Makaleler > Rasim ÖZDENÖREN > Söyleşi > Boşanmanın Nedenini, Evlenmenin Nedeni Belirliyor
Kategoriler :
Yazarlar :
Boşanmanın Nedenini, Evlenmenin Nedeni Belirliyor
Tarih : 07.09.2011 18:29:36
Kategori : Söyleşi
Yazar : Rasim ÖZDENÖREN
Okunma : 1339
Boşanmanın nedenine gelmeden önce evlenmenin nedenini incelemek gerekiyor. İnsanlar eskiden hangi nedenle evlenirdi, şimdi hangi nedenle/nedenlerle evleniyor?

Evlenmenin nedenlerine ulaştığımızda, boşanma nedenlerinin ipuçlarını da elde edebiliriz sanırım. Tolstoy’un evliliğin kutsallığı ile ilgili bir sözü var: evliliğe kutsallığını veren aşktır, diyordu. Buradaki aşk kelimesini mutlaka teknik bir kavram olarak algılamak zorunda değiliz. Kelimeyi sevgi ve saygı bağlamında kullanırsak geleneksel telakki tarzına göre yapılan evlilik ile modern zamanların evlilikleri arasındaki dramatik farklılık da ortaya çıkartılabilir sanırım. Bir gazetede, boşanmayla sonuçlanan evliliklerin aslında daha baştan yanlış evlilikler olduğuna değinilirken evlenme nedenleri olarak şu hususlara yer veriliyordu (bu araştırma kadınlar nezdinde yapılmıştır):

1. ‘Çocuk sahibi olmak istiyorum ve yaşım ilerliyor’

2.’Evlenmek, berbat giden ilişkimi, sihirli bir değnek

gibi düzeltebilir.’

3. ‘Karşıma başka kimse çıkmayabilir.’

4. ‘Eğer yürütemezsem boşanırım.’

5. ‘Yanlış insanla olmak, yalnız kalmaktan iyidir.’ Araştırmayı yürüten çift ve aile terapisti Jennifer Gauvain’in kadınlara tavsiyesi ise net: “En ufak bir şüpheniz varsa, evlenmeyin. Yalnız kalma korkusunun size hükmetmesine izin vermeyin. Sırf yıllarınızı harcadınız diye kimyanızın tutmadığı biriyle nikâh masasına oturmayın. Boşanmayı kaçış yolu olarak da görmeyin. Çünkü pahalı, acılı ve etrafınızdaki herkesi etkileyen bir süreç.” (Taraf, 8 Ağu. 11, pazartesi, s. 20).

Değindiğimiz bu yanlış evlilikler gene de iyi niyete dayanıyor. Niyet iyi, fakat eş seçimindeki yanlışlık evliliğin yürütülmesinde problem çıkartıyor. Fakat modern zamanların evlilikleri her zaman iyi niyetli teşebbüslerin sonucu olarak kurulmuyor. Çok farklı nedenlerle yapılan evliliklerle de karşılaşılıyor. Bu tür evliliklere şimdi “çakma evlilik” deniyor. Tayin, cinsel tercih, aile baskısı, hamilelik gibi nedenlerle anlaşmalı evliliğin moda haline geldiği haber veriliyor. Ve bu evlilikler para karşılığında gerçekleştiriliyor. Verilen bilgiye göre, dünya evinin yıllık kirası en az 2 bin TL’yi buluyormuş. Bazı durumlarda ücret 20 bin liraya kadar çıkıyormuş. (Milliyet, 07 Ağustos 2011).

Ayrıca evlilik üzerinden umulan yanlış beklentiler modern evlilikleri bir aile kurumu olmaktan çıkartıp onu şirket haline dönüştürüyor. Yanlış beklentiler üzerine kurulan evlilikler “keşke” talebiyle sürdürülüyor

ve hüsranla sonuçlanıyor. Söz konusu keşkeleri sıralayan bir yazar, bize şu ilgi çekici sonuçları veriyor:

1. Keşke eşimle evlenmeyip bir başkasıyla evlenseydim. (Kimler benimle evlenmek istemedi ki… Ah aklım ah!).

2. Keşke evlenmek için okulumdan ayrılmasaydım.

3. Keşke eşimin annesi ve babası daha iyi olsalardı.

(Acaba onlar sizin için ne düşünüyor?)

4. Keşke çocuk yapmasaydık.

5. Keşke daha zengin olsaydık.

6. Keşke daha iyi bir arabamız olsaydı.

7. Keşke daha iyi bir evimiz olsaydı

8. Keşke eşim daha güzel (veya daha yakışıklı) olsaydı.

9. Keşke eşim başka bir iş yapsaydı.

10. Keşke çocuğum başka bir okulu kazansaydı.

11. Keşke tatile buraya gelmeseydik.

12. Keşke şimdi bekâr olsaydım.

13. Keşke başka bir şehirde otursaydık.

14. Keşke eşim hastalanmasaydı.

15. Keşke başka bir meslek seçseydim.

16. Keşke çalışmayıp başka kadınlar gibi evde otursaydım.

17. Keşke eşim daha anlayışlı ve daha romantik olsaydı.

18. Keşke eşime uyup evi maviye boyatmasaydık.

19. Keşke, bu koltukları değil, diğerlerini alsaydık.

20. Keşke eşim daha konuşkan olsaydı (veya eşim devamlı konuşmayıp dinlemesini bilseydi).

21. Keşke evlenmeyip kariyer yapsaydım.

22. Keşke zamanında boşansaydım. (Cengiz Hortoğlu, Milliyet, 16.07.2011).

Buradaki keşkelerin (pişmanlıkların) her biri bir beklentiyi veya hüsranı işaret ediyor. Bu keşkeler sonuçta keşke evlenmeseydim dileğine dönüşüyor. Ve eninde sonunda boşanma fikrine ve talebine kadar ulaşılıyor. Evlilik üzerindeki beklentiler aslında insanların telakki tarzıyla doğrudan ilişkilidir. Bu telakki tarzı değiştirilmeden boşanmaların önlenmesini hayal etmek muhaldir. Kaldı ki, boşanmaya, istenmeyen bir eylem gözüyle de bakılmıyor. Bilakis, daha evlenirken yürümezse boşanırım fikri tarafların zihninde yerleşmiş haldedir. Modern zamanın aile ilişkilerini etkileyen dış koşullar da günümüz evliliklerinin niteliğini belirlemede başat faktörlerdir:

*Kadın, özgürlük gibi yüceltilmiş bir kavramın oltasıyla nesneleştirilmiş, köleleştirilmiştir,

*Kadına ucuz işgücü olarak bakılmaktadır,

*Batı dünyasında ucuz işgücü olarak görülen kadın sosyal ve ekonomi alanındaki haklarını savunmak üzere feminizm hareketini başlatmışken aynı hareket Türkiye’de farklı bir boyutta telakki edilmiş, olay, kadınların erkeksi hale getirilmesi biçiminde anlaşılmıştır,

*Cinsel özgürlük adı altında geliştirilen yaşantı biçimi Batı dünyasında insanlarda can sıkıntısı, bezginlik, yılgınlık, umutsuzluk, alkolizm, erken bunama, melankoli, şizofreni gibi yaygın ruh ve sinir hastalıklarının artmasını sonuçlamıştır. Şimdi aynı sıkıntılar bizim ülkemizde de yaşantımızın parçası haline gelmiştir,

*Cinsel özgürlük talebinin arkasından ayrıca sifilis, gonore, herpes, klamidya (chlamydia), AİDS gibi öldürücü ve gelecek nesilleri etkileyen hastalıklar kaygı verici boyutlara ulaşmıştır.

*Dünyanın her tarafında çocuk yaşta anne olan kadınların sayısı korkutucu ölçüde çoğalmıştır,

*Çocukların öldüresiye dövülmesi, yüzbinlercesinin  cinsel taciz kurbanı haline getirilmesi gündelik alışkanlıklar  arasında yer almıştır,

*Alkol ve uyuşturucu kullananların, intihar edenlerin sayısı baş döndürücü bir hızla korkunç boyutlara ulaşmıştır,

* Öte yandan, Batı ülkelerinde, evlenenlerin sayısı azalırken boşanmalar artmaktadır. Fransa’da (ve genelde bütün Avrupa’da) doğumların azalması yaşlı nüfusun artmasına neden olmaktadır. Son bir araştırma raporunun sonuçlarına göre, ülkenin bazı yörelerinde evlenmeler yüzde 40, Paris yöresinde ise yüzde 20’ye kadar düşüyor. 1970 yılında başkentte her 10 çiftten biri boşanıyordu. Oysa 1984’te bu oran iki buçuk çiftte bire yükseldi. Sanat çevrelerinde yaygın olan nikâhsız yaşama modası, giderek orta kesim arasında da yaygınlaşıyor.

Bir açıklamaya göre “aile” kavramı zamanla değiştiğinden, çiftler bu şekilde yaşamayı tercih ediyor. Bu tercih sahipleri için önemli olan evlenmek veya yuva kurmak değil, aşk yaşayıp özgür olmaktır. Ne var ki, Alman hükümeti gibi Fransa hükümeti de, doğumların azalmasını kaygıyla karşılıyor ve doğuma prim veriyor. Bu yolda, evlilik dışı doğumlar bile hoş karşılanmakta, hatta teşvik edilmektedir. Nitekim nikâhsız yaşamaların bir kısmının bu sebepten kaynaklandığı öne sürülmektedir. Nikâhsız olarak çocuk sahibi olmak, anne ve babaya evli olmaktan daha çok olanak sağlamaktadır. (Rasim Özdenören, Yaşadığımız Günler “Nüfus Planlaması” başlıklı bölümden).

* Amerika’da artık çocuk sahibi olma umudu kalmayanlara “yardım” için son yıllarda bir başka yöntem düşünülmüş ve bulunmuştur: “Kiralık Anneler Şirketi”. Şimdi birçok çift, çocuk sahibi olabilmek için bu aracı şirketlere başvuruyor. Kiralık anneleri, isterlerse kataloglardan seçebilme imkânları da var. Seçilen “kiralık anne” suni döllenme yoluyla hamile bırakılıyor. Çiftler, bu yoldan bir çocuk sahibi olabilmek için şirketlere astronomik rakamlar ödüyorlar (yaklaşık 5 milyon lira).(a.g.e.). İç karartıcı bir tabloyla karşı karşıya bulunduğumuz kesindir.

Ancak bu tablo, modern yaşantının yalnızca aile kurumunda tecelli eden bir sonucundan başka bir şey değil. Olay diğer içtimaî, iktisadî kurumlarla ilgileşim halinde düşünüldüğünde ne denli çapraşık ve içinden çıkılmaz bir ilişki bağının içine yuvarlanmış olduğumuz daha berrak biçimde teşhis edilebilir. Burada sadece bir kısmını muhtasar olarak yansıtmaya çalıştığımız modern yaşantının özellikleri arasında boşanma olayı belki de en masum faktörlerden biri olarak algılanabilir. Evliliğin kutsallığını yitirip şirket haline getirilmesi karşısında boşanmanın çoğalmasına sürecin doğal sonucu olarak bakılmalıdır. Çare nedir sorusu bile, bu tablo karşısında anlamını yitirmiş görünüyor. Çünkü çarenin İslam’da olduğunun söylenmesi çoğu kimsenin zihninde karşılık bulan bir kavrama tekabül etmekten çoktan uzaklaşmıştır. Her şeye rağmen çözüm elbette mevcut yaşantının içinden çıkartılacaktır. Haddini aşan şeyin zıddına dönüşeceği fikri bize ilham verebilir. Saadet asrının da cehalet karanlığının ortasından fışkırdığını hatırlamak umudumuzu destekleyecektir.
Diğer Yazıları
Namaz Vakitleri
Şehir :