Makaleler > Rasim ÖZDENÖREN > Eğitim > Eğitimin Anlamı Bağlamında Din Eğitimi
Kategoriler :
Yazarlar :
Eğitimin Anlamı Bağlamında Din Eğitimi
Tarih : 04.06.2012 14:25:44
Kategori : Eğitim
Yazar : Rasim ÖZDENÖREN
Okunma : 1032
Eğitim, bilginin, geleneğin ve alışkanlıkların nesilden nesile aktarılması olayıdır. Bu olay edilgen olmayıp bilakis etken bir işlemdir. Bu itibarla aktarılan bilgi, gelenek ve alışkanlık aynı zamanda yenilemeyi ve yenilenmeyi tazammun eder. Eğitim yalnızca edilgen yüzüyle geçerli olsaydı söz konusu bilgi, gelenek ve alışkanlığın aktarılması, başka bir söyleyişle onların öğretilmesi yeterli sayılabilirdi.

Oysa eğitim etken bir faktörü içermektedir ve bu itibarla yalnızca öğrenimden ibaret kalan bir faaliyet değildir.Öğretilenlerin veya öğrenilenlerin öğrencide –ki, öğrenci kavramı yediden yetmişe veya beşikten mezara herkesi kapsar- içkinleştirilmesi sürecini de içine alır. Öyleyse eğitime bir kültürü meydana getiren tüm ögelerin bir nesilden ötekine aktarılması faaliyeti olarak bakabiliriz.

KÜLTÜR NEDİR?

Konu buraya gelince karşımıza “Kültür nedir?” sorusu çıkar. Kültürü insanın ihtiyacını karşılamak üzere ortaya çıkardığı her türlü el ve zihin ürünüdür diye tanımlamak mümkündür sanırım. Hıristiyan Batı dünyasında din, kültürün unsurlarından herhangi bir öge olarak kabul ediliyor. Oysa İslâm dünyasında din gündelik hayatın içinde yaşanan bir gerçeklik olduğu için, dinin dışında kalan bir hayat alanını tanımı gereği tasavvur etmek söz konusu değildir. Başka biçimde söylediğimizde, Hıristiyan Batı dünyasında din kültüre nispetle tanımlanırken, İslâm dünyasında kültür dine nispetle bir anlam taşır.

Hıristiyan Batı dünyasında din kültürün bir cüzü iken, İslâm dünyasında kültür dinin hayata geçirilmesinin tezahürüdür. Bu itibarla Hıristiyan Batı dünyasında din, kendisine ihtiyaç duyuldukça başvurulan bir kültür faktörü derekesine indirgenmişken, İslam'ı bir hayat tarzı olarak yaşayan Müslümanların dünyasında din yaşanan hayatın kendisi olarak tezahür eder. Böylece bir Müslümanın hayatında dinin kapsamadığı, değinmediği hiçbir hayat tezahürü mevcut bulunmaz: hukuk, ahlâk, iktisat, idare vb. alanların tümü dinin o alandaki tezahüründen ibarettir.

Olaya felsefe terimleriyle baktığımızda İslam dünyasında din ontolojiyi, epistemolojiyi, etik ve estetik dünyayı kapsama alanının içinde bulundurur. Eğitim olayına teorik görüngüden baktığımızda manzara budur.

CUMHURİYET VE EĞİTİM

Ancak Türkiye'de Cumhuriyet rejimiyle birlikte biz bütün bir geçmişimizi ret ve inkâr durumunda bırakıldığımız için, eğitim de asal mihrakından sapmış, yeni rejimin isterlerine göre biçimlendirilmeye çalışılmıştır. Burada karşılaşılan vahim durum şudur: eğitim eğer bilginin, geleneğin ve alışkanlıkların bir nesilden diğerine aktarılan egzersiz (talim) ve öğretim süreci ise –ki biz öyle görüyoruz- Cumhuriyet rejimiyle birlikte bu bağlamda yeni nesillere aktarılacak olan şeyler, yalnızca nevzuhur kültür faaliyetleri cümlesiyle mukayyet kalacaktı. Ve öyle de kalmıştır.Bu bağlamda geçmişe zorunlu olarak bir atıfta bulunmak gerektiğinde, bu atfın maksadı yalnızca yeni oluşumu (Cumhuriyet ilkelerini) destekleme sadedinde kalabilir ve ancak o düzlemde yer bulabilirdi.

Eğitime bu mantıkla ve bu zihniyetle bakıldığı için, üstelik Batı hayat tarzı yeni nesillere ulaşılması gereken bir ideal dünya olarak hedef gösterildiği için, kendi kültürümüze ait olan bütün değerler bilinçli olarak göz ardı edilmiştir. Medreselerin, tekkelerin kapatılması bu anlayışın sonucu olarak uygulanmıştır. Medrese ve tekke İslam’ın yaşandığı bir kültür ortamında anlam taşıyordu. O kültür ortamı lağvedilince medresenin ve tekkenin yaşama ortamı da zaten kendiliğinden işlevsiz bırakılmış oluyordu.

Ancak medreseyi, tekkeyi lağvetmek insanları kendiliğinden dinsiz bırakmayı sonuçlamazdı. İnsanlar, dinlerine medrese ve tekke olmadan da sahip çıkmaya devam edebilirdi. Nitekim etmişlerdir... Fakat bu durum insanların kafasını –özellikle yeni nesiller açısından- fena halde karışıklaştırdı. Yeni nesiller, kendilerini Müslüman olarak tanımlasalar, hatta dinlerine sahip çıkma hususunda hassasiyet sahibi görünseler bile, bölmeli kafa taşıma mağduriyetinden kurtulamamışlardır. Yeni nesiller bu bağlamda, tıpkı Hıristiyanlar gibi, dini camiden ibaret görmüşler ve onu da arada bir ziyaret edilen bir “dinsel mekân” olarak tasavvur etmeye başlamışlardır.

Oysa gerçeklikte İslam’da cami, kiliseye tekabül eden bir kavram değildir. Hıristiyanlıkta kilise dinin kendisi iken, İslam’da cami yalnızca bir toplanma mekânından ibaret bir anlama sahiptir. Cumhuriyet rejiminin Müslüman insanın kafa yapısına ilişkin getirdiği en dramatik değişim kendi dinini anlamaktan uzak tutulmuş olmasıdır.

DİN DERSİNİN ANLAMI

Yeni eğitim düzenlemesiyle (bu düzenlemeye bir sistem veya telakki tarzı demekten bilinçli olarak kaçınıyoruz) tedrisat programına bir biçimde din dersinin konulması, temelde, kurulu düzenin temel kafa yapısını değiştirmeye matuf bir rol oynamayacaktır. Öğrencinin kafasında din dersinin anlamı coğrafya dersinden, beden eğitimi dersinden veya tarih, müzik gibi bir dersten farklı bulunmayacaktır. Başka bir söyleyişle bölmeli kafa yapısı yürürlüğünü icra etmeye devam edecektir. Bu son mütalaamızın iyi anlaşılmasını rica ediyorum. Bu mütalaamız “din dersi konulmasın” anlamını tazammun etmiyor. Fakat din dersinin, öğrencinin kafasında kategorik bir yer işgal etme ihtimaline ilişkin bir sakıncayı vurgulamak istiyor.

Böyle olursa, öğrenci, “Din dersinin hayatta bana ne lüzumu var?” diye düşünebilir. Bu soru öğrenciler tarafından her bir müstakil ders sadedinde her zaman sorulmaktadır. Burada din dersinin programlanmasıyla birlikte, öğrenciye bu dersi anlatacak öğretmenin niteliği de devreye giriyor. Din dersinden maksat soyut olarak dinler tarihini okutmaktan ibaret olmamalıdır. Bir hayat tarzı olarak İslâm dininin anlamı öne çıkartılmalıdır. Bu açıdan Allah Resulü’nün hayatının öğretilmesi olumlu bir girişim sayılabilir. Eğer öğrenci İslâm'ı öğrenecekse, İslâm'ın beş şartının ibadetler toplamından ibaret olmadığını, ibadetlerin dinin diğer şartlarından yalnızca birini işaret eden bir küme teşkil ettiğini öğrenmelidir.

İşbu öğretimin münderecatında İslam'ın hukuk, ahlâk, amentü şartları da anlatılmaya çalışılmalıdır.Son söz olarak şu hususun altını çizelim: Eğer din eğitimi dostlar alışverişte görsün kabilinden ele alınmıyorsa, onun hakkını verme zımnında yapılması gereken her ne varsa yapılmalıdır. Bu ülkede konuya en yetkin biçimde katkı sağlayacak yeterlikte bilim adamının mevcut olduğu kabul edilmelidir.
Diğer Yazıları
Namaz Vakitleri
Şehir :