Kategoriler :
Yazarlar :
Kurban ve Kan
Tarih : 13.10.2012 16:29:05
Kategori : Eğitim
Yazar : Rasim ÖZDENÖREN
Okunma : 1157
 Kan, yemesi, içmesi haram veya mekruh olmakla birlikte, zatı itibariyle mukaddes ve mübarek, dirimsel bir sıvı, bir dokudur. Kanı, içinde yer aldığı bünyenin ırasını da belirleyen temel faktörlerdendir, diye kabul ediyorum. Kişinin nesebi onun kanının özelliği ile belirlenir. Kan ile ilgili sözler arasında kanı temiz veya kanı bozuk olma deyimleri, onun soyunun temizliği ile ilişkilidir.

İmdi. Kimileri, kurban kesmenin, kurban bedelini sadaka olarak ödemek suretiyle yerine getirilebileceğinden bahsediyor. Gerekçe olarak da, tutulamayan oruçların yerine bu suretle bir kefaret ödemeyi misal gösteriyor. Aslında, burada iki husus karıştırılıyor. Oruç tutamamanın gerekçesi ile kurban kesememenin gerekçesi mahiyet itibariyle birbirinden farklıdır.

Oruç, bedensel bir ibadettir, tutulamaması bedenin zafiyetiyle ilgili bir özellikten ileri gelir. Kurban ise, son tahlilde malî bir ibadettir ve yerine getirilememesi ancak malî yetersizlikle ilgili olabilir. Ve onu yerine getiremeyene bu bakımdan bir kefaret yüklenmesi de söz konusu olmaz.

Kan akıtmanın anlamını isabetli biçimde kavramayı başaramazsak, bu konuda sağlıklı bir kanaate sahip olmamız mümkün görünmüyor. Türkçede kan akıtma deyimi kurban kesmenin müteradifi (eşanlamlısı) olarak kullanılır.

Kurban ibadeti de öteki ibadetlerde olduğu gibi ancak belli bir zaman diliminde ve ancak belli bir disipline riayet edilmek suretiyle eda edilebilir. Ona, gelişigüzel bir sadakanın ifası olarak bakıldığında anlamından saptırılmış olur. Nitekim kurban, yalnızca Allah rızası için kurbanın kanının akıtılmasından ibarettir. Onun etinin tasarruf edilmesiyle ilgili işlem bir başka bahistir.

Ve bu işlemin (kurban etinin bir biçimde değerlendirilmesinin) gereği gibi yerine getirilememiş olması, kurban ibadetinin sıhhatini etkilemez. O kadar ki, kurban kesme yerine, o kurbanın etinden daha fazlasını sadaka olarak dağıtmak, kurban kesme ibadetinin yerine geçmez. Onlar, iki farklı işlem (ve elbette ibadet) türüdür.

Oruç, belli bir bağlamda mide ile ilgili bir ibadetken Ramazan Bayramı sadaka ile ilişkilendirilmiştir. Kurban Bayramı ise, görünüşte hayvan kesimi bağlamında ele alınabilecekken gerçekte mide ile ilişkilendirilmemiştir. Bazılarının sandığı gibi insanın (fakir fukaranın) protein ihtiyacının karşılanması esas alınmamıştır. Kurban hayvanının ancak belli hayvanlarla mukayyet olması ve onların da mutlaka kesilerek kanının akıtılması gerçeği bu hususta aydınlatıcı sayılmalıdır.

Kurban olarak kesilmesi gereken hayvanların protein değerinden daha fazlasını vaat eden başka hayvanların kurban edilmesinin caiz görülmemiş olması anlamlıdır. Nitekim domuz etinin protein değeri itibariyle küçükbaştan veya sığırdan daha zengin olduğu söyleniyor, ama onun kurban edilmesi caiz görülmüyor. Demek ki, mesele etin kendisinde veya onun protein değerinde değil, başka bir noktada temerküz ediyor. Binaenaleyh kesilecek kurbanın proteinine denk bir gıdanın sadaka edilmesi, kurban yerine geçmeyeceği sarahat kazanıyor. Buradan kurbanın anlamını kan akıtmada bulması durumu açıklık kazanmaktadır.

Nasıl ki, Ramazan orucunun yerini başka bir oruç veya ibadet tutmazsa; hac farizası Zilhicce ayının 10. gününde Arafat’ta durmak ile kaimse ve o günün ve o yerin dışındaki duruşların hiçbiri hac farizasının yerine getirilmesi yerine geçmezse; kaçırılan vakit namazları, başka hiçbir namazla telafi edilemezse;kurban ibadeti için de aynı durum söz konusudur.

Kurbanın belli bir tarihte (Zilhicce ayının 10., 11., 12. günü ikindi vaktine kadar) eda edilmesi farzıdır. Bunun dışında kesilecek olan kurban, vacip olan kurbanın yerine geçmez; farklı bir ibadetten madut olabilir, fakat maksadı belli olan kurban olmaz, olması mümkün de değildir. Kurbanın nakdî bedelininse hiç önemi yoktur; binaenaleyh daha pahalı olan sadakalar da kurbanın yerine geçmez... İlla belli hayvanların, belli bir tarihte kesilmek suretiyle kanının akıtılması gerekir.
Diğer Yazıları
Namaz Vakitleri
Şehir :