Kategoriler :
Yazarlar :
Kimdir Hak Dostu?
Tarih : 04.01.2012 10:14:54
Kategori : Tasavvuf
Yazar : Vehbi VAKKASOĞLU
Okunma : 1024
Hakk’a dost olanda düşmanlık kalmaz. Çünkü o,dostluğu öğretene dost olmuş ve düşmanlığı unutmuştur. Düşmanlık duygusu, onda acımak suretine dönüşmüştür. Bu sebeple, yere göğe, kurda kuşa, taşa toprağa ve hele de insana dosttur, Allah dostu... Bu aşkla, insanı Yaratan’a dost etmek, bir başka deyişle hazret-i insan yapmak yolunda koşturur durur. Ümitsizlik yakın yerine yaklaşamaz. Her cana kul diye bakar; kulda Yaratan’ı görür. Kırmaz, kırılmaz; kıyamaz, hep çıkmadık candan umutlanır. Hep duadır dilindeki, bedduayı bilmez, beceremez.

SARHOŞA EDİLEN EN GÜZEL DUA

Ayyaşı, sarhoşu görür mesela, “Allah istikrah ettirsin de kurtarsın evladım” der. Varlık yok gibidir ona, şeffaftır ya da; bakar çiçeğe söz gelimi, “Ne güzel yaratılmış” der, sahib’ini görür, anar. Her eser O’ndandır, O’nundur, O’na götürmek, O’nu göstermek içindir. Bu yüzden Allah dostu, daima şevk-i mutlak üzeredir. “Ha demeden hayran olur” Yunuslayın… Kendisi de yok gibidir aslında, şeffaftır… Mutlak ve hakiki varlık ancak O’dur, bir ve tek olandır… Hayırların hepsi O’ndan lütuftur, ihsandır, ikramdır, hediyedir Şerler ise, nefsin hilesi, desisesi… Aldanışlar, aldatışlar, olumsuzluklar, batıranlar, karatanlar… Bütünü nefisten ve işbirlikçisi olan lanetli Şeytan’dan…

DOST, HAKK’I HATIRLATIR

Maneviyatta yol aldıkça, Hakk’a yaklaştıkça arınır, kurtulur nefsin tuzaklarından, melekleşir… Bu duygunun adamına, bu yolun yolcusuna bakınca, sadece dost görünür, dost hatırlanır, dost’a yaklaşılır. Çünkü o, “Görüldüğünde Hakk’ı hatırlatandır.” Hak Dostu’nun yolu, Hakk’a en çok dost olan’ın yoludur. Başka türlüsünü yolsuzluk bilir. “Yol oldur ki Hakk’a vara” der. nu izleyen, hep hakk’ı bulur. Onların şiarı vermektir. Kendilerinde olanı da, olmayanı da verirler. Hakk’tan, ancak vermek için isterler. Son sözleri Besmele olur; ilk adımlarını atarken asıl âleme, “Bismillahirrahmanirrahim” derler. Susarken konuşurlar, maneviyata susamış olanlara ab-ı hayat sunarlar.

İNSANIN KURTULUŞUNU İSTERLER

Kıyamazlar kaçırmaya, uzaklaştırmaya; mümkün olduğunca sırtlarlar, sürüklemek isterler cennete… İnsanın kurtuluşu adına fedadırlar; “Bu milletin imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içerisinde yanmaya razıyım!” diye feryat ederler. “Dövene elsiz, sövene dilsiz” olurlar; seviyelerini her şartta, herkese karşı korurlar. Derviş gönüllü olmaktan asla taviz vermezler.

ÖVGÜ AĞIRLIK OLUR ONLARA

“Ben” demezler, nefislerini “ KUR’ÂN’ın kevserinden süzülen tatlı büyük bir havuza atıp eritmişlerdir”; benliğe, bencilliğe dair bir şey bırakmamışlardır. Bir hizmet olsun da, “Bizim yerimiz, caminin papuçluğu olsun, yeter” derler; makam, mansıp, şan şöhret istemezler. Fazla hürmetten sıkılırlar, övgü ağırlık olur onlara… Sevindirerek sevinirler. Örnektirler. “Yap!” demezler; yaparak gösterirler. Pamuk ipliğiyle bağlı olanları bile koparmazlar; gerektiğinde peşinden koşup, mesafeyi muhafaza ederler.

NAZ ÇEKERLER NAZLANMAZLAR

“Gel, gel, gel kapımız ümitsizlik kapısı değildir” derler; ama gelmeyene de giderler. Naz çekerler; nazlanmazlar. Kırmazlar ve kırılmazlar. Her şeyi Allah’tan bilirler. “Yapan, yaptıran Allah’tır” derler. Her şey O’ndandır; o halde başa gelen her şey baş göz üstünedir. Üstlerin e kızgın kül döküldüğünde, bu dikkatsizliği yapana kızmazlar da, “Hakkım ateşti, şükürler olsun ki, külle kurtuldum” der, bunu da lütuf bilip, sevinirler.

KÖPEK Mİ DEĞERLİ, SEN Mİ?

İmam eğer Azam ise, en ağır hakaretlere bile kızamaz, kırılamaz; daima hoş karşılar, hikmet arar, aynı seviyeye asla düşmeden, akıl ve mantık çerçevesinde cevap verir. Mesela, kendisine , “Şu köpek mi daha değerli, yoksa sen mi?” diyen gayr-i müslimi dahi adam yerine koyar; bu saçma sorusunu da ciddiye alarak, şöyle cevaplar: “-Eğer ben nefsimin esiri isem, o köpek benden çok yüksek ve değerlidir. Fakat ben, eğer Allah’ın sadık ve samimi bir kulu isem, gelmiş ve gelecek bütün köpek neslinin toplamından bile kat kat daha yüksek ve değerliyim.” Adam yerine konulan saçma sorunun sahibi, Allah dostunun ellerine yapışır, özür diler; insafa ve İslâm’a gelir…

KERAMET İSTEYENE

Allah dostu, Şah-ı Nakşibend gibi, dürüstlüğü keramete tercih eder. Doğru İslâmiyeti, dosdoğru yaşamak, her kerametten daha önemli bir keramettir ona göre… Bu görüşe bir de derin tevazu katar, “Hiç kerametinizi görmedik” diyenlere, “Bunca günaha rağmen, hâlâ ayaktayız, yetmez mi?” diye sorar. Onlar görünmeyi değil, gizlenmeyi tercih ederler. Görünen hallerini de hiç kendilerinden bilmezler; sadece İlahi bir ikram ve ihsan olarak izah ederler. Allah dostu, kendisini Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye ile sınırlar. Ötesi boştur. Kur’ansız ve Sünnetsiz olamazlar. Varlıklarını, dirliklerini, diriliklerini, Allah ve ahiret imanından alırlar. Kendilerinde varlık vehmetmezler; her şeyi Allah’tan bilir; “Yapan, yaptıran Allah’tır” derler.

O ERLER Kİ

O erler ki, gönül fezasındalar, Toprakta sürünme ezasındalar. Yıldızları tesbih tesbih çeker de, Namazda arka saf hizasındalar. İçine nefs sızan ibadetlerin, Birbiri ardınca kazasındalar. Günü her dem dolup her dem başlayan, Ezel senedinin imzasındalar. Bir ân yabancıya kaysa gözleri, Bir ömür gözyaşı cezasındalar. Her rengi silici aşk ötesi renk; O rengin kavuran beyzasındalar. Ne cennet tasası ve ne cehennem; Sadece Allah’ın rızasındalar. Necip Fazıl Kısakürek

Namaz Vakitleri
Şehir :