hâkimiyeti göz önünde tutulsa, başarılmayacak hiçbir iş yoktur. Ev hayâtından tutun devlet idâresine kadar her şey düzelir. Süleyman Paşa askerlerine “sizin geliş amacınız nedir?” dediğinde, askerler hep bir ağızdan, “i’lâ-i kelimetullah” der ve şafak sökmeden kale fethedilir. İstanbul’un fethinden tutun, Afrin’e giden askerin “düğün-şenliğe gidiyoruz' haykırışına kadar niyet mühimdir. Cihâdı Mevlânâ’nın (ks) düğün gecesi kabûl ettiği gibi vatan savunmasını da İlâhî şenlik olarak kabûl eden asker yenilmez. Âkif (rh.a)’in: “Ey bu topraklar için toprağa düşmüş ask...
» Devamı için tıklayınız ...
Emanet
Edeb, insanda meknuz, saklı güç ve kuvvetin ortaya çıkmasıdır. Sırr-ı hilâfet, tâlim-i esmâ gibi nice nimetler insanda mevcuddur. Cenâb-ı Hakk’ın, “Beni ne yer aldı ne de semâ. Ancak mümin-i kâmilin kalbi aldı.” Hadîs-i Kudsî’si yeter bu mânâda. Emânet, Peygamberlerin sıfatıdır. Mü’min olmanın şartı da emîn, inanılacak kimse olmasıdır. Emânete ihânet münâfıkların sıfatıdır. Vedâ hutbesinde Efendimiz (sav) “kadınları size emânet ediyorum” buyurmuştur. Son nefesinde Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Size iki emânet bırakıyorum. Bunlara sarıldıkça sapıtmazsınız. Biri Kitâb-ı Kerîm, diğeri Sünnet-i Resûl’dür (sav).” Kıyâmetin alâmeti, emânetin zâyi olmasıdır. “Cenâb-ı Hakk emâneti ehline vermenizi emreder.” (Nisâ, 58) buyuruluyor. Bâtında emânet, Tevhid’dir. “Ancak Sana kulluk yaparız. Ancak Senden yardım bekleriz. Maksad ve gâyemiz Sensin. Hüküm ancak Allah Teâlâ’ya mahsustur” deyip gereğini yapmaktır emâneti gözetmek. Velâyet-i kübrâdır. Vâris-i Enbiyâ olmaktır. Allah Teâlâ’ya yakınlığ...
» Devamı için tıklayınız ...
Amel
“Rabblerine olan derin saygılarından dolayı sorumlu davrananlar; Rabblerinin âyetlerine inananlar; Rabblerine ortak tanımayanlar, verdiklerini, Rabblerine dönecekleri inancından dolayı kalpleri ürpererek verenler; işte bunlar iyiliklere koşup, bu uğurda yarışırlar.' Mu’minûn sûresi 57 ilâ 61. âyet-i celîle’nin îzâhında Âişe-i Sıddîka Vâlidemiz (r.anha) “İsyan içinde olanlar mı Allah’ın azâbından korkarlar?” deyince Efendimiz (sav): “Hayır, ibâdetlerinin kabûl olup olunmamasından korkanlar” buyurdu. Çünkü kişi namaza durur, yanında iki melek hazır olur. Yerine göre ameli yüzüne çarpılır. Mâûn sûresinde “Vay o namaz kılanların hâline ki onlar kıldıkları namazdan gâfildirler.” Biz günâhımızdan dolayı tevbe ederiz. Ama o kutlu erler ibâdetteki gafletlerinden tevbe ederler. İbâdetin kabûlünün şartlarını nasıl tesbît ederiz? Kalpteki ateş, gözdeki yaş, kalpte zuhûr eden haşyetin vücuttaki görüntüsüyle. Bir mescide dâvet olunduğunda saçı sakalıyla meşgûl olan birini gördüğünde Efendimiz (sav)...
» Devamı için tıklayınız ...
Kur'an
Kur’ân-ı Kerîm’i hatmeden birine Efendimiz (sav) “hani gözyaşı?” buyurur. Ashâbına okuttuğu aşr-ı şerifde “Her ümmetten bir şâhit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şâhit yaptığımız zaman, bakalım onların hâli nice olacak!.” (Nisâ, 41.) âyetinde gözlerinden inci tâneleri gibi yaşlar akmıştır. Mânâsını bilmediği halde ağlayanlar, Kur’ân’ın İlâhî hitab oluşundandır. “Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar.” (El-isrâ, 109.) “Allâh’ın âyetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlar.” (Meryem, 58.) Abdurrahman İbnu’s-Sâib anlatıyor: “Sa’d İbnu Ebi Vakkas yanımıza geldi. Gözü kapanmış idi. Kendisine selâm verdim, “Sen kimsin?” dedi. Kendimi tanıttım. Bunun üzerine dedi ki: “Kardeşim oğluna merhaba! Duydum ki senin Kur’ân okumaya güzel sesin varmış. Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı dinledim. Demişti ki: “Şu Kur’ân hüzünlü olarak nâzil oldu, öyleyse onu okuyunca ağlayın. Eğer ağlayamazsanız ağlamaya çalışın ve onu güzel okuyun. Onu güzel okumaya gayret etmeyen bizden değildir.” A...
» Devamı için tıklayınız ...
Huzur
Efendimiz (sav) “Mü’minin işine taaccüb ederim. Başına bir musibet gelse sabreder, bu onun için mükâfat olur. Nimete kavuşunca şükreder, bu da onun için mükâfât olur. Her iki halde de kârlıdır. ” buyurur. Az bir sıkıntıdan dolayı intihar vakaları, dînin esaslarını bilenlerde olmaz. Bunun için yakıp yıkma, intihar gibi hâdiseler daha çok inkârcılarda olur. Mü’minin üç alâmeti vardır: 1. İllet, hastalık. 2. Kıllet, rızkında, maişetinde, geçiminde darlık. 3. Zillet, halk nazarında itibâr edilmemesi. “Allah Teâlâ var, gam yok” der inananlar. Öyle bir zevke ermişler ki ârifler, “derd ü belâ saltanatın, iki cihâna vermezem” demişlerdir. Ne zaman nimete mazhar olsalar, Ashâb-ı Güzin’in dediği gibi, “âhirette verilecek mükâfât, dünyâda mı veriliyor?” derler. Râbiatül Adeviye (r.aleyha), akşam iftarında kapıya gelen fakirler sebebiyle, üç gün üst üste oruç tutar. Açlığın tesiriyle su testisi de devrilir. Lambayı da elleri titrediği için yakamaz. Gönlündeki mahzuniyetle Rabbimize şöyle ilticâ ed...
» Devamı için tıklayınız ...
Cihad
Kur’ân-ı Kerîm okurken Zâriyat Sûresi’nin ellinci âyet-i celîlesi çok duygulandırdı. Biz ne yapıyoruz, Rabbimiz ne buyuruyor? “O halde Allah Teâlâ’ya koşun.” 1 - Küfürden îmâna, 1 - Küfürden îmâna, 2- Günahdan, tevbe ile tâate, 3- Zikrullâha devamla, gafletten uyanıklığa, 4- Cehâletten ilme, 5- Nefsânî arzulardan takvâya, 6- Şüpheden yakîne, kat’î ve kesin inanca, 7- Şeytânın hilesinden Rabb Teâlâ’ya koşun. İbrahim Edhem’e (ks) sorarlar: - Neden duâmız kabûl olmuyor? - Ey Basra halkı, hâlinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duâsı kabûl olmaz,'der. Halk sorar: - Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş? Büyük Velî 10 tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar: 1- Allah’ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımıyorsunuz. 2- Kur’ân-ı Kerîm’i okuyorsunuz, ama muhtevâsıyla amel etmiyorsunuz. 3- Hz. Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama sünnetini sevdiğinizi göstermiyorsunuz. 4- Şeytânın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama onunla dostluktan...
» Devamı için tıklayınız ...
Kalkınmanın Esasları
Kalkınmaya esas Bakara Sûresi’nin 261. âyetidir: “Mallarını Allah yolunda harcayanların hâli yedi başak bitiren, her başakda yüz ‘tâne’ bulunan bir tek tohumun hâli gibidir. Allah kime dilerse ona katkat verir. Allah, ihsânı bol olan, hakkıyla bilendir.” Suyu damıtmakla, havayı kirden arıtmakla, ısı ve ışıktan, enerji kaynaklarından yararlanmakla, toprağı işlemekle her türlü faydalı kalkınma sağlanır. İbâdette bire on, yediyüz, kat be kat sonsuz verilmesi, madde âleminde de aynen geçerlidir. Üretimin kalitesine göre mal kıymet kazanır. Ürün ilgi çekmeli. Kullanım ömrü sahte olmamalı. İtibar görmeli. Hep bunların temeli insandır. İnancı sahih, ibâdeti dâim ve ahlâkı mazbut olmalıdır. Karakter zayıflığı hîleye, aldatmaya, yalan ve hırsızlığa götürebilir. Yüce dînimiz İslâm, “İşini düzgün ve sağlam yapanı Allah Teâlâ sever.” hadîs-i şerifiyle kalkınmanın çatısını, başarının sırrını verir. Her alanda üstün olmakla birlikte, harb sanâyiinde de üstün olmalıyız. Cenâb-ı Hakk, Enfâl Sûresi’nin...
» Devamı için tıklayınız ...
Gurbet
Düşündüğümüzde, hepimizin garîb olduğunu anlarız. Çünkü biz ruhlar âleminden geldik, ana rahmine düştük. Asıl gurbeti, bu dünyâya gelmekle yaşadık. Efendimiz (sav) de, “bu dünyâda garîb ve yolcu gibi olun” buyuruyor. Gurbeti, vatancüdâ olan, ülkesinden ayrılanlar için kullanırlar. Mânâ ikliminde dolaşanlar için hiç de böyle değildir. Yûnus Emre ve emsâlinin, Cennette bile garîb olduğunu görürüz. Yiyecek içecekler, giyim kuşamlar, evler barklar, denizde yatlar, her türlü imkânlar onlara huzur vermez. Yahya bin Muaz (ks) münâcâtında şöyle dilleşir Mevlâ ile gönülden: Geceler, Zât-ı Ecell ü A’lâ'nla münâcâtla tatlılaşır. Gündüz ibâdetle, dünyâ zikrinle, âhiret affınla, Cennet de Cemâl-i İlâhî’nle zevklenir. Aslî vatanına, ana ve babasına kavuşanlar kurtulur gurbetten. Behlül Veli’nin şu menkîbesi çok mânidardır: Pâdişâh Harun Reşid, “Behlül, evimize kasaptan et götür” der. O da kabre götürür. Sebebi sorulunca, “asıl evimiz kabir değil mi?” der. İblis her an peşimizde aldatmak için. Mel’un...
» Devamı için tıklayınız ...
Genç
Gençliği yaş olarak mı ele alacağız, yoksa duygu ve düşünce mi olarak değerlendireceğiz? Seksen yaşını mütecâviz olmasına rağmen İstanbul'un fethine koşan Ebû Eyyûbel-Ensarî(ra) cihâdıyla gençtir. Sevbân (ra) bir sefere katılmamıştı. Üzüntüsünden sararmış solmuş, bir deri bir kemik kalmıştı. Şehâdet arzusuyla yanan yaşlı pirler de gençtir. Uhud savaşı için üç oğlu gibi Amr İbnu Cemuh da cihâd için hazırlandı. Oğulları engel olmak isteyince yaşı ve aksaklığı sebebiyle, Amr (ra) Resûlullah (sav)’in huzuruna çıktı ve: “Ey Allâh’ın Resûlü, oğullarım topal olduğumu bahane ederek beni bu hayırlı işten alı koymak istiyorlar. Vallâhi ben topallığımla cennete girmek istiyorum” dedi. Resûlullah (sav) oğullarına: “Engel olmayın. Herhalde Allah (cc) ona şehitlik verecek” buyurdu. Canını ve malını Allah yolunda fedâ eden yaşlı gençlere bakalım. Hârise b. Numan’ın ömrünün sonuna doğru gözleri kör oldu. Cemaatle namaza katılabilmek için evinin kapısı ile mescid arasına bir ip bağlamıştı. Ezan sesi du...
» Devamı için tıklayınız ...
Eğitimde Kalite
Hilâfet, medrese ve dergâh üçlüsünden oluşan Osmanlı, dünyâ târihinin en uzun süreli imparatorluklarından biri olmuştur. Şanlı ecdâdımızı güçlü kılan esaslar da şunlardı: 1. Ulû’l-emre itaat. 2. İnanç. 3. Adâlet. Ulemâ sınıfı; fakih, İslâm hukukçuları, İslâm hukûkunu tatbik eden hâkimler, kadılar, eğitimi üstlenen müderrisler, ibâdet işlerine bakan müftülerden ibârettir. İlk Osmanlı medresesi 1330’da İznik’te kuruldu ve tüm Osmanlı ülkesine yayıldı. Buralarda şu ilimlerde dersler verilmiştir: 1. Naklî ilimler, tefsir, kelâm, hadis, fıkıh dersleri görüldü. 2. Aklî ilimler, matematik, edebiyat ve mantık ilmi gibi dersler işlendi. Medreselerdeki başarı: Müderrislerin kişiliğidir. Öğrenci; ev, okul ve çevrede yetişir. Âile edep ve erkân öğretmezse ilimden, irfandan mahrum toplum olur; dînî kurallara uymazsa, öğrenci kendini ve etrâfını yakar yıkar, saygısız olur. Medresede muallimlerin şu evsafta olması istenir: 1. Öğrencilerine evlâdıymış gibi hareket eder. 2. Gâyesi Hakk Teâlâ’nın rızâsı...
» Devamı için tıklayınız ...
Hayata İslâmî Dokunuş
Kâinat insan için, insan da Rabbimize kulluk için yaratılmıştır. Her şey ona kul olarak gelecektir. Su akarak, hayat olup canlılık vererek, hava nefes alarak, güneş ısı ve ışık saçarak, toprak ürün vererek yapar kulluğunu. Hilâfet görevini icrâ etsin diye esirgemez hizmetini âdem evlâdından. Akıl, idrak, fehim/anlayış, tezekkür ve tefekkürü sâyesinde emânetleri yüklenen insanoğlu belli kurallara bağlıdır. Bu kurallar manzûmesine din denir. Din, akıl sâhibi insanları kendi tercihleriyle bizzat hayırlı olan şeylere götüren ilâhî bir kânundur. Yaratan yarattığı varlığın hayat tarzını tespit etmiş ve örnek olarak da, âlemlerin Fahr’ini (sav) göstermiştir. İnsanın tabiatında mevcut, en mükemmele ulaşma duygusunu, Kitâb-ı Kerîm ve en mükemmel yaratılan Muhammed Mustafa (sav) ile tâyin buyurmuştur. Yüz sahifenin, dört büyük kitâbın tamâmını içinde barındıran Kur’ân-ı Kerîm’i, Cibril-i Emin vâsıtasıyla Efendimiz’e (sav) indirmiştir. Hayâtımızın her ânında bize İlâhî pusula olarak takdim buyurm...
» Devamı için tıklayınız ...
Müslümanın Bedeli
Cihadda Bedel Bedirde, küfre karşı canlarıyla mallarıyla mücâdele eden bir avuç müslümana, Rabbimiz (cc) Melekler ordusuyla yardım etti. Afganistan’da Hindukuş dağlarında mücâhidlere yeşil yeşil kuşlarla İlâhî yardım geldi. Araştırmacı yazar Sütlü, “Çanakkale Savaşı’nda aklın ve fennin mahcup olduğunu görüyoruz” dedi. Öyle hâdiseler oldu ki buna akıl da fen de bir şey diyemez. Bir gün düşman çıkarma yapacak. Yoğun bombardıman oldu. Bir mevkiyi bombalamaya başladılar. Yüz binlerce mermi attılar. Taş üstünde taş kalmadı. Kıyıda siper hattımızdaki askerlerimizin sağ çıkması mümkün değil. Biz askerlerimizin şehid olduğunu ve oradan kalkan toprağın altına gömüldüklerini düşündük. Bir de baktık ki, önümüzde ‘Allah Allah’ nidâsı her tarafı inletti. Bütün siper hattı hücûma kalktı. Âdetâ melekler kanatlarını germişti. Bir cephede ciddi bir çarpışma esnâsında asker zor durumda kalmış. Düşman başarılı olmuş. Askerimiz cepheden geriye savrulurken arka cephede, bir komutan, bir anda haykırarak, ‘Y...
» Devamı için tıklayınız ...
Dünyada İslâm
Allah Teâlâ bize örnek olarak Nebîler, sıddîklar, şehid ve sâlihleri gösterir. Nebîlerden sonra onlara vekil olan ulemâ ve urefâdan H. Hasan Efendi hem derviş hem de mürşiddi. Üstâzını ziyârette, verilen saatten iki dakika sonra gelişi, kendinden geçmeye baygınlık geçirmesine vesîle olur. Netîcede, saatlerinin ayarından kaynaklandığı anlaşılınca gecikmenin, rahatlar. Üstâz-ı Âlîleri, “Hasan Efendi buyursun” der. “Oğlum! Efendimin emrine muhalafet etmedim, bizi istemişler, sen bekle.” dedi. Bir müddet beklemenin sonucu, müsaade-i âlîleriyle huzuruna dâhil olduk. Kayseri’de, Sâmî Efendi’nin görevlisi H. Şaban Efendi himmet ehliydi. “Mübârek ellerini öptüğümde duyduğum hazzı hâlâ unutamam.” H. Hasan Efendimiz, “Oğlum! Sana himmet etti” buyurdu. Daha o günlerde çocuktum. Onu bize çokça anlatır, Efendimiz tâbirini kullanırdı. Sohbetinde H. Şaban Efendi’nin (Kavafoğlu), eller dizlerin üstünde, başlar bir tarafa eğik, herkes huzur içindeydi. Biri Allah deyince, herkes elektriklenir Allah derd...
» Devamı için tıklayınız ...
Huzur Ehli
Bir ben değil âlem sana hayrandır Efendim Evlâd-ı ıyâli alarak ravzana geldim Ahlâkını meth eyleyen Kur’ân'dır Efendim Kurbânın olam Şâh-ı Rusûl kovma kapından Dîdârına müştak olan Subhân’dır Efendim Mahşerde Nebiler bile senden meded ister Gül yüzlü melekler sana hayrandır Efendim' Ali Ulvi Kurucu üstâzımızın bu sözleriyle akşam sabah yatan âşıkları görürdüm üstâzımızın huzûrunda. Onlardan biri tren yollarında memur Adanalı Talib beydi. Huzur ehliydi. Onların alâmeti, mahzun bakışları olgun tavırlarıydı. Çocukken gördüm. Hâlâ unutamam onun gönlü şevkle dolduran sükûnet hâlini. Üstâzımız onun cebinden fakirlere teklifsiz infakta bulunur, Sıddîk-ı Âzam’ın kesesinden Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimizin harcama yaptığı gibi. İmam Hatip okulunda öğrenciydim. Ankara’ya geldik. Sâmî Efendi Hazretlerinin görevlilerinden Mustafa Erbil beyi gördüm. Öyle bir oturuşu vardı, hayran kalmamak mümkün değildi. İlâhî hüznünden dolayı hasta zannederdiniz. Zâten kanser rahatsızlığıyla mustaripti. Hanımı ...
» Devamı için tıklayınız ...
Mülteci
Mültecî der demez aklıma gelen bir şiirle başlamak istiyorum: Aç gönlünü Mevlâ'ya Yalvar Yüce Allâh'a Tövbe namaz niyazla Sığın yüce Allâh'a O ihsandır O lütuftur O saadet O huzurdur O derya O Mağfirettir Sığın yüce Allah'a Takyanus’un zulmünden kaçan Ashâb-ı Kehf, Kitâb-ı Kerîm’in ifâdesiyle Allah Teâlâ’ya sığınıyor. “Hani o delikanlılar, mağaraya sığınmışlar ve ‘Ey Rabbimiz, bize tarafından bir rahmet ver ve şu işimizde bize kurtuluş yolu hazırla’ demişlerdi.” (Kehf, 10.) Tebük seferine katılmayan üç sahabe de çârenin Allah Teâlâ olduğunu beyân ediyor. “Allah’dan başka sığınacak hiçbir şey olmadığını anlarlar.” (Tevbe, 118.) Kadının tasallütünde Yûsuf (as) “Allâh’a sığınırım” dedi. (Yûsuf, 23.) Bütün dertlere devânın Mevlâ (cc) olduğu Zâriyat sûresinin 50. âyetinde beyan buyurulur: “Öyleyse Allâh’a koşun.” Şirkden, küfürden, nifakdan, zulümden, kibirden, her türlü mâsiyetten Allah Teâlâ’ya dönün. Asıl mültecî, yurt yuva bulamayan bâtıl zihniyettir. Allah Teâlâ’nın zikrinden Kur’ân'da...
» Devamı için tıklayınız ...
«123456»
Namaz Vakitleri
Şehir :