Makaleler > Yavuz GENCER > Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar > Anadolu Fatihi Eş Şeyh Ebul Hasan El Harakanî
Kategoriler :
Yazarlar :
Anadolu Fatihi Eş Şeyh Ebul Hasan El Harakanî
Tarih : 02.08.2011 10:26:49
Kategori : Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar
Yazar : Yavuz GENCER
Okunma : 1801
Sadece vadedilen olur, denilmiştir. Elest Meclisinde en güzel hamdin sahipleri yeryüzü sahnesinde de aynı ihtişam ile yıldızlar kadrosundaki yerini almıştır. Farklı bir kadrolaşma sistemi vardır göklerde. Kademeler, dereceler ayrı bir nizama tabidir. Bazen önce gelen sonra gelenin nalınlarını taşımaya namzet olmak ister. Öylesine içten, öylesine iyi dualar eder ki takdirin dekorunu değiştirir yakarışları. İsa (a.s.), “Bırakın ben gideyim de benden sonraki gelsin. Ben O’nun nalınlarını taşımaya bile layık değilim” der. “Peygamber olacağıma ümmetinden sade bir kul olsaydım” der. İbrahim (a.s.) başka türlü dilekler gönderir Takdirin Sahibi’ne: “O güzeller güzeli, kainatın Fahr-ı Ebedisi benim neslimden gelsin” diye doldurur ilahi istek formunu. Bu duaların kanadında yeniden nakışlanır kaderin mukayyed yazgıları. Müjdeler vardır bir de: “Bunlardan öyle erler gelecek ki…” diye başlayan. “Benden 75 yıl sonra öyle bir ilim güneşi doğacaktır ki…” diye uzayıp giden. Müjdelenmişlerin ayrı bir tarihi yazılsa yeridir manevi literatürde. “Bunlardan öyle erler gelecek ki…” denilen İran bölgesinde iki büyük isim görünüyor Selman-ı Farisi Hazretleri’nden sonra; biri Bistamlı Bayezid (k.s.), diğeri ise yine Bistam’a bağlı Harakan’dan Ebu’l-Hasen el Harakanî Hazretleri. Kalbden kalbe yol olduğu gibi ruhlar arasında da zaman ve mekân ötesi bağlantıların bulunduğunu tarih yapanlar nakletmiş ve tarih yazanlar kaydedegelmiştir. Ruhaniyet sütüyle büyüyen çocuklara “Üveysî” denilmiş, görmeden aşık olmanın sırrına ermiş Veysel Karani Hazretleri’nin açtığı yola ensubiyetlerinden dolayı. Üveysî - meşreblerin kervanbaşlarından biri de el Harakanî Hazretleri. Adı Ali bin Ahmed bin Ca’fer, künyesi Ebu’l-Hasan, nisbesi el-Harakanî. 1064’te, yani Sultan Alparslan’ın Kars’ı fethinden 31 yıl evvel ve Hoca Ahmed Yesevi Hazretleri’nden yaklaşık bir asır önce Anadolu’ya geliyor müridleriyle ve Anadolu’nun manevî futuhatının ilk tohumlarını atıyor.



BENDEN ÜÇ DERECE ÖNDEDİR.

425 hicri yılı 10 Muharreminde (1034 Aralık) 73 yaşında iken vefat ettiğini bildiriyor kaynaklar. Buna göre doğum yılı, 352/963 civarı yani Bâyezid-i Bistami Hazretleri’nin vefatından 91 yıl sonra oluyor. Şimdi yaşayan bir şeyhten feyiz almayı bile şirk kabul eden zihniyet sapmalarına ne güzel bir örnek el Harakanî Hazretleri’nin hayatı… 12 veya 18 yıl boyunca yatsı namazını Harakan’da bir camide kıldıktan sonra Bayezid’in türbesine yönelir, Bistam’a gelir ve orada şu duayı ederdi: “Ey Allahım, Bayezid’e ihsan ettiğin hil’atten Ebu’l- Hasan ’a da bir koku ver…” Sabah vakti Harakan’a varır ve yatsı abdestiyle sabah namazı cemaatine yetişirdi… Nihayet 12 yıl sonra O’nun türbesinden şu nida yükseldi: “Ey Ebu’l-Hasan ! Artık irşad sedirine oturma zamanı geldi.” Ebu’l-Hasan dedi ki: “Ey Bayezid, bir himmet lutfet ki ben ümmi bir insanım, şeraitten bir şey bilmiyorum, Kur’ân da okumamışım…” Bu niyazın bereketiyle Şeyh diyecektir ki: “Harakan’a varıncaya kadar Kur’ân’ı hatmettim.” El Harakanî Hazretleri’nin ünlü alim ve zahid talebesi Hace Abdullah-ı Ensari, mürşidi hakkında şöyle diyecektir: “Tasavvuf ve hakikatte benim pirim Şeyh Ebu’l-Hasan Harakanî’dir. Eğer O’nu görmeseydim hakikati nasıl öğrenirdim? O ümmi idi, ‘elhamdülillah’ diyemiyordu ama zamanın efendisi ve gavsı idi…” Naklolunur ki Şeyh Bayezid, her sene bir kere Dihistan’da şehidlerin kabirlerinin bulunduğu kum tepeyi ziyarete gelirdi. Harakan’dan geçerken durur ve havayı koklayarak içine çekerdi. Müridleri kendisine: “Ya Şeyh! Biz hiçbir koku almıyoruz” dediklerinde: “Ben bu vurguncuların kasabasından bir erin kokusunu koklamaktayım. Bu erin adı Ali, künyesi Ebu’l-Hasan olup benden üç derece öndedir. Aile yükü çekiyor, çiftçilik yapıyor ve ağaç dikiyor” diyerek Ebu’l-Hasan Hazretleri’ni müjdelemiştir.

HARAKAN’DA VE KARS’TA İKİ AYRI TÜRBE

Şeyh el Harakanî’nin memleketi Harakan’da kendi adına bir tekke, cami ve türbe yer almaktadır. Bazı müellifler Şeyh’in kabrinin de burada bulunduğunu söylerler. Fakat Şeyh’in Harakan dışında vefat ettiğini ve türbesinin Kars’ta bulunduğunu söyleyen güçlü kaynaklar da mevcuttur. Sultan III. Murat tarafından Kars’ı yeniden imar ve inşa etmekle görevlendirilen Lala Mustafa Paşa 1579’da Kars kalesi başta olmak üzere şehri adeta yeniden kurar. Bu sırada Şeyh el Harakanî’nin mezarı sandukası da bulunur; üzerine bir kubbe ve yanına da Sultan Murad adına bir cami (Evliya Camii) yapılır. Osmanlı tarihçisi Gelibolulu Mustafa Âli’nin Nusret-name’si içerisinde Kars Kalesi’nin, imarethanelerin ve Şeyh’in türbesinin ayrıntılı minyatürleri bulunmaktadır.

BİR DERVİŞİN KERAMETİ

Gelibolulu Âli’nin ve Peçevi’nin tarihlerinde Kars Kalesi’nin yapımı esnasında bir dervişin gördüğü rüyaya yer verilmiştir ki hadiselerin kavranması açısından önemli işaretler taşımaktadır. Rivayete göre derviş rüyasında nur yüzlü bir ihtiyarın ortaya çıkarak “Bana Ebu’l-Hasan Harakanî derler, yerim buradadır. Bunun ispatını istersen ayağımın ucunda derin bir kuyu vardır” diyerek bir yer gösterir. Derviş düşünü serdara anlatır, gösterilen yer kazılır ve anlattığı tarzda bir kuyu bulunur. Hemen kuyunun üzerine bir türbe yapılır. Öyle ki gümüş ve altın paralar, sadaka ve kurbanlar yağmur gibi yağmaya başlar ve böylece birçok yoksulun geçimi sağlanır” (Peçevi Tarihi, Ankara 1994, c. 2/54) Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde de bu hadise, latif mübalağalarla süslenerek bir menkıbe havasında nakledilir. Şeyh el Harakanî’nin Kars’taki türbesinde yer alan ve sıkça tamir görerek günümüze kadar gelen kitabelerden birinde, “Hak nasib etti yapıldı merkad-i nev Gülizar / Bül Hasen Harkani Şeyhün yattığıdır bu mezar” diye başlayan beyitler yer almaktadır. Bu kayıtlara göre ömrünü Harakan’da geçiren Şeyh el Harakanî, muhtemelen ömrünün sonlarına doğru Kars’a gelmiş ve orada vefat etmiş olmalıdır. Fakat Şeyh’in ne vakit, hangi vesilelerle Kars’a geldiği hakkında kaynaklarda güvenilir bilgi yoktur. Evliya Çelebi’nin Şeyh’in sandukasından söz ederken “Üzerinde güzel yazı ile ‘Menem şehîd-i sa’îd Harakanî’ yazılı imiş” şeklindeki tasviri, halk arasında Şeyh Harakanî’nin Kars’ın fethine katıldığı ve burada şehit düştüğü şeklinde bir inancın doğmasına yol açmıştır. Dolayısıyla Şeyh el Harakanî’nin, Müslüman Türk akıncılarla veya sınır boylarında yaşayan gezgin mücahit dervişlerle birlikte Anadolu’yu fethetmek üzere ömrünün son dönemlerinde doğudan Kars hudutlarına girerek Yahniler dağında yaralandığı, bilahare şehit düşerek Kars’ın Kağızman Kapı mevkiinde gömüldüğü düşünülmüştür. Yine aynı silsilenin kutlu önderleri, Şeyh Harakanî Hazretleri’nin açtığı yolda sancağı teslim alacak ve Anadolu tekmil İslam yurdu oluncaya kadar irşad kılıçlarını kınına koymayacaktır. Nitekim Yusuf Hemedani Hazretleri’nin dört meşhur halifesinden biri olan Ahmed Yesevi Hazretleri, Şeyh Harakanî tarafından Kars ve çevresine serpiştirilen manevi mirası muhafaza ederek yeşertecektir.

AĞLA HASAN HARAKANÎ

Kars halkının eskiden beri Şeyh el Harakanî Hazretleri’ne derin bir muhabbet ve hürmetle bağlı olduğu bilinmektedir. Bu şehirde ikamet etmiş pek çok alim ve edip zat, onu överek manevi yüksekliğini ilan eden şiirler yazmıştır. Bunlar içinde, Cümle mümin dara kaldı nurlu Camin kara kaldı Künbed Camin kan ağladı ağla Hasan (ü’l) Harakanî Var Muhammed Mustafa’ya bakmasın cürm ü hataya Bağışlayın etkıyaya ağla Hasan Harakanî mısralarının yer aldığı uzun manzume, Karslı Aşık Kahraman’ın 1880 yılında ağıt şeklinde yazdığı

Çok ağlaman ana bacı bu Urus perişan olur
Ehl-i İslam hep duacı bu Urus perişan olur
Kars’ta yatar nice şehîd Hasan Harakanî şâhid
İnşallah olur nâ-bedîd bu Urus perişan olur

dörtlüğü ve 1917’de Rus işgali sırasında Evliya Camii’ne giren ve türbenin harap halini gören Karslı İmam Hafız Kurban Efendi’nin,

Hazret-i Harakan kalmış yalınız
Örtüsün soymuşlar bulunmaz bir iz
Ağladım taş ü toprağına sürdüm yüz
Kafire çok kargış (beddua) kıldım ben bugün

mısraları bunlar arasında en meşhurlarıdır. Bu yol önce bulma, sonra arama yoludur. Ebu’l-Hasan el Harakanî Hazretleri, meliklere, alimlere, ariflere, evliyaya, eşkıyaya, aşıklara, müslimlere, gayrımüslimlere söz ve sohbetleriyle rehberlik etmiş, Halıkımız’a giden yoldaki maniaları kaldırmış bir ulu mürşid-i kamil idi. İngiliz, Fransız ve Rus yazar ve şarkiyatçılar Şeyh-i Harakan hakkında eserler yayınlamış olmalarına rağmen bizde bu büyük arif-i billah hakkında tek muhtevalı çalışma, şu anda Muş Alparslan Üniversitesi’nde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı olarak vazife yapan Prof. Dr. Hasan Çiftçi’ye ait, Harakanî Derneği Yayınları arasında çıkan “Şeyh Ebu’l-Hasan Harakanî-Hayatı-Eserleri” adlı, Müntehab-ı Nurul Ulûm’un tenkitli baskısını da ihtiva eden eserdir.

“Her işte önce arama sonra bulma vardır. Tasavvufta ise önce bulma, sonra arama vardır.” diyen büyük sufi Ebu’l-Hasan el Harakanî Hazretleri’ne ait söz ve menkıbelerin sufi eğitimin anlayışı çerçevesinde tam ü kâmil değerlendirmelere ihtiyaç gösterdiği aşikârdır.

Namaz Vakitleri
Şehir :