Makaleler > Rasim ÖZDENÖREN > Güncel > O’nun (sav) Belagati de Mucizedir
Kategoriler :
Yazarlar :
O’nun (sav) Belagati de Mucizedir
Tarih : 09.04.2012 10:33:45
Kategori : Güncel
Yazar : Rasim ÖZDENÖREN
Okunma : 1044
Allah Resulü (sav) gündelik hayatta aile reisi, baba, çocuk, dede, kayınpeder, damat, mesaj sahibi, hukukçu, komutan, devlet yöneticisi, diplomat, tüccar sıfatıyla üstlendiği işlevlerin (misyon) her birinde kemal noktadadır. O (sav), üstlendiği bütün bu işlevleri eksiksiz ve fazlasız olarak, yani tam hakkını vererek ifa etmiştir. O’nun (sav) hangi işlevi öne çıkartılsa, orada bir mükemmellik timsaliyle karşılaşırız. Üstelik onun gündelik hayat içinde ifa ettiği görevler ve işlevler birbirine mükemmellik sadedinde ayna tutar. O’nun (sav) farklı sıfatlarla eda ettiği görevlerin her biri diğer sıfatlarda yansımasını bulur; o yansımalar da tek tek öteki sıfatlarının ve görevlerinin üstünde tecelli eder.

BİRBİRİNİ BESLEYEN AHLÂKÎ ÖRNEKLER

İnsan olarak üstün bir akıl melekesiyle mücehhezdir. Ahlâk itibariyle kâmil bir örnek oluşturur. Tevazuda zirvedeyken o tevazu onun aynı zamanda vakarına ayna tutar. Vakarı ise karşımıza bir heybet abidesi diker. Bir yandan vakar ve heybet abidesiyken, bu durumu onun müsamahasıyla bütünleşir. O’na (sav) mahsus olan cömertlik ancak seha kelimesiyle ifade edilebilir. Cömertlik azimle kazanılabilir. Seha ise kişide kendiliğinden ve fıtri olarak mevcut bulunan bir haslettir. Seha sahibi, verdiği üzerinde bir karşılığı olacak mı mülahazasına asla yer bırakmaz. Bu özelliklerinin yanında onun doğruluğu, güvenilirliği,iffeti, şefkati, merhameti, ahde vefası ekmel noktadadır. Cesareti, sabrı, adaleti diğer özellikleriyle birlikte zikredilmelidir. Biz, burada bir bakışta O’nun (sav) akla gelebilecek özelliklerini zikretmeye çalıştık. Ancak O’nun (sav) büyüklüğü burada saydığımız ve sayamadığımız özelliklerin tümünden daha fazladır. Bu özelliklerin herhangi birinde temayüz etmiş olan sıradan bir kişi bir başına o özelliği ile hayırla yâd edilmeye liyakat kesbetmiş sayılırken, bütün bu özellikleri ve fazlasını şahsında taşıyanın mertebesini tahayyül etmek gerekir.

DEDE VEYA KOMUTAN OLARAK

Allahın Resulü (sav) gündelik hayatta ifa ettiği rollerinin her birini yerine getirirken, öteki bütün özellikleri de aynı zamanda işbaşındadır. O (sav), savaş alanında komutan olarak görevini ifa ederken ne kadar dirayet sahibi ise, aile babası olarak da, torunlarının dedesi olarak da, komşu vb. olarak da o ölçüde dirayet sahibidir Cömertliği, tevazuu, kısacası zikredilen bütün özellikleri, onun gündelik hayatında toplumunu yönetirken de, ailesini yönetirken de, komşuluk görevini yerine getirirken de işbaşındadır. Belirtilen özelliklerinin tümü belli bir an ve belli bir durumla mukayyet değildir; hayatın bütün alanlarında ve bütün veçhelerinde, aynı anda yürürlüktedir. Belirtmeye çalıştığımız bu durum, başka hiçbir insanda bu ölçüde ve böylesi bir dengede bir araya gelmiş değildir.

KELİMELERİ TANE TANEYDİ

O’nun (sav) belagati de, misyon üstlendiği hizmetlerin her veçhesinde ve her an devrede bulunur. O yalnızca vaaz ederken veya hutbe irad ederken değil; bir çocukla konuşurken, birini teselli ederken, kendisinden ayaküstü nasihat isteyen birine tavsiyede bulunurken ve her daim belagatle konuşur. Konuşmasında ne eksiklik vardır, ne fazlalık... Aklında ne varsa dilinden o fikir kelime halinde dökülür. Onun kelimeleri, ashabının şahadetine göre sayılabilecek kadar tane tane ağzından çıkar. Ve insanların zihnine ve hafızasına kazınacak ölçüde açık seçik ve etkilidir. O’nun (sav) konuşması muhatabının aklına göre biçimlenir. Bir bedevi o konuşmayı kendi birikimine göre idrak edebileceği gibi, şehirli ve tahsilli birinin de onu kendi kapasitesi ölçüsünde idrak etmesine müsaittir. O (sav), delillerini hasmının idrakine ve bilgisine göre dermeyan eder. Getirdiği deliller herkes tarafından kendi idrakine göre kabul edilebilirdir. Dile getirdiği anlam tutarlıdır ve ortamın gereğine tam uygundur. Bu söylediklerimiz, bütün eksiklikleriyle birlikte O’nun (sav) belagatinin genel ve temel özellikleridir.

SÖZLERİ BİRBİRİNİ TAMAMLAR

O’nun (sav) belagatinin ayrıca iki farklı niteliği vardır:

1. O’nun (sav) şerefli hadislerinin her biri öteki hadislerle bir arada düşünülebilir, onların her biri birbirinden bağımsız olarak belli bir dünya görüşünün şekillenmesine yol verir. “İşçinin ücretini alnının teri soğumadan veriniz” mealindeki hadis, “Ey Ebuzer, çorba pişirdiğinde suyunu bolca koy ki, komşularınla paylaşasın!” mealindeki şerefli hadisi ile son tahlilde, adil bir iktisadî düzenin tesisinde aynı ölçüde müşir olmaya adaydır. İsraf, cimrilik, cömertlik üzerine söylenmiş olan mukaddes cümlelerinin her biri Müslüman toplumun iktisadî yaşantısını düzenlemeye yeterlidir.

2. O’nun (sav) şerefli hadislerinin herhangi birinden, başka hadislerde ifadesini bulan gerçekliklere ve Kur’ân’ın anlamına yol bulmak mümkündür. Çünkü bu hadislerin her biri geniş bir anlamı mümkün olan en kısa cümleyle ifade etme maharetindedir. Bu durum da Allah Resulü’nün (sav) her an tecelli eden mucizeleri cümlesindendir. Öte yandan işbu şerefli hadislerin her biri sanki bir kanon kitabından alınmış veya orada vücut bulmuş gibidir. Bu demektir ki, onların her biri efradını cami ağyarını mani bir özellik taşır. O’nun (sav), başka kabilelerle yaptığı ve bizzat dikte ettiği anlaşma ve antlaşmalar dil itibariyle birer belagat şaheseri olduğu gibi, uluslar arası anlaşmalar olarak da bunca yüzyıldan bu yana uluslar arası ilişkilerde hâlâ aşılamamışlardır ve ebediyen de aşılamaz olarak kalacaklardır. Medine Vesikası olarak adlandırılan metin hem uluslar arası ilişkiler yönünden, hem iç hukuk yönünden getirdiği kurallar açısından günümüze kadar gelmiş olan ve halen günümüzdeki demokrasilerin hiçbirinin ulaşamadığı ve içinde bulundukları düzlem itibariyle de ulaşmaları hayal bile edilemeyecek ilkeler getirmiştir. Bu metnin, İslâm toplumunun Müslüman olmayan üyelerine (zımmîlere) sağladığı hukukî düzenleme elan imrenerek bakmaya değer ilkeler öngörüyor.

ADALETİN ÖLÇÜSÜ

Bir defasında, bir hukukî ihtilâf muvacehesinde kendisine müracaat eden kimselere söylediği şu söz bir hukuk feraset, basiret ve belagatinin harikalarındandır: “Siz davalaşmak üzere benim yanıma geliyorsunuz. Olabilir ki, sizden biri delilini daha güzel anlatır, fakat diğeri böyle yapmaktan aciz kalır. Bu sebeple bir kimseye kardeşinin hakkını vermiş olursam, ancak ona ateşten bir parça koparıp vermiş olurum!” Bu cümle, birbiri içinde anlam katmanları saklıyor. Anlaşıldığı kadarıyla cezai değil, fakat hususi bir hukuk ihtilafıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Bu gibi meselede yargıç, halen evrensel olarak kabul görmüş bir ilkeye göre taraflardan birine delil getirme hususunda yardımcı olmaz ve ona yol göstermez. Çünkü burada herkesin haklarını dermeyan etmekte ve susmakta kendi çıkarını herkesten daha iyi bildiği varsayımı işler. Mezkûr hadis bir kere bu evrensel ilkeyi dile getiriyor ve davanın ancak tarafların öne sürdüğü delillere bağlı kalınarak çözümleneceğini dermeyan ediyor. Aynı zamanda tarafları delillerini dermeyan etme hususunda uyarıyor ve uyanık olmaya davet ediyor. Davanın ispatı zımnında taraflardan birinin salt delil getirmekte acze düşmesi nedeniyle “hakikate” uymayan bir karar istihsal edilmiş olması halinde, bunun sorumluluğunun yargıca değil, fakat taraflara ait olacağı hususundaki bir ilkeye atıfta bulunuluyor.

Böylece bu bir tek hadiste hem hukuk usulüne ilişkin bir ilkenin dile getirildiğini, hem de zahir ile batın arasında fark olabileceğini görüyoruz. Hukuk usulü açısından dermeyan edilen gerçeklik şu ki, yargıç tarafların delilleriyle bağımlıdır. Onun verdiği karar, salt hakikati değil, fakat tarafların yargıç önünde dermeyan ettikleri delillerin gösterdiği gerçekliği ifade etmektedir. Yani zahir (yargıcın kararıyla ortaya çıkan gerçeklik) ile batın (salt hakikatin kendisi) burada evrensel düşünce tarihinin iki anahtar kelimesini oluşturuyor. Grek felsefesinden günümüze kadar (İslâm düşünce tarihi de içinde olmak üzere) düşünce tarihinin özeti bu iki anahtar kelimenin mazharında mündemiçtir. Platon’dan öncekileri hesaba katmasak bile Platon’la birlikte ideler âlemi ve onun izdüşümü veya yansıması olan içinde yaşadığımız bu dünya, biri batındaki hakikati, öteki zahirdeki gerçekliği ifade ediyor. Kant, bu iki kavramı numen ve fenomen kavramlarıyla dile getiriyor. Whitehead’in sözünü tekrarlarsak Batı felsefe tarihi Platon’a düşülmüş dipnotlarından ibarettir. Karl Marks da aslında zahirdeki iddiasına rağmen, temelde Platoncu çizginin uzantısıdır ve o çizgi günümüze kadar devam edip gelmektedir.

Şuraya gelmek istiyorum. Allah Resulü’nün (sav) hadislerinden her biri dikkatli bir tahlile tâbi tutulduğunda, bir başına bir hayat düzeni kurmaya yeterli olduğu kadar, bir düşünce dizgesi meydana getirmeye de müstaittirler. Herhangi bir beşerin herhangi bir alanda O’na (sav) ulaşması imkân dışıysa belagatte bu hal tümüyle muhal görünüyor. Sıradan insan erdem sahibi olmak istiyorsa onunla yarışa çıkmaya değil, O’nu (sav) örnek almaya özenmelidir.
Diğer Yazıları
Namaz Vakitleri
Şehir :