Makaleler > Salih EREN > Güncel > Celal Hoca’nın Büyük Rüyası: İmam-Hatipler
Kategoriler :
Yazarlar :
Celal Hoca’nın Büyük Rüyası: İmam-Hatipler
Tarih : 02.11.2011 13:28:21
Kategori : Güncel
Yazar : Salih EREN
Okunma : 1433
Celal Hoca kutlu bir zincirin halkası olarak yirminci asırda Türkiye’de yaşamış büyükbir âlim, “meselesi olan bu adam”dır.Topçu’nun cümleleri ile ifade etmek gerekirse,“Eğer bütün maddî imkân şartları kendisine verilmiş olsaydı, Celal Hoca hayatının son yıllarında dahi İslâm dinini, medeniyet âleminde yirminci asır cemiyetini yaşatabilecek bir seviyeye yükseltici inkılâbı yapmaya muktedir bir mütefekkirdi. Onun gibi bir ilim ve din adamını, değil memleketimizde,hatta İslâm dünyasının ufukları arasında bile tasavvur etmek zordur.”

CUMHURİYET HALK PARTİSİKONGRESİNDE DİN İHTİYACI

Özgürlüklerin başlandığı bir dönemdeTürk halkının bir takım talepleri olmuştur. CHP, 1946 seçimlerinde halkın DP’ye yönelmesinin sebebi olarak halkın dinî inancını ve yaşayışını kısalttığını çok iyi biliyordu.Cumhuriyet Halk Partisi 1947 yılında yaptığı parti kongresinde din eğitimi konusunda önemli kararlar aldı ve deyim yerindeyse bir bakıma “halka taviz vermeye” başladı.Bunun için bir komisyon kurdu. İmamve hatip gibi din görevlileri yetiştirmek üzerebir okul açmak, yüksek din bilgileri ve mütefekkirleri yetiştirmek için üniversitede bir İslâm Fakültesi kurmak, ilkokullara dinbilgisi dersleri koymak gibi bazı tavsiyelerde bulundu. Parti yönetimi de zaman içinde bu tavsiyelere uymayı benimsedi. Bundan maksat ise, baştan beri partinin dinî konulara, din eğitimi ve öğretimine karşı soğuk ve ilgisiz davranması, hatta tümden yasaklaması, vatandaşlarına zulme varacak şekilde uygulamalarda bulunmasından dolayı kaybettiği oy tabanını yeni kurulan siyasi partilere kaptırmamak. Bir başkaifade ile kaybettiği oyları yeniden toparlayabilmek. Komisyonca yapılan tavsiyeleri prensip olarak benimseyen CHP yönetimi öncelikle İmam–Hatip okulunu açma fikrini benimsedi. Fakat partililerden bazılarının son anda yaptıkları müdahaleler sonucu okul kursa çevrildi. Bu çerçevede alınan karar sonucu ilkokulların 4. ve 5. sınıflarına din dersleri kondu. Ve 1948 yılında ölülerimizi yıkayacak, kefenleyecek ve gömecek“din adamı” ihtiyacını karşılamak amacıyla İmam– Hatip Kurslarının açılmasına izin verildi ister istemez.

CHP İMAM-HATİP KURSU AÇIYOR

Konuyla ilgili Sabahattin Zaim’in hatıralarında nakledilen bir diyalog vardır. Demokrat Parti ezici bir çoğunlukla iktidara gelmeden önce, İnönü zamanında Başbakan olan Şemsettin Günaltay’la İlim Yayma Cemiyetinin kurucularından Yusuf Türel arasında geçen bir konuşma, İmam–Hatiplerin kurulması konusunda bize önemli ipuçları vermektedir. Bu konuşmada Yusuf Türel’in yanında Cemiyetin avukatlarından Seniyüddin Başak, Celal Hoca ve Hasan Basri Çantay da bulunur. İmam-Hatip Kursları daha ortada yokken ve Şemsettin Günaltay daha İnönü tarafında Başbakanlık makamına getirilmemişken gerçekleşir bu konuşma. CHP içinde “İslâmcı” kimliğiyle önemli bir yeri olan Günaltay’a, Yusuf Türel:- Bir zamanlar gelecek ki Kur’ân-ı Kerim okunamayacak, okunsa dahi okuyan onu anlamayacak. Size tamamen hükümetin icraatı olan bir şey söyleyeyim. Siz gayret gösterirseniz,dini bugünkü gençlere okutmak yine mümkün olacaktır, dedi. Şemsettin Günaltay:- Nasıl yani? deyince iki kelimeyle cevap verdi Türel:- Mektepler açarak! Bunun üzerine Günaltay,Tevhid-i Tedrisat Kanununu engel olarak gösterdi. Daha sonra Celal Hoca başta olmak üzere heyettekiler, 1930 yılında kapatılan İmam – Hatip Mekteplerinin ihya edilebileceğini ifade ettiler. Bilindiği gibi1924’te Şer’iye ve Evkaf Vekâleti ile beraber medreseler de kapatılınca daha sonra yerine İmam–Hatip Okulları açılmıştı. Fakat sonra bu okulların önce alt kısmını kapattılar, daha sonra da lise kısmına devam edecek talebe bulunmadığı gerekçesiyle kapısına tamamen kilit vurdular. İşte Demokrat Parti’nin ayak seslerinin duyulduğu bir zamanda Şemsettin Günaltay, kapatılan İmam–Hatiplerin birkaç vilayette açılabileceğini söyledi. Bu konuşmadan kısa bir süre sonra da Başbakan oldu. Aynı heyet Şemsettin Günaltay’ı Başbakan seçtikten sonra ziyaret ederek daha önce aralarında geçen konuşmayı hatırlatır ve İmam–Hatip kursları böylece faaliyete geçer.

KURSTAN KALICI OKULA

1950 seçimlerinden sonra, ülkede iktidardeğişir. Adnan Menderese Başbakan,Tevfik İleri Millî Eğitim Bakanı olur. Celal Hoca da bütün plan ve programıyla hazırdır. Ankara’da kapıları çalar, zorlar, işi usûlve esasına göre derece derece yoluna koyar.Artık büyük bir mutluluk ve müjde içinde,milletine armağan edeceği okulların kuruluşu tarihî günler içinde adım adım gerçekleşmektedir. Celal Hocanın işi Tevfik İleri’nin bakanlığa gelmesinden sonra kolaylaşmıştır. OrhanOkay, Hocaefendinin bütün teferruatıyla hazırladığı İmam–Hatip programını yanına alıp eniştesi Mustafa Sabri Sözeriile beraber Ankara’ya gittiklerini hatırlıyor. Nurettin Topçu’nun en yakın arkadaşlarından olan Cahit Okurer Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin Özel Kalem Müdürü olarak görev yapmaktadır. Cahit Okurer vasıtasıyla Celal Hoca, Tevfikİleri’den randevu ister ve düşüncesini bakanadirekt olarak anlatır. İmam–Hatip projesinin bakanlıktaki prosedürünü Özel Kalem Müdürü takip eder. Okurer, bazen Celal Hoca’yı alıp Tevfik İleri’nin evine gidiyor, bazen de bakanı ve diğer karar verme makamındaki yetkilileri evine çağırarak onunla buluşturuyordu. Hocaefendi yılların verdiği tecrübe ve üstün bilgiyle kendisini dinletmesini biliyor ve sorulan tüm sorulara makul ve ikna edici cevaplar veriyordu. Nuh deyip peygamber demeyen inatçı muhalifler ise kendi sahasında otoriter bu insanla bulaşmak ve görüşmek bile istemiyordu. Çünkü onunla görüştükleri takdirde ikna olacaklarına inanıyorlardı.Memlekette ölüleri yıkayacak, cenaze namazı kıldıracak, onları dini usûllere göre defnedecek din adamı kalmamıştı. Bu milletin çocuklarına din bilgisi verecek hocayoktu. Celal Hoca muhalifleri ikna etmesini biliyordu.

CELAL HOCANIN İMAM HATİPLERE HİTABI

İmam–Hatipin ilk öğrencilerinden İsmail Karaçam Vefa’daki binada okurken Hoca’nın imam ve müezzinlere yönelik yaptığı bir konuşmayı hatırlıyor. Bu imam ve müezzinler İstanbul’un değişik muhitlerinde bulunan camilerde görev yapan etkilidin adamlarıdır. Hocaefendi burada İmam–Hatip Okullarının öneminden, memleketin bu okullara olan ihtiyacından bahsediyor. İmam–Hatiplerin ayakta durması ve yaşatılması için bakın ne diyor Celal Hoca: -İçinde bulunduğumuz çağ, yalnızca şer’î ilimlerin okutulup onunla yetinilecek bir çağ değildir. Zamanımız insanını tatmin etmek için müspet ilimlerin de beraber okutulması zarureti vardır. Her ne kadar kötü niyetli bazıkimseler tarafından din-i mübin-i İslâm’ın ilme verdiğikıymet baltalanmak istense de, şer’î ilimlerle müspetilimler birbiriyle geçinmez gibi gösterilse de, hattı zatındadurum böyle değildir. İlim ilim olmak itibariyle birdir.İlimler ilim olması bakımından hiçbir zaman birbiriyletaarruz halinde olamaz. Devamlı biri diğerini teyid vetekid eder. Bugün şer’î ilimler okutulduğu takdirde gerikalacağımızdan endişe edilmektedir. Aksine bu ilimlergeri kalmayı değil, devamlı surette ilerlemeyi teşvik edenilimlerdir. Bunların birbirini desteklediğini ancak ve ancakbu iki ilmin (şer’î ve müspet ilim) beraberce okutulduğumüesseselerin kurulması ispat edecektir. İşte bizimİmam–Hatip davamızın kökü buraya dayanmaktadır.

HARAMI HELALİ BİLEN BİR NESİL

İmam–Hatip okulları açıldıktan sonra bu okullardan gerçekten de örnek bir nesil yetişmiştir. Bu ilk neslin çoğu hafızdır. Evet, 1951 yılında İstanbul İmam–Hatip okullarına kayıt yaptıran talebelerin yarısında çoğu hafızdır. Burada Celal Hoca başta olmak üzere öğrencilerin yetişmesinde okulun diğer hocalarının büyük payı vardır. Çünkü bu eğitim yuvalarının manevi atmosferini bir aile ortamı gibi onlar sağlamıştır. Bu neslin parolası hakka ve hukuka riayet etmek, hocalarına saygılı davranmaktır. Hak etmedikleri bir şeye el sürmeme, haramdan kaçınma, kopya çekmeme, doğruluktan ayrılmama başta gelen prensiplerdir. Matematik öğretmeni Rasim Uslugil bir gün alel acele nöbetçi öğrenciye düdük çaldırtarak Bekir Topaloğlu’nun olduğu sınıfı bahçeye topladı ve: - Çocuklar size bir müjdem var, diye söze başladı. Bütün öğrenciler müjdenin ne olduğunu merak etti. Rasim Hoca sonra konuşmasını sürdürdü: Biz bugün öğretmenler kurulu toplantısı yaptık. Şu bahçede meyveleri sarkan elma ağaçlar var ya, günlerdir bir tek meyve bile kopartmamışsınız. Sizi izliyoruz, biriniz bile ona el sürmedi. Öğretmenler kurulu bunun için size teşekkür ediyor.Bunu tebliğ etmekle beni görevlendirdiler. Gerçekten de Vefa’daki İmam–Hatip okulunun etrafında evler vardı ve komşu evin bahçesindeki meyve ağaçlarının dalları okulun bahçesine sarkardı. 350 – 400 talebeher gün o dalların altında oynadığı halde, içlerinden biri dahi dönüp o meyvelerden birini koparmayı aklından geçirmezdi. Bekir Topaloğlu, İstanbul İmam–Hatip Okuluna coğrafya, matematik gibi derslerde öğretmen olarak gelip, bir süre sonra başka okullara giderken hocalar hep ağlamışlardır, diyor ve ekliyor: Çünkü hem geldikleriokullarda, hem de gittikleri okullarda bizim gibi saygılıve çalışkan öğrenciler bulamadıklarını ifade ederlerdi. İşte manevi bir atmosferde büyüyen bu nesil haram –helali bilen, okuduklarını hayatlarında uygulamaya çalışan bir nesildir.
Namaz Vakitleri
Şehir :