Makaleler > Servet YALÇIN > Fıkıh > Ölümün Düşündürdükleri
Kategoriler :
Yazarlar :
Ölümün Düşündürdükleri
Tarih : 16.11.2012 11:15:43
Kategori : Fıkıh
Yazar : Servet YALÇIN
Okunma : 1100
 İçinde yaşadığımız kâinatta ne varsa en küçüğünden en büyüğüne kadar hiç bir şey amaçsız, gayesiz ve boş yere yaratılmamıştır. Her şey ama her şey belli bir plana, programa göre yaratılmıştır. Kâinattaki bütün mevcudat, zerreden-kürre’ye, atomdan- galaksiye kadar her şey Allah’ımızın bu programına göre hareket eder. Hiçbir şey bu programın dışına çıkamaz. Çünkü Allah’ımızın kâinatın işleyişinde değişmez kanunları vardır. Kur’ân-ı Kerim bunlara “Sünnetullah” demektedir. Allah Teâlâ bu sünnetleri (kanunları) hiçbir şahıs, sınıf, zümre, coğrafya veya başka bir şey için veya başka bir sebeple değiştirmez. “Allah’ın kanununda bir değişme bulamazsın; Allah’ın kanununda bir sapma bulamazsın.”(Fatır/43) Eğer değişirse kanun olma özelliğini kaybeder. Çünkü kanun herkese eşit ve herkes için aynı olandır.

Yukarıdan bıraktığımız bir cismin aşağı doğru hareket etmesi. Yer çekim kanunu. Geceyle gündüzün peş peşe gelmesi. Mevsimlerin birbirini takip etmesi. Suyun dünyanın her tarafında belli bir santigrat derecede kaynaması.  Belli bir soğuklukta donması. Ve dünyaya gelen her canlının ölmesi; ölüm kanunu bunlardan sadece birkaç tanesidir.

Evet, ölüm Allah’ımızın bir kanunudur. Hem de değişmez bir kanunu. Herkesi bağlıyor. İlk insan Hz. Âdem(as) itibaren bugüne kadar ölümsüz hiç kimse gösterilemez. Bunlar içerisinde başta sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa(sav) olmak üzere insanlık tarihinde görev yapmış yüz yirmi dört bin peygamber bu kanuna uymuşlar. Aynı zamanda Allah’ımıza inanmayan azılı düşmanlar da uymuşlar bu kanuna. Firavunlar, Nemrutlar, Hamanlar, Şeddatlar ve Ebu Cehiller. Çünkü Allah’ımızın kanunu kesin ve değişmezdir. “Her can, ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.”(Ankebut/57)

Hiçbir canlı bu kanunun dışına çıkamadı ve çıkamayacaktır. Bu kanun kıyamete kadar sürecektir. Çünkü kıyamet büyük organizmanın yani kâinatın ölümüdür. Kâinattaki her şey bu kanundan nasibini alacaktır. Güneş ölecek, gök kubbe, yıldızlar, yer küre fonksiyonunu yitirerek bir nevi ölümü tadacaktır.(bkz.Tekvir/1-15)

Demek ki, ölüm bize bütün mevcudatın ölümcül ve sonlu olduğunu hatırlatıyor. Zaten her başlangıcı olanın bir de sonu vardır. Başlangıcı olmayan sadece Allah’ımızdır. O ezelidir. Sonu da yoktur. O ebedidir. Onun dışındaki her şey sonradan yaratılmışlardır. Ve sonları da vardır. “Allah ile beraber başka bir tanrıya yalvarma. Ondan başka tanrı yoktur. Onun zatından başka her şey helak olacaktır. Hüküm onundur ve ona döndürüleceksiniz.(Kasas /88) “Yeryüzünde olan her şey yok olacaktır. Yalnız Rabbi’nin zatı baki kalacaktır.(Rahman/26-27)

Ölüm dünya hayatımızın sonlu olduğunu bize hatırlattığı gibi buradaki nimetlerin de sonlu olduğunu hatırlatıyor. İçinde yaşadığımız hayata isteyerek gelmediğimiz gibi, gidişimiz; bu hayatı terk edişimiz de isteğimizin dışında olmaktadır. Bütün bunların bizim dışımızdaki bir iradeyle sevk ve idare edildiğini, bu iradenin sahibinin de Allah olduğunu bize haber veriyor ölüm. Eğer insan kendi iradesine terk edilecek olursa, ebedilik isteyecek ve belki de hiç ölmek istemeyecektir. Zaten insanın içindeki “tul-i emel” çok yaşama arzusu değil midir, onu dünyanın geçici nimetlerinin arkasından koşturup yaratılış gayesini unutturan? Belki çoğu zaman bizi bu düşten uyandıran bir yakınımızın ölümü olmaktadır. Çünkü ölüm en güçlü uyarıcıdır ve sık sık hatırlanmalıdır. Peygamber efendimizin:”Ağızların tadını kaçıran ölümü sık sık hatırlayınız” uyarısı dünya muhabbetinin kalbe yerleşmemsi, yani âhireti bırakıp tamamen mesaimizi dünyaya harcamamız için olsa gerektir.

Sahiden eğer ölüm olmasaydı nasıl olurdu? Ölümsüz bir hayat düşünmek mümkün değildir. İnsanlık tarihi yaklaşık on bin seneyle ifade edilmektedir. O günden itibaren ölüm olmasaydı insanları yeryüzüne nasıl sığdıracaktık? Şu anda yaşayanlar mevcut nimeti paylaşamadıkları için birbirlerini öldürüyorlar. Ya tüm insanlık hayatta olsaydı halimiz nasıl olurdu? Tam burada imdadımıza Allah’ımız yetişiyor ve ölümün bir nimet olduğunu bize hatırlatıyor. “O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O,üstündür, bağışlayandır.”(Mülk /2)

Bir müminin ölümü nimet olarak sayması için birçok neden vardır. Biz sadece iki tanesini hatırlatalım. Bir, Allah’ımız yarattığı için güzeldir. Hayat nasıl nimetse ölüm de öyle nimettir. İki Fahri kâinat efendimiz ölümü tattığı için ölüm nimet hem de güzel bir nimettir. Şair öyle diyor:

Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber.

Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber?..( N.F.K.Çile,113)

Hayatının sonuna doğru yaşlanmış bakanı olmayan yaşlılar için ölüm, belki de bir kurtuluştur. Mümin için dünya denen sıkıntılı hayatın, zindanın sonu yeni ve ebedi bir hayatın başlangıcıdır. Öyleyse ölüm korkulacak bir şey değildir. Tam tersine hayatının her anında ölüm ve ötesini düşünenler için sevgiliye kavuşma anıdır. Allah’a kavuşma. Ait olduğumuz yere kavuşma. Çünkü “biz Allah içiniz ve biz O’na döneceğiz”(Bakara/156) ayeti bize bunu muştulamaktadır. Onun içindir ki, ölümün ötesini görenler, ölüm gecesini “şebi arus” yani sevgiliye kavuşma anı olarak anlamışlardır. Ölümden ancak gideceği asıl yere azık hazırlamayanlar ve ölümü bir son olarak kabul edenler korkarlar.

Allah’a ve âhiret gününe iman edenler eli boş gitmemek için ölüme her an için hazırlıklı olmak zorundadırlar. Çünkü ölümün ne zaman geleceğini hiç kimse bilemez. Ölüm meleği haber vermeden kapımızı çalmaktadır. Her an gelecek gibi hazırlıklı olmak zorundayız. Zira Azrail (AS) geldikten sonra eksikliklerimizi tamamlamak için müsaade istesek bize müsaade vermeyecektir. Çünkü O da “Ecelleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne de öne geçerler.”(Araf/34) emrine uymaktadır.

Netice olarak madem ölüm Allah’ımızın değişmez, her kesi bağlayan, bir kanunudur. Ve madem hayatımızın bir gerçeğiyse ve bundan kurtulmamız mümkün değilse; o zaman bizim dışımızda ölen her kişinin ölümüyle sıranın bize geldiğini düşünerek kendimizi ona hazırlamalıyız. Her geçen anımızda ölüme biraz daha yaklaştığımızın bilincinde; biten ve bizim gibi sonu ölümle(kıyametle) bitecek olan bir hayata değil de, sonu olmayan bir hayata daha çok mesaimizi harcamalıyız. Zira içinde yaşadığımız dünya hayatı o, hayatı kurmak için bize verilmiş. Yoksa dünyanın geçici nimetlerine dalıp asıl hayatı unutmak için değil. İşte ölüm ün bize bunu hatırlatması gerekir. Eğer hatırlatmıyorsa ve her ölüyü gördüğümüzde ve ölümü düşündüğümüzde hayatımızda âhiret mesaisi artmıyorsa o zaman ölümden ibret almıyoruz demektir. Unutmayalım ki, ölüm mutlaka bize gelecektir. Ve her gelecek yakındır. Bundan kurtuluş yoktur. “Nerede olursanız sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine ölüm sizi bulur”(Nisa/78) Allah’ımız bize hayırlı ölümler nasip etsin.(âmin)
Namaz Vakitleri
Şehir :