Kategoriler :
Yazarlar :
Önder ve Örnek Hocalar
Tarih : 03.02.2012 11:20:18
Kategori : Güncel
Yazar : Vehbi VAKKASOĞLU
Okunma : 1183
“Osmanlı İnsanı” adlı bir kitabım var; orada anlattım misalleriyle, insanın hası, hakikisidir Osmanlı diye… İşte o has ve hakiki insan, o toplumdaki has ve halis hocaların eseridir. Çünkü, Osmanlı’da hocanın da hası, hakikisi, halisi vardır. Bu muhteşem hocalar, hoca olmayı sadece öğreten değil, tam mânâsıyla eğiten, insan eden, kafadan önce kalbe giren mânâsına alırlar. Böyle oldukları için de, hocaya duyulan derin saygı, onları toplumun en çok sevilen ve güvenilen kanaat önderleri haline getirir; sözlerinin üzerine söz olmaz. Onlar İmam-ı Azam olurlar; binlerce talebe yetiştirirler, gül yetiştirir gibi… Onlar da, o büyük İmam gibi, “Talebelerim benim gözümün nuru, kalbimin sürurudur” derler. Kabiliyet gördü mü kişide, kaçırmaz onu bağlayıverir ilme, girer gönlüne… İlim adamı olacak insandadır gözleri… Bulurlar, alırlar, yüreklerini imanla, irfanla yoğururlar, adam ederler, örnek ederler. Onların en etkili ve en önemli eseri, öğrencileridir. Bir tohum gibi düşerler toprağa ama, bin dirilirler, hiç ölmezler, nesillerce hizmetleri, himmetleri sürüp gider… Bir bakarsınız Mevlânâ olurlar; hocaların hocası iken, devrin Sultanı “Manevi babamsın, hocamsın, başımın tacısın” dediği demde, çığlık çığlığa “Hamdım, yandım, piştim!”derler. Hem tevazu dersi verirler, hem de irfandan öte irfan vardır iz’anıyla örnek olur, “Tamım!” diyenin ham olduğunu öğretirler.

“Nasreddin Hoca olurlar, sadece medresede ders vermezler; her yeri mektep, herkesi talebe bilerek, halka öğretmen, önder, neşe olurlar. Ortalığın yangın yerine döndüğü helaket ve felaket asrında, yüzleri ve gönülleri güldürmek başarısını gösterirler. Böylece öğretirken güldürür, güldürürken irşat ederler. Halkı yükseltmek için, hep halkla olurlar, ellerinden ve gönüllerinden tutarlar. İçlerinden biri gibidirler. Böylece, bir ve beraber olarak yaygın eğitimi başlatırlar. Onlar Şeyh Edebali olurlar, Akşemseddin olurlar, Ebu’s Suud olurlar, Yahya Efendi olurlar, Aziz Mahmud Hüdai olurlar… Baştakilere, saltanat sahiplerine, amirlere, güçlülere yol ve yön gösterirler; sultanın sultanı olurlar böylece. Pusula gibidirler. Her yamulma ve sapma onlarla düzlenir, stikamet bulur.

“BEN BIRAKMIYORUM, ONLAR TERK EDİYORLAR”

Hüsrev Efendi gibidirler; analarından hoca olarak doğmuşlardır, doymazlar öğretmeye… “Hocam, bu son dersimiz olsun. Sizi daha fazla yormayalım bu hasta halinizle” der, talebeleri. Doksan yaşındaki Hoca, güç kalkar ayağa ve kıbleye yönelir ve şöyle niyaz eder Rabbi’ne:

“Allah’ım, sen şahit ol! Ben bırakmıyorum, onlar terk ediyor.”

Bunlar sonudur Osmanlı’nın ama, ruh ilk günkü gibidir. Süleyman Efendi gibidirler; eğitime ara vermek için hiçbir engeli mazeret saymazlar. Medreseler kapatılınca, evini mektep yapar. Ev yasaklanınca da, treni okula çevirir. İki kompartman, iki sınıf olur. İstanbul’dan alınan Adapazarı gidiş dönüş biletleri de Hoca’dandır. Gidene ve dönene kadar okutur talebelerini. Ne şikâyet eden komşu, ne de polis takibi… Bir de güzel teneffüs Adapazarı’nda, yemekli, namazlı… Anasından hoca doğmuş olanı, hiç bir engel durduramaz.

TALEBEYE “ALLAH” DEDİRTMEK İÇİN

Konyalı Hacı Veyiszade gibidirler; en olumsuz şartlarda, eziyetlerde, dışlamalarda dahi hocalığı sürdürürler. Onları hiçbir kabalık, katılık ve hakaret, okuldan ve öğretmekten kaçıramaz. Çünkü, eğitim en önemli ibadetleridir. Derler ki, “Ben ders verdiğim okulda bir talebeye “Allah” dedirtmek için kırk münafığın kahrını çekmeye razıyım!”

Yaşlılık, hastalık, aşağılanma, takip, hapishane gibi mazeretler de durduramaz onları; Gönenli Mehmed Efendi gibi bir ömür hocalık yaparlar, o zor zamanlarda binlerce talebe yetiştirir. Her biri, çağa damgasını öyle vurur, gönülleri öyle dalgalandırır ki, tesirleri gelecek asırlara da taşar, taşınır. Bu tesir, önce yürekten yüreğidir. Yüreğe damgasını basan hoca; saygı makamında anadan, babadan öne geçer. Onları geçebilmek için, anne, baba olmak yetmez, ilaveten bir de hoca olmak gerekir. Örnektir hoca… Önderdir… Yaşama biçimini verir talebesine, yüreğini güzelliklerle nakış nakış işler. Ve öyle bir sevilir ki, o hocanın evinin bulunduğu tarafa doğru ayak uzatılmaz, İmam-ı Azam’ın yaptığı gibi… Hocaya vefatından sonra da, vefa gösterilir, geride bıraktıkları hep saygı makamında tutulur. Tıpkı Hacı Cemal Öğüt Hocamızın, “Hocamın kızıdır” diyerek, yaşıtı hanımefendiyi ayakta karşılayarak, hürmet etmesi gibi.

“SİZ CANLI KUR’ÂN’SINIZ”

Hocayı en çok meslektaşı takdir eder, sever, destekler. Mesela hafız olan hocanın ellerine yapışır ve “Siz canlı Kur’ân’sınız, bırakınız da öpeyim” der… Hafız olan hoca da ona, “Efendim, siz de Kur’ân’ın mânâsını ne güzel açıklıyorsunuz; canlı bir mektepsiniz; asıl sizin eliniz öpülür ” diyerek, hafız hocanın ellerine eğilir. Hoca, ilmin izzetini her daim korur. Kim olursa olsun şahısların hatırı için, ilmin gerektirdiği vakarlı duruşu bozmaz. Cihan padişahlarına karşı bile, bu şerefli duruşu sergilemiş nice ulu hoca vardır amma, mesela, bir Akşemseddin bunların en çok dikkat çekenidir.

“AKŞEMSEDDİN’İN HUZURUNDA TİTRERİM”

Çağ açıp çağ kapatan İstanbul Fatih’i, “Herkes benim huzurumda titrerken, ben de Akşemseddin’in huzurunda titrerim” der. Koca Fatih, en büyük mutluluğunun Onun devrinde yaşamak olduğunu söyler. Ama o hoca, vereceğini verdikten sonra talebesinden kaçar; onu saltanatıyla baş başa bırakır. Çünkü vereceği bitmiştir; alacağı da bulunmamaktadır; artık Manevi saltanat Sultan’a yakın olmamayı gerektirir. O hocalar, bilgiyi gönül imbiğinden geçirip rafine hale getiren irfan ehli kişilerdi. Vazifeleri bitince, çekiliverirlerdi. Tıpkı Akşemseddin gibi… Fatih Sultan Mehmed’e, kendi eseri olan Fatih medreselerinde bir odacık vermeyen, imtihansız asistanlık sunmayan da, o muhteşem hocalardı.

“KARARINIZ YANLIŞTIR PADİŞAHIM”

Bir Ebu’s Suud Efendiyi hatırlamak bile, yeter de artar bu ulu hocaları tanımak için… Zira,Yavuz Sultan Selim gibi celalli bir sultana , “Kararınız yanlıştır!” diyen ve ona geri adım attıran hocadır o. Şeyhülislam İbn-i Kemal’in atının ayağından sıçrayan çamuru kaftanının süsü bilen ve “Bu kaftanı sandukamın üzerine serin” diye vasiyet ederek, hoca hürmetini zirveleştiren de aynı Sultan değil miydi?

Bir de Sultan Ahmed’in Aziz Mahmud Hüdai’si vardır. Hocası, manevi babası, mürşidi… Eline abdest suyu dökmeyi şeref bildiği hocası… O hocalar, sultanın sultanı olmayı başarmış muhteşem örneklerdi. Allah rızasından asla sapmazlar ve O’ndan başkasından da hiçbir şekilde korkmazlar, doğruyu en doğru biçimde öğretirlerdi. Çünkü onlar, sadece bilginin değil, gönül güzelliği olan irfanın da efendisi olmuşlardı…
Namaz Vakitleri
Şehir :