Makaleler > Servet YALÇIN > Fıkıh > Kur’ân Ve Sünnete Göre Mutlu Bir Hayatın On Altın Kuralı
Kategoriler :
Yazarlar :
Kur’ân Ve Sünnete Göre Mutlu Bir Hayatın On Altın Kuralı
Tarih : 05.09.2012 11:02:20
Kategori : Fıkıh
Yazar : Servet YALÇIN
Okunma : 1438
İçinde yaşadığımız bu dünya hayatının bin bir ahvali vardır. Bazen sevinç, bazen hüzün, bazen acı, bazen tatlı, kimi zaman mutlu, kimi zaman mutsuz. Ama her halükarda akıp giden ve tükenen bir hayat. İnsanoğlu bu hayatın geçiciliğini bildiği halde hep mutlu olmak ister, mutluluğu yakalamak için çırpınır durur. Kimi mutluluğu geçici heveslerde arar, onları elde edince sevinir. Mesela para gibi. Kimi makamda kimi de dünyanın bir başka zevkinde. Oysa dünyanın kendisi gibi geçici olan hiçbir şeyi mutluluğun kaynağı değildir. Belki insanın kendini mutlu addettiği geçici bir histir.

GEÇİCİ HEVES...

Eğer insanlar uğruna ahiretlerini bile feda ettikleri dünyanın geçici nimetlerinde mutluluğu yakalasalardı onlardan usanıp bıkmazlardı. Çünkü insan beğenerek aldığı elbiseyi bir müddet giydikten sonra hevesi kaçabilmektedir. Bu, aldığı araba ve içinde oturduğu ev vs. için de geçerli bir kuraldır.

Hatta, insan bazen geçici bir mutluluk için kendisine zarar bile verebilmektedir. Uyuşturucu kullananlar geçici de olsa hayatın sıkıntılarını unutup rahatlamak için bu işi yaptıklarını iddia ediyorlar. Hareketli müzik, moda gibi şeyler huzuru yakalayabilmek için başvurulan bazı yollardır.

Oysa insan dünyaya ait şeylerde huzur bulamaz, çünkü dünya ve içindeki her şey dünyaya ait olan bedenimize hitap ederler, bedenimizin ihtiyacını karşılarlar. Hâlbuki bizim bedenimizin yanın da bir de ruhumuz var. Ve biz huzur ve mutluluk gibi halleri bedenimizle değil ruhumuzla hissederiz. O zaman mutluluk veren şeylerin ruhumuzu ilgilendiren şeylerden olması gerekir. Allah (cc)’ın ilk insan Âdem babamızı dünyaya indirdikten sonra ona peygamberlik vermesindeki mesaj bu olsa gerek. “Yani ey insan! Dünyadaki şeyler senin bedeninin ihtiyacı; bunlar senin ruhunu doyurmaz. Senin ruhunun ihtiyacı ise benimle irtibat kurmandır. İşte o zaman huzuru yakalarsın. Yoksa hep tek taraflı kalırsın. Mutluluğu yakalayayım diye çırpınır durursun.” Demek ki insan Allah’la irtibatı kadar mutludur, çünkü ruhun doyumudur mutluluk.

Acaba günümüz insanının dünyaya aşırı düşkünlüğünün altında bu huzur arayışını yanlış yerde araması mı yatmaktadır? Bulamayınca daha çok hırslanmaktadır. Bu da onu bütün yolları meşru görmeye kadar götürmektedir.

Peki, “İmân eden (Allah’la irtibatı kuran) Müslümanlar neden huzursuzdur?” diye insanın aklına takılmıyor değil. Çünkü imân edenler ruhlarının ihtiyacını vermiş olmaktadırlar. Yoksa şekilde mi kalıyoruz? İbâdetlerimiz mi bedenselleşti? Bedenimiz ibadet yaparken ruhumuz, fikrimiz, zihnimiz, gönlümüz ona eşlik etmiyor mu? Ya da doktorun ilaç tarifesine mi uymuyoruz? Yani bedenimize verdiğimiz gıdadan daha az gıda mı veriyoruz ruhumuza? Veya hiç ruhumuzun farkında değil miyiz?

Kur’ân-ı Kerim’e ve onu hayatında canlandıran Fahri Kâinat Efendimiz (sav) in yaşam tarzına(Sünnet-i Seniyye’ye) baktığımız zaman ruhumuza daha çok zaman ayırmamız gerektiğini anlıyoruz. Yoksa gittikçe dünyevileşen günümüz insanı ve Müslüman’ı en çok aradıkları huzuru yakalamaları çok zor görünüyor.

İŞTE MUTLULUĞUN SIRLARI;

1-Seher Vaktini Değerlendirmek:  Gecenin son çeyreği, imsakten önceki zaman dilimi olarak tarif edilir. Herkesin tatlı uykuda olduğu bir dönemde, kişinin Rabbiyle baş başa olduğu sessiz an. Bütün dış etkilerden arınmış bir vaziyette hata-kusur-günahları için ya da yapması gereken ama yapamadıkları için istiğfara yoğunlaştığı feyizli vakit. (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik, bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir. (Ali İmran,16-17)Maddi ve manevi rızıkların taksim zamanı. İşte bu vakitte uyanık olanlar, ruhlarını gıdalandırırlar ve huzuru yakalarlar. Peygamber Efendimiz (sav)’in ve ondan sonra gelen âlim ve âriflerin değerlendirdiği bu vakti bizde gücümüz nispetinde değerlendirmeye gayret edelim.

2-Tefekkür İçin Halvet(Yalnız kalmak): Tefekkür Kur’ân-ı Kerim’in üzerinde durduğu ve bizi teşvik ettiği önemli ibadetlerimizden birisidir. Zira bizi diğer mahlûkattan ayıran tek farktır tefekkür. Kendini bulmak için tefekkür. Kâinatı zerreden küreye kadar yaratıcısını takdis için tefekkür, imânın taklitten tahkike geçmesi için tefekkür. Ve daha önemlisi insanın iç âlemine dalıp kendine zaman ayırması. Modern dünyanın, modern insanının ne kadar ihtiyacı var, makineleşmemek için tefekküre. “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah (cc)’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru.” derler. (Ali İmran,191)

3-Salihlerle Beraber Olmak: “Üzüm üzüme baka baka kararır”demiş atalarımız; kiminle teşriki mesai yaparsanız onun gibi olursunuz. Günahkârlarla ve günah ortamında fazla bulunursanız kalbinizi kasvetleşir, huzursuz olursunuz. Ama iyi insanlarla beraber olursanız ibâdet azminiz artar ve ruhunuz huzur bulur. Bulunduğumuz ortamlara dikkat etmemiz gerekir, çünkü güzel koku satan dükkâna girerseniz güzel kokarsınız, başka bir şey satana giderseniz kötü kokarsınız. Üzerinize bulunduğunuz ortamın kokusu ve özellikleri siner. “Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dûa edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.”(Kehf,28)

4-Allah’ı Unutmamak; Zikir: Kur’ân-ı Kerim’de birçok âyet bizi yaratanımızı unutmamaya davet eder. Bu da insanın her halükârda O’nu zikretmesiyle mümkündür. “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. ” (Ali İmran,191) İnsan mutlaka bu üç halden birisi üzeredir. Ya ayaktadır ya oturuyordur ya da yatıyordur. Ve İnsan en büyük mutluluğu O’nu unutmamakta bulur. “Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.”( Rad,28)

5-Huşu İle İki Rekât Namaz: Namaz Allah’ımızla irtibat kurmaktır. Her Müslüman huşûsu kadar irtibat kurar. Yani huşû namaz içinde kişinin namazdan aldığı hazdır. İrtibat(huşû) ne kadar güçlüyse o kadar zevk alır. Hz. Ali (ra) Efendimiz en sıkıntılı zamanlarında namaz kılarmış, dünyanın sıkıntılarından kurtulmak için. Onun için Fahri Kâinat Efendimiz (sav) farz namazlarla beraber kıldığı “revatıb” sünnetleri dışında nafile namazlar kılmıştır. Ne kadar ihtiyacımız var; Muhammedî(sav) hayat tarzına.” Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler”(Müminun,2)

6- Manasını Düşünerek Kur’ân Okumak: Allah’ımızın kelâmını anlayarak okuma adeta O’nunla konuşmak gibidir. Onun için bir kimse Kur’ân oku duktan sonra “ben Allah’la konuştum” derse yalan söylemiş olmaz derler. Hele bir de mesajı anlıyorsa okudukça okuyası gelir insanın. Allah’ımız da Kur’ân-ı Kerim’i okuyup üzerinde düşünmemizi istiyor; “Onlar Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalplerin üzerinde kilitleri mi var?”(Muhammed,24) İşte böyle âyetleri tefekkür ederek okuyanlar, onun mânâ iklimine dalanlar oradan çıkmak ve ruhlarını bağladıkları rabbani frekansı değiştirmek istemezler. Bu da insana müthiş bir haz verir. Ömrünü Kur’ân hizmetine adayanlar bu feyzi yudumlayan ve bundan büyük bir haz alanlardır. Yoksa hiç bir kitap bu kadar tekrar okunmazdı. Bir iki tekrardan sonra usanç verirdi.

7-Sıcak Bir Günde Oruç Tutmak: Allah (cc)’nun en çok hoşlandığı ibadetlerden bir tanesi de; sadece O’nun rızası için bütün nefsanî isteklerini terk ederek oruç tutmasıdır. Nefsine Allah için oruç tutturan mü’min bunun huzurunu burada yaşarken asıl alacağı mükâfatı görünce duyacağı sevinci Peygamberimiz (sav) haber veriyor: “Âdemoğlunun bütün amellerine on mislinden yedi yüz misline kadar mükâfat verilecek. Allah Teâlâ oruç hariç diyecek; çünkü O benim içindir onun mükâfatını ben veririm.(Kulum) yemesini içmesini ve şehvetini benim için terk etti. Oruçlunun iki sevinç anı vardır: Biri iftar ettiği, diğeri Rabbine kavuştuğu andır.” (Buhari, Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, Nisai ve İmam Malik rivayet etmişlerdir.)

8-Gizli Gizli Sadaka Vermek: Sadakanın her çeşidi sevaptır ve insanı mutlu eder. Hele gizli olanı; içine gösteriş adına hiç bir şey karışmamış olanı. O, insana farklı bir huzur verir. Çünkü Allah (cc) ibadetini gizli yapmak isteyenleri ummadıkları mükâfatlarla ödüllendirir. “Fakat gizlide Rablerine saygılı olanlara gelince, onlar için bağış(lama) ve büyük mükâfat vardır.” (Mülk,12) Peygamber Efendimiz (sav) de sadakasını gizli gizli verenleri hiç bir gölgenin olmadığı bir günde onları arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıftan biri olarak müjdelemiştir. “Yedi sınıf insan vardır ki Allah Teâlâ onları hiçbir gölgenin bulunmadığı (Kıyamet) günde Arş’ın gölgesinde gölgelendirir. Adaletli yönetici Allah’a ibadetle büyüyen genç kalbi camilere bağlı kimse Allah için birbirini seven bu uğurda bir araya gelip bu sevgi ile ayrılan iki kimse mevki sahibi olan güzel bir kadın tarafından birlikte olmaya çağırıldığı halde “Ben Allah’tan korkarım” cevabı ile karşılık veren kimse sağ elinin verdiği sadakayı sol eli duymayacak şekilde gizli sadaka veren kimse tenha yerde Allah’ı anarak gözleri yaşla dolup taşan kimse.” (Buhari Ezan 36; Zekât 16; Rikak 24; Müslim Zekât 30; Tirmizi Zühd 53).

9-Bir Müslümanın Sıkıntısını Gidermek: Dara düşen, başı sıkışmış bir yardım eli bekleyen bir Müslüman’ın sıkıntısını gidermek. Yüzündeki hüznün gidip yerini sevince terk ettiğini müşahede etmek; insanı en çok mutlu eden olaylardan birisidir. Peygamber Efendimiz (sav)’in müjdesine göre: “ Kim bu dünyada bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamet günü onun bir sıkıntısını giderir. Kim bir Müslüman’ın bir ayıbını gizlerse Allah da kıyamet günü onun bir ayıbını gizler. Kul kardeşine yardım ettikçe Allah da ona yardım eder.” (Müslim, Ebu Davut, Tirmizi rivayet etmişlerdir.)

10-Geçici Olandan Yüz Çevirmek(Zühd): Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi?” Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.”(Nisa,77)

Ah! Keşke yapabilseydik. Gönlümüzü ebedi olana çevirebilseydik. Sonlu olanların sıkıntılarımızın sebebi olduğunu anlasaydık. İnanın onlar için ne kendimizi, ne ahiretimizi, Allah ve Peygamberinin sevgisini, O’nun yoluna hizmeti, ne de hiç bir şeyimizi tehlikeye atmazdık. İnsanlar bunlar için birbirlerini öldürmezlerdi. Biz Müslümanlar birbirimizin kalbini kırmaz, birbirimizin ayaklarını kaydırmak için uğraşmazdık. Ebedi olana odaklanır “ortada elmas varken cam parçalarına tav olmaz, tenezzül etmezdik”. Kısaca hayatımız güllük gülistanlık olurdu. Daha dünyadayken hayatını gülistana çevirenler bakın ne demişler:

“Faniyim, fani olanı istemem.

Acizim, aciz olanı istemem.

Ruhumu Rahmana teslim eyledim, gayr istemem.

İsterim, fakat bir yâri baki isterim.

Zerreyim, fakat bir şemsi sermed isterim.

Hiç-ender hiçim, fakat bu mevcudatı birden isterim.”


(B.S.N,İman küfür Müvazeneleri,148)
Namaz Vakitleri
Şehir :